Bütün derslerimize deva olacak ayet I celile Kuran azimüşşan'da Hud Suresi yüz on üçüncü ayet-i celile. Allah'ın izniyle hissediyorum, hepimizde bir sıkıntı var. Hem şahsi olarak sıkıntılarımız var. Ev olarak var, aile olarak var, evlat olarak var, mal mülk, akraba olarak var, çevre olarak var, mahalle olarak var, ilçe olarak var. Bunun yanında il olarak var, ülke olarak var. Artık bütün dünyada İslam ülkelerindeki yangınlar, seller, hastalıklar, karışıklıklar pek çok. Acaba bunun devası nedir? Asıl bunu düşünmek lazım. Biz devayı hiçbir zaman başka yerden beklemeyeceğiz. İki tane bizim devamız var. Bu devamlı anlatılıyor ama beyinlerde sıcak tutulmuyor bu. Gönüllerde sıcak tutulmuyor. Böyle hatırlanı verip geçiyor. Hatırlanı verip geçiyor. Ya bayramda ya seyranda böyle çok nadir bir hatırlayıcı ama devamlı canlı tutmamız gerekiyor, deva bulmamız için.
Mesela doktor ilaç veriyor, diyor ki ilk anda o ilaçtan bir tane aldığı zaman o haptan bir ter geçiriyor. O bazı rahatsızlıklar da gribal rahatsızlıklarda bir ter diyor, o terleyişle hastalık geçti zannediyor. Doktorlar diyor ki bitene kadar kullanın. Allah'ımız ilaçları bize verirken bitene kadar kullanın. Essahibinlah, sana ölüm gelinceye kadar Rabbine kulluk et buyuruyor diyor. Yani belli bir zaman değil, her vakit. Esanı ve Abud, Rabbeke hatta yetiyekel yakim Ölünceye kadar, belli bir zaman değil, kulluğumuz her an. Bu ilaçlardan en önemlisi ilaç demek bile bize bir ar gibi geliyor. Utanmamız icabiler, Allah'ımızın Kitabı Kerim'i ayet-i celile esrar dolu. Essence Zalimlerin yanında olmayın, sonra ateş sizi de yakar. Allah'tan başka dostlarınız olmadığına göre bir yerden yardım da göremezsiniz. İmam-ı Azam Rahmetullah Ali Hazretleri değişik bir husus söyleyeceğim.
Doktor gelir muayene için ayaklarını uzatmasını söyler. O da ters tarafa ayağını uzatır. Neden böyle yaptınız deyince hocam Hammad Hazretlerinin evi vardı der. Mürşidimiz, kamilimiz arka verilmez oraya. Yani bir saygı duyulur, bir hürmet edilir. Onlar kimseye bir şey dendiği zaman bakılmaz. Onlar bizim canımız gibi kardeşimiz onlar. Babası intisaplı, anası intisaplı, bizim kardeşimiz onlar. Rencide edilmez hiçbir zaman. Sonra insan evinden dışarı çıksa gördüğü her şey Allah'ımızın bir ayetidir. Çünkü o yaratmış. Onun yüce kudretinin eseridir. Bu gözle bakacağız. O zaman ne olur? Şaşı bakmamış olmuş. Yani insanları rencide etmemek. Okuyoruz büyüklerimizin hayatında hep gördüğüm şu, dinimizde bir kural ya, din Allah'a tazim mahlukata şefkat. Allah'a tazim mahlukata şefkat. Şimdi Ebü'l Mevahib Şazili Hazretleri var. Buna aleyhissalatü vesselam Efendimiz bizzat müdahalede bulunmuşlar.
Ey Ebul'l Mevahip insanlara göre muamele etme. Şu şunu yaptı, şu yanlışlığı yaptı deme. Sen kendi haline göre muamele et diye Allah'ın Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize yol gösteriyor. Hüsnü'l muaşere çok önemli, çok mühim. Bakın bir şey diyeyim size, İnsanları incitmeme babında Sami Fende Hazretleri oturuyor, yanında mübarek kimseler var. Daha çok genç bizim yaşımız. Böyle çay dağıtılacak, zaten bizim hanemiz bir dergah gibi. Daha dedemden beri rahmetullahi aleyh hizmet edilmiş. Çaylar kondu, tabakları dağıtmak istedi. Orada bir tanesi eliyle iteledi bizi. Bak bu bize ağır gelir. Çünkü gençsin o anda. İstiyorsun ki bir kutbul aktabın huzurunda hizmet yapayım. Bunun için gönüller çok basit, incitmemek gerekiyor. Şimdi rabıta hususunda çok yanlış anlaşılmalar olmaz inşallah. Rabıta dindiği zaman daha ziyade şekil ve şemail hatırlanıyor.
