Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
K t M Â I. A T onları devamlı bir noktada; özellikle de "muhabbet nokta sında" buluşturduğunu gözlemledik. 1973-74 yıllarında Ashâb-ı Suffe'deyiz. Hacı Haşan Efen- dimiz'in yanında PakistanlI Muhammet Zübeyr isminde genç bir kimse vardı. Öğrendik ki, Hacı Haşan Efendimiz, o PakistanlI gence, Ashâb-ı Suffe cihetinde kalbî teveccühte bu lunmuşlar. Yani kalben ona yönelmişler. O genç de Us tazımı zın yanından hiç ayrılmıyor. Cenâb-ı Hak, "Şüphesiz sadaka fakirler içindir." buyuruyor. Kalbi fakir olanlara da manevî sadaka verilir. Üstazımız da, bazı kimselere böyle mânevi sa daka vermek için teveccüh ederlerdi. Yani oralarda bu du rumlar vukû buluyor. Söylediğiniz gibi diller ayrı ama kalp lerin birbirleriyle çok güzel münâsebetleri oluyor. Mesela yi ne Üstazımız, PakistanlI bir âlimle tercüman vasıtasıyla ko nuşuyorlar. Yalnız tercüman, bazı değişiklikler yapıyormuş, derhal orada Üstazımız devreye girmişler ve: "Dilim acemi ama kalbim arabîdir, anlıyorum yanlış yapıyorsun tercüme yi." diye mütercimi ikaz etmişlerdir. Cennetü'l-Bâki'nin Doyulmaz Güzelliği Medine'de bir diğer önemli mekan Cennetü'l-Baki is mindeki, yaklaşık onbin sahabenin medfun olduğu yer. Burası da gerçekten insanın bütün hücrelerini etkileyecek kadar manevî gizeme sahip bir kabristan. Cennetü'l-Bâki tam Kubbe-i Hadrânın karşısında, Efendi miz (s.a.v.)'in manevî kanatlarının altında, sanki Efendimiz (s.a.v.), orayı mânen kucağına almış gibi. Sami Efendimiz (k.s.) de biliyorsunuz bu mübarek mekân da misafir. Zaten iştiyakla Cennetü'l Baki'yi arzû etmişlerdir. Kendi- 276

