Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
bile bekam ve mazhar-ı ihtiram oldukları berâheten müsellem-i enamdır, 4j ^ oli. ¿4? . İkincisi: Metâlib-i âdiyye-i cismiyyedir. Ma’amâfih bu vazifenin birinci vazife ile der-kar olan taalluk ve şiddet-i ir tibatını nazardan dûr tutmayalım. Zira insan her şeyden evvel levâzım-ı cismâniyyeye arz-ı ihtiyâç eder. Aç ve susuz kalırsa ve levâzım-ı hayâtın tedârikinden âciz bulunursa sa- âdet-i ma’neviyyesine hâdim olamaz. Miskinâne yaşayıp ru hun teâlisi hatıra bile gelmez. Rasûl-i Ekrem-sallâllahü aley hi ve sellem-Efendimiz Hazretlerinden: «İnsanın te’mîn-i ma işetine sa’y ü gayret etmesi akıl ve dînin semeresidir.^ mealin de hadîs-i şerif vârid olmuştur. Cenâb-ı Hakk’a hezârân şükür ler olsun ki, tevsı’-i maişet için kullarının mesâî-i meşrûasına dahî ibâdet nazarı ile bakmış ve şer'-i şerif dâiresinde bulu nan malzeme-i cismâniyyenin kâffesine müsâade buyurmuş tur. Bu mukaddimeden maksad-ı fakîrânem şeriat ve tarika tın terakkiyât-ı maddiyyeye mâni’ olmamakla berâber dünyâ ve ukbâ için sarfı lâzım gelen mesâinin bir mertebe-i ciddiy- yede ve bir derece-i hakîkiyyede mültezim bulunmasını ifâde* den ibârettir. Binâenaleyh uhde-i kifayetlerine min-tarafillâh emr bi’l- ma’rûf ve nehy ’ani’l-münker vazîfe-ı nazîfesi tevdi’ buyurul-, muş olan ricâl-i ilmiyye ve. ekâbir-i sûfiyyeden me’mûl'i ve muntazar' olan umurun birincisi mesâcid ve medârislerinde ve tekâyâ ve zevâyâlannda evkât-ı mahsûsada müteallimîn ve müntesibîn ile vuku bulan ictimâlarında maârif-i islâmiy- ye ve nefâis-i rûhâniyycmizin neşr-i fevâidi ile bast-ı mevâidi- ne inâyet buyurulmak. ŞpJ ¿y^U’ ^! Âyet-i çelilesi îcâbınca; İkincisi, ta’mımen ehl-i dîne tevcih edilecek muhabbet ve sadâkatin şevâib-i riyâ ve müdâhaneden vareste bir surette mü’minînin müttehidü’l-kulüb olarak hayât ve mematları ve izzet ve uzletleri yekdiğerine peyveste bulunmak lüzumunu ifhâm ve bâhusûs ricâl-i sûfiyye ve cünûd-ı ma’neviyyenin ye tiştirilmesi maksadıyla birer mekteb makâmında inşâ buyu- '34