Güzel, insan şimdi bundan su içeceğiz biz, bu içeceğimiz bardağı tanıyacağız. Çünkü suyu biz bu bardaktan içiyoruz. Asıl olan nedir, asıl olan onların huyu ahlakı, davranışlarıdır. Çünkü fenafillah olmuş, beka billah olmuş dereceye gelen kimseler, bir de bizzat Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin müsaade buyurduğu kimse olur. Şunu çok düşünürdüm ve gerçek olduğuna da inanıyorum. Kendi kendime derdim, Hızır Aleyhisselam ruhani hayatla diridir, hiç eksilmez. Hical taifesinde, Hical taifesinde eksilme olmaz. Bunları bilirsiniz. Bu mehter takımında bile söylenirdi. Üçler, yediler, kırklardı. Bunlar hayatta Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam ile de münasebeti var. Mesela çok bildiğimiz billhus siz daha iyi bilirsiniz. Aleyhissalatü Vesselam efendimizin Mescidi saadetinde Ashab-ı Sofrada Emir Buhari Hazretleri bulunuyor.
O orada bulunurken bir tanesi diyor ki buraya ancak Rasulullah'ın mübarek neslin farkinden gelenler, neslin farkinden gelenler oturur. Hani senin buna ait bir şeceren var mı bir vesikan? Buna ne gerek diyor? İşte Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem selam verelim, kimin selamına mukabelede bulunursa o seyyidtir. Veriyorlar, hiç kimseye bir ses gelmiyor Kabri-i Saadet'ten. Ancak Emir Buhari Hazretleri'ne geliyor. Şimdi bunlar hayatta. Diyorum ki tespit, tespit bizzat o yüce yerlerden gelir, yüksek yerlerden gelir. Yani insanların seçimiyle olmuyor. Mesela bir arabada görmüştüm, kamyon maden çekiyor veya başka bir kömür çekmiyor vesaire işlerde hizmette bulunmuyor. Arkasında yazıyor itibar zengine ve güzele. Hakkı ve hakikati bilmezsek ne yapılır? Güzel olana ve zengin olana itibar buyuruyor. Ama hakkı bilen kimse için nedir?
Cenabı Hak insanın şekline, şemaline, malına, mülküne değil ameline ve gönlüne nazar buyurur, der. Tabi bunu elde etmemiz gerekiyor. Rabıta da şekil ve şemail değil, asıl olan onların huylarıdır. Onu hatırlamak suretiyle, tabii hatırlayacak insan, hatırlamak suretiyle o güzel huylar bize aks edecek. Böyle tarikat-ı aliye dendiği zaman tarikat-ı aliye aks ve nakıştır. Aslında nedir esselam? Bu boya manasına gelir. Onların ilahi boyalarıyla boyanmak, Muhammedi boyaları ile boyanmak, ahlakı ilahiye ile ahlaklanmak. Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın ahlakı muhammediyesi ile şereflenmektir. Bu onların güzel huylarını bize aks etmesi ve bunun yaşanmasıdır. Şimdi tabi sevgiler oluyor, nefretler oluyor. Hep bunların ölçüleri var dinimizde. Mesela buyuruluyor ki bir kimseyi sev ama aşırı bir şekilde değil, belki aranızda soğukluk olabilir, utanırsınız.
Çok fazla nefret etmeyin ki gün gelir birbirinizle anlaşabilirsiniz. Yani dinimizin koymuş olduğu esaslar çok güzel. Biz ona yapışacağız. Bak boşuna demiyor. Bizim efendimizin, bak rabıta da dikkat edeceğimiz şu bizim, şiirlerinde yazmış efendimiz. Fıkıh ile hadis öğren, nefsini yıkmaya davran, mürşidebinde bir vuran sakal altı sual der bu diye. Bak nasıl bir hedef gösteriyor. Fıkıh ile hadis öğren. O fıkıh ne demek? İslam hukuku içerisinde Kuran-ı Azimüşşan var, Hadis-i Şerifler var, tefsir var. Bunun yanında her bütün İslami ilimler mevcut, tasavvuf onun içerisinde. Ne güzel bir ifadede bulunmuş fıkhı. Nedir fıkhın tarifi? Marifetünnefs, mala ve maliyye. Bunu tasavvufta da kullanmışlar. Demişler ki tasavvufu dipsizin ve bizim anlayacağınız şekilde diyeyim, tarikatı aliyye, tarikatı aliye. Şimdi tasavvuf dediğimiz zaman bu bir fakülte demek, fakülte demek.
