Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
Fahreddin Râzî ve Necmüddîn-i Kübrâ - Efendim! Fahreddin geidi, bir görüşeceğim, diyor, rica ediyor. - Geldiyse geldi, ne olacak? - Efendim! Sizinle görüşmeyi çok arzu ediyor. - Biz öylesini istemiyoruz. Tefsir yazdığına mağrur olur; kürsüye çıktığına mağrur olur; istemiyoruz biz onları, duymuyor musun oğul? Bekçi, dışarı çıkar, Efendim böyle böyle diyor, sizi istemi yor, der. Râzî: - Bak oğlum! Sen bu kapıdan girip girip çıkıyorsun. Vazifeli sensin galiba, ölsem görüşmeden gitmem! Allah’a yemin ediyo rum ki kafam bu eşikte parçalanacak. Ya görüşeceğim, ya öle ceğim bu kapıda. Ben teslim olmaya geldim, der. Öyle kolay değil bu lafı söylemek. Sen bir dervişi kapıdan kovarsın da o hâlâ; ben bu kapıda öleceğim, der, kolay mı? Böyle olursa ancak tarikatta ileri gidebiliriz. Böyle bir tes limiyette olursak olur ancak. Bekçi tekrar efendisine durumu arzedince efendisi izin verir. Fahreddin Râzi içeri girince Muhyiddin-i Arabi’nin ellerine ayaklarına kapanır. Allah rızası için, bütün ilminden vaz geçi yor: - Efendim! Beni evlatlığa kabul edin, diyor. Muhyiddin-i Arabi, Râzî’yi şöyle bir süzer. Sizin fütuhatınız bizde değil, Necmüddîn-i Kübrâ Hazretlerinde. Bağdad’a gide ceksiniz. Gidince şeyhe benden selam söyleyiniz, der. O kadar eziyet ile inleyİ inleyi gönderir. Kitapları da deve lerde yüklü, peşisıra kendisiyle gelir. Necmüddîn-i Kübra Hazretlerinin dergahına vardığında destur ister. Görevliler Hazrete, - Efendim! Fahreddin-i Râzî geliyor." derler. Efendi Hazretleri: - Geliyorsa geliyor, der. Fahreddin-i Râzî, gelir, Hazretin elini öper. 35

