Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
Ali Ramazan Dinç 115 "O çocuk şimdi ne yerde, ne cennette, ne de bir boşluk ta, belki o herşeye kâdir olan Allah'ın yanında, sadıkların oturdukları yerdedir." Kabe'yi isteyenle, zâtını kastedenlere Rabiatü'l- Adeviye'den şu menkıbe anlatılır: Rabiatü'l-Adeviye mer kebi ile hacc yoluna çıktı. Yolda merkebi öldü. Yoldaşları: "Yükünü götürelim." dediler. "Ben size inanıp gelmedim." dedi. Yoldaşları gitti, Râbia yalnız kaldı. Yüzünü secdeye koydu. "İlâhi! Padişahlar böyle etmez. Beni kendi evine ça ğırdın, yolda merkebimi öldürdün. Beni ovada koydun." dedi. Sözü henüz tamamlamadan bir de gördü ki, merkebi tekrar dirildi. Rabia yükünü yükledi. Bir kaç gün boyunca yoluna devam etti, yine Hakk ile münacaat eyledi: "İlâhi! Senin aşkın gönlümü tuttu. Artık gidemez ol dum. Ol taş evini buraya getirsen n'ola?" dedi. Kâbe'nin ona karşı geldiğini gördü. Rabia dedi ki: "Bana Kâbe'nin sahibi gerekir. Ben bu evi ne yapa yım?" Hacc taati, insanm ruhunun anlaşabileceği, gönlünün Mevlâ muhabbetinden alabileceği zevkin derin manasını muazzam bir topluluk içinde kalbten kalbe aktarır. Hacc ibadeti bir futbol maçı, bir festival ve eğlence yeri değil dir. Müslümanların büyük bir kongresi, dünya Müslü- manlarmın dertlerinin dile getirildiği, çözümler üretildi ği yerdir. İslâm Tarihi'ni incelediğimizde Peygamberimiz (s.a.v.)'in Mekke müşriklerine karşı, gövde gösterisini Mekke'nin fethinden önce buradan başlattığını görüyo ruz. Hacc taatimizi Sahabe-i Kiram'ın ibadi ve toplumsal boyutlarıyla yerine getirdiği gibi icrâ etmeyi Rabbimiz hepimize lütfetsin.

