Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
KObUŞMAI. AR vurarak girdiler. Onlara yaptığımız ikramı, bizim kardeşleri mize herhalde yapmış değiliz. Kendi elimle hizmet etmekten duyduğum zevki anlatmayı da bitiremem. Aynen bir dokto run hastasına, reçetesini çıkartıp, kalemiyle bir bir devasını yazdığı gibi... Bakın şimdi hastalığın nasıl olduğunu, yazmış olduğum reçeteden de anlayacaksınız: "Bir kelime-i şehadet okuyacaksınız, gusül abdesti alacak- smız. Namazlar kaza edilecek, oruçlar tutulacak. Kitaplardan tavsiyelerde bulunuldu kardeşlere." Malesef insanlarla bağlar kopmuş, üç beş insanla, kendisi ni seven cemaatle oturup kalkılmakta. Bu da insanlar arasm- da ilişkinin kopmasına neden olmaktadır. Peygamberimiz (s.a.v.), alemlere rahmet olarak gönderilmiştir. Rahmet, çorak toprağa yağacak ki toprağın çorağı gitsin. Rahmet, o toprak ta güzel nebatın yetişmesine sebep olur. Şimdi dergâhlarda çay nasıl içilecek, kaşık nasıl tutulacak, ekmek nasıl bölüne cek, bunlar konuşuluyor. Sofrada bir intizam yerine, kalpte intizamı düşünelim. Evet mü'minin her işinin intizamlı olma sı gerekiyor. Fakat mü'minin gönlündeki intizama neden ri ayet edilmiyor? Sadece şekle bakılıyor. Yani biz, onlarla otu rup çay bile içemeyiz. Onun bir usûlü var. Yemenin onlara göre bir şekli var, biz bu işi anlıyoruz. Nerdeyse tarikatlar ağ- niya (zenginler) tarikatı olma yolunda. Halbuki Efendimiz (s.a.v), ortada iki sofra olacak olsa fakir sofrasma otururdu. Buradaki örnekten önemli bir sonuç çıkmakta: Müslü- manlar her noktada -tasavvufu münakaşa edenlerin bir kıs mı da dahil olmak üzere- artık bütün bakış açılarını şeklî boyuta indirgiyorlar ve bunun doğurduğu sonuçlar var. Herkes kendisine göre bir kalıp çizmiş. Onun dışına bir türlü çıkamıyor. Meselâ diyor ki: "Benim cemaatimin dışında 247