Tarikat da o fakültenin içerisindeki bölümlerdir. Çünkü Nakşisi var, Kadirisi var, Halveti var, Celveti var. Doğru tarikatlar mevcut. Şimdi bizim burada dikkat edeceğimiz nedir? Onların asıl yaşantılarıdır. Diyorum ya fenafillah ve bekabillah halini elde etmiş, ondan nefsaniyet diye beşeriyet diye bir şey kalmamış zaten. Bu niyaziden de Mevla görünür şeklini arz etmiş. Zulüm din ve ahlak kanunlarıyla belirlenen sınırları aşmak adalet, hakkaniyet ve eşitlik ilkelerine aykırı davranmak demektir. Kuran Azimüşşan'da zulüm bir itikat, birincisi itikattır. Diğeri ahlak olmak suretiyle iki şekilde ele alınır. Birincisi itikadi olan şirktir, inkardır, günahkarlıktır. Rabbimizin koymuş olduğu sınırları çiğnemektir. Bu anlamlara gelir. Lokman Suresi'nde görür. Şirk büyük bir hatadır, büyük bir zulümdür. Çünkü yaratan Rabbi Zülcelal'imize ortak koşmak.
Ahlaki alanda ise haddi aşmak, başkasının hakkını ihlal etmek, başkalarına zarar vermek anlamını ifade eder. İşte bunu kişi yapacak olursa ona zalim denir. İslam'ın genel bir esası vardır. Cenabı Hak ve Resulünün emrine uygun davranmayan kimsenin yanında yer alınmaz ve böyle bir amirin dahi emrine girilmez denmiştir. Burada istikamet tarif edilirken üç hususta beyan buyruluyor. Birincisi istikametü'l cevari, azalarımızın düzgünlüğü. Mesela beyindir, kalptir, el, ayak diyen uzuvlar. İstikametü'l ervah ve'l esrar. Bir de ruhumuzun ve onun derinliklerinin, ruhun derinliklerinin düzgünlüğüdür. Bunun yanında istihkametü'l gulu bir de kalbimizin düzgünlüğüdür. Üç şekilde ele alınmıştır. Birincisinde istihkametü'l cevvari, azalarımızın düzgünlüğü nedir? Muttaki olma. Bunun üzerine artık bina etmek biraz zahit geliyor bize.
Hani o korkuyu her zaman yaşayabilmek ve Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın adet-i seniyyesini kendimize hayat edinmek. Kalplerin istikametine gelince, artık Rabbimizin razı olmayacağı bütün hallerden onu temizlemektir. Ne gibi mesela? Kibir gibi, ucup gibi, kendimizi beğenmek, riya gibi, yaptığımız taatleri bir başkasına duyurma, süm'a gibi, hıkıt, hasetlik, böyle baş olma arzuları, mal sevgileri ve buna benzer uzayıp gidiyor artık çokça beyan etmişler. Kalbin temizliği, üçüncü olarak artık kısa geçmemiz gerekiyor. Cenabı hakk'ın dışında kalbinde hiçbir düşünce kalmıyor. Allah'ımızın dışında, işte yoğunlaşacağımız hususlar bu. Diyeceğiz ki neden benim gönlüme Allah'ımızın razı olmadığı düşünceler giriyor deyip gözyaşı dökeceğiz. Zaten azmetse kurtuluruz. Mesela azalarımızı da yapmıyoruz ama gönülden geçiyor. Onu da terk etmek, ruhun temizliğinde bunu ifade etmişler.
Hep bunun üzerinde duruyor. O Sehil bin Abdullah Ettüsseri'yi Rahmetullah Ali hazretlerinden alarak gönlün temizliğinde bunu ifade etmiş. Cenabı hakk'ın dışında hiçbir şeye meyletmemek, gönlü döndürmemek, hal olarak da öyle, makam olarak da öyle yaptığımız iyilikler vesaireler, her şeyde Rabbimize yönelmek. Ne kadar önemli. Biz bunu geçiyoruz ama asıl bizim iç alemimizde düzgünlüğümüz ve etrafımızda olan yanlışlıklara karşı düzgünlüğümüz hep bu esaslara bakıyor ve çok güzel izah etmişler. Sakın ha zalimlere hüküm olmayın, destek olmayın. Bunun üzerinde çok dururuz, şunu ifade ediyoruz ki zalimlere meyletmeyin, onlara destek olmayın. Mesela yemeniz de ona benzemesin, giyiminiz de onlara benzemesin, aile hayatınız benzemesin, ticaretiniz benzemesin, her türlü davranışınızda onlara benzemeyin. Çünkü bize benzeyeceğimiz yeri Cenabı hak Kuran-ı Azimüşşan'da göstermiş.
Üsvetün hasene, en güzel örnek olarak efendimiz aleyhisselatu vesselam ve onun yolunu takip edenlerimiz işte rabıta bulur. Eğer kalbimize damlamıyor diyorsak bundan dolayı damlamıyor, sadece şekil bilinmez. Onların manevi libasıyla libaslanmak, manevi elbisesini giymek, ruhen diyebilmek, kalben diyebilmek. Cenab-ı Hak cümlemizi yolunda muvaffak kılsın.