Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
c4û&ı^tyi>ica&ıii&&<£sai/au' •55* emr-i İlâhîsi ile irşad eder. Üstadımızın, daha televizyon yokken, sinemaya, isyanı seyretmeye giden yakınını yüksek sesle ikaz ederek yoldan çevirdiği, komşularından fenalığa gidecek olan birini, iltifatlarla kazandığı hiç unutulmaz. Memleket ve 'milleti, bütün insanlığı, "yetmiş iki millete kurban ol aşık isen" deyip Yunuscasına kucaklayarak, "Gel, gel, her ne olursan ol yine gel!" deyip Mevlana gibi, âlemi bağrına basarak irşad ve ıslaha koşmak en kutsal görevimizdir. İrşad; niyyet, söz ve amelin doğruluğuna, nasihat ve muhatabın tavrma göre olmalıdır. "Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et ve onlarla en güzel şekilde mücadele et!" (Nahl: 125) Hatalı abdest alan yaşlıya, Hasan'la Hüseyin Efendilerimiz (r. anhüma), "Amca hakem ol, hangimiz güzel abdest alacak." dediklerinde, tastamam alınan abdesti gören amca, "ikiniz de güzel alıyorsunuz abdesti, asıl yanlış alan benim" demesi, yaşlının hatasını yüzüne vurmadan, bizzat tatbikatle göster meleri, ir şadda en güzel örnektir bize. İrşadda izlenecek yolu Rabbimiz şu âyetlerle beyan eder: "Sen yalmzca Allah'ın rahmeti sayesinde onlara yumuşak davrandın. Eğer katı yürekli olsaydın, kesin likle etrafından dağılıp gitmişlerdi. O halde onları bağışla, bağışlanmalarını dile ve yapılacak işlerde onların görüşlerini al" (Ahi îmran: 159). Mûsa ve Harun(a.s.)'a ve onların şahsında bütün irşadçılara yapılan tavsiyede, Allah'a sığınma, O'nun zikrinden hiçbir zaman ayrılmama öğütlenmektedir. "Sen ve kardeşin mucizelerimle gidin ve beni anmakta gevşeklik etmeyin. Firavun'a gidin; çünkü o, pek azıttı. Varın da ona yumuşak dille söyleyin, belki dinler veya korkar." (Taha: 42-44)

