Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
Ali Ramazan Dinç 31 birçok değerli insanı hatırlıyorum. Tanışmalar, görüşmeler oluyordu. Bu büyük merasimde Üstadımız dikkat çekiyor, tanımayanlar: "Bu zât kimdir?" diye birbirine soruyor, ellerine kapanıyorlardı. Sami Efendimiz (k.s.)'in odadaki sohbetini izlemek için cemaat pencerelere kapanmış du rumdaydı. Daha gençtim, odanın içerisinde insanların iç hâli görülmeye başlandı. Bu hâle şahid oldum. Üstadımız: "Oğlum, insanları nasıl gördün?" demişti. Evliyanın hu zurunda insanm iç hâli dışına aksediyor, nedamet hissi meydana geliyordu. Sohbetin bitiminde Sami Efendimiz (k.s.)'in ellerini öperek ayrıldık. Her fırsatta ziyareti kolluyorduk. Kayseri'nin Develi ilçesinden bir dostla tekrar melek enis (meleklerin de iş tirak ettiği) sohbete katıldık. Üç kişiydik, ikindi sonuydu. On dakika mühlet verilmişti. Yanımızdaki Konyalı ziyaret çi iki dakika önce izin istedi. Buna çok üzülmüştük. Belki razı oldukları iki dakika iki seneden hayırlıdır diye gelen lerimizi teselli etsek de, bu hakkımızın elimizden alınması bize ağır gelmişti. Çünkü:" Onlarla oturup kalkmak, Allah ile oturup kalkmak gibidir. Onlara nazar, Kabe'ye naz ar dan üstündür." sözlerini Sami Efendimiz (k.s.)'in Ashâb-ı Kiram kitabından daha önceleri çok okumuştuk. Kayseri ilinin Yahyah ilçesinin Dereköy kasabasın dan iki kişi, bir hocanın eşliğinde ziyarede gideceklerdi. O günlerde bir yemek esnasında Üstadımız, sanki oradan isteniyormuş gibi: "Sen de gideceksin." buyurdular. Oysa gelişigüzel gitmek mümkün mü? Çekildik bir tarafa, istiğ fara koyulduk. Eniştemiz Abdullah Hocayla, ömrümüzü büyüklerimize feda edelim diye, aşkla muhabbetle yola koyulduk. Dereköylü iki kardeşimiz İlahî söylüyor, ağ lıyor, sızlıyordu. "Bizim gibi günahkarlar o huzura nasıl çıkacak?" diye hayıflanıyorlardı. Ümit ve saadet kapısına bu duygularla başvurduk. Ne varki görüşme kapanmış tı, görüşme yoktu. Görevliler buna imkanın olmadığını söylediler. Fakat biz Müfettih-ul ebvab (Kapıları açan)

