Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
K E M A I. A T müşrikleri İslam'a davet etmek için tâ 70 km. kadar mesafe deki Taif'e gidiyor, bir tane insan İslam'a gelir mi diye çırpı nıyordu. Bizde de sanki büfede süs gibi muhafaza edilen kimseler hiç konuşturulmuyor, görüştürülmüyor. Efendi isti rahatta, efendi şu halde, efendi bu halde. Efendi dediğimiz, bizim Peygamberimiz (s.a.v.)'in gayreti gibi gayret gösteren, insanların ortasında onların dertlerini dinleyen ve dertlerine deva bulan bir kimsedir. Sahabeden bir zâtın evinde (kendisi âmâ) kapıya doğru bir ip var, bir ihtiyacı olduğu zaman o ipe dayanarak ihtiya cını -çok yaşlı olmasına rağmen- gideriyor. Yavruları: "Baba cığım! Sen şu yaşh halinle dur, biz yapalım." deyince baba: "Evladım! Ben Rasûlullah (s.a.v.)'tan bir söz duydum: "Kim insanların ihtiyaçlarını giderirse, o son nefesinde rahat ölür." diye buyuruyor. Bunlar da kalmadı. Bir adres soracak olsa nız, inanın cevap vermiyorlar. Bizi bunlarla meşgul etmeyin diye. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'e bakıyoruz, Ashabın oyun larına katıldığını, bu esnâda onları irşad eden sözler söyledi ğini görüyoruz. Peygamberimiz (s.a.v.)'in kapılarında bekçi leri yoktu. Direkt, konuşulabilirdi, görüşülebilirdi, manevî bir vakarı vardı, ondan insanlar sarsılırdı. Şimdi ise üç beş ka pıdan geçtikten sonra bazı zevâtla görüşebiliyorsunuz. Bu, hakikaten doğru olmayan davranışdır. Şimdi nerdeyse der gahlar dert dinleyen yerler olmaktan çıkıp, istirahat edilen, rahat yaşanılan, yenilen, içilen, kendi cemaati dışında hiç kimseyi kabul etmeyen bir yer haline geldi. Geçenlerde iki tane gencimiz teşrif ettiler. Kimle konuş muşlarsa onları geçmişlerinden ve yaşantılarından dolayı reddetmişler. Şu saçınızla, şu kılığınızla nasıl görüşeceksiniz demişler. Fakat bizim evimize, hiçbir vasıta olmadan, kapıyı 246

