Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
onları iskâ ve terbiye etmeye me’mûrum. Tâ ki büyüsün, dal- budak versin. Berg ü bârından istifâde olunsun, buyurmuş lardır. . Evet! Bir insan nefs ve şeytan gibi iki adüvv-i ekbere mu kavemet edemeyeceğinden bunlara galebe etmek ve celâil-i mevâhib-i Rabbâniyyeden bulunan insâniyyet ve islâmiyye- tin gayesi'olan saâdet-i ebediyye ve selâmet-i sermediyyeye nail olmak için turuk-ı aliyyeye arz-ı dehâlet ve Aleyhissalâtü ve’sselâm Efendimiz Hazretleri’ne müntehi olan bir silsiletü’z- zeheb-i ma’nevîye rabt-ı inâbet etmek lâzımdır. ■ Sâlik-i tari kat ancak o ma’nevî olan kuvvet; o mevlevî olan muâvenet sayesinde düşmen-i ikbâl ve reh-zen-i hâl ü istikbâli olan nefs ve şeytana galebe eder. Hakk Teâlâ Hazretleri’ne kemâl-i itâ- atla kendini mukarreb eyler. Yani sırât-ı müstakîm-i şeriat- ' ten zerrece inhirâf eğlemez. Kale teâlâ: P^ |^l ^ y^j . Ma’lûm ola ki, bu ma’iyyet, maiy- yet-i zâtiyye ve zemâniyye olmadığı gibi hulul ve ittihâd tari ki ile de değildir. Belki mecmû’-ı mezâhirde şimşek ziyâsı gibi mücerred zuhûr ve huzur tarîkiyledir, Yani Hazret-i Allah ce . mı ef’âlinize kâffe-i ahvâlinize vâkıftır, âlimdir, nazırdır. Se- mâvât ü arzında her ne ki, mevcûd ise kendi mülküdür. Ve herkesi a’mâl-i sâlihası ve fasidesi nisbetinde cezalandırmak hakk-ı sarihidir. Bu âyet-i celileyî bildikten sonra âhâd-ı nâ- sm huzurunda ef’âl-i kabîhayı irtikâb edemeyenler, -huzûr-ı Akdes-i Bârî’de ne cesâretle^o ef’âl-i kabıhaya tasaddî edebile cekleri cidden şâyân-ı hayrettir. Aceba bu gibilere de âkil de nir mi? . Hakk Te’âlâ Hazretleri vahdet, kudret, kibriyâ ve azamet gibi bazı sıfât-ı ilâhiyyesini beyân buyurduklarını müteâkib kullarını Zât-ı Ecell-ü A’lâ’sına ve Rasûl-i Zîşân-i Müctebâsf- n a îmana ya’nî inkıyâd ve itâate ve infâk-ı mâl sûr etiyle muh- tâcîne muavenete me’mûr buyurmuştur. Zîra amel ve ibâdet ten ârî olan bir îmânın; bir kavl-i mücerredin şebeb-i necât olamayacağı hadîs-i şerîf’de beyan buyurulmüştur. Kezâlik vücûb için olan emr-i İlâhi mûcibince zekât ve ta . sadduktan imtinâ edenler evvelâ Hâlık-ı Azîm’e âsî olacakla- 24

