Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
I .S I. A M Sap t i. a p i i çokça yalvarılıyordu Rahim Mevlaya. Bab-ı Kabe ile Altınoluk arasında cem olan kardeşler, iftar anını beklerken, sadece hurma ve Zemzem'le değil, rabıta ve murakabeleriyle, Fahr-i Kainat (s.a.v.)'m mübarek elinden, Arş-ı azamdan inen Kevseri de yudum yudum içerek, irfan semasına kanatlamp uçarak oruçlarını açıyorlardı. Çocuk yaşta bir yavru olduğu gibi, mutmain hale gelerek, nefsini tezkiye, İslah edemeyen, bizim gibi kırkım geçen yaşlılar da vardı bu sofrada. Teravihini, beş vakit namazını, her türlü taatini sırf Rabbine yapan, Cemalini özleyen, Zatına kavuşmayı gözleyen hayırlı bir taifeydi bu cemaat. Dağında, taşında, her zerresinde; nurlar, sırlar müşahede eden bu grup, Cebel-i Nûr'a da çıktı. İftarla, akşam namazında ilk vahy-i İlâhîn'in indiği Nur dağının eteğindey- dik. Manevi bir asansör mü kuruldu ne olduysa, Hıra dağına çok kısa bir zamanda çıkıldı. Sağımızdan geçip yol gösteren bir kılavuz da vardı önümüzde, demişti bir âşık. Dillerde, gönüllerde terennüm edilen nâme şu idi: "Bu günleri bize lütfeden Mevlâ'ya hamdolsun." Işığmı Peygamberimiz (s.a.v.)'in nur cemalinden alan kamer, etrafmı kuşatan nurdan halka ile, dağı, taşı, bütün zerresiyle şu sözleri haykırıyordu bizlere Sema: "Azıcık hurma ve su ile müşriklerin şirkinden, zalimlerin zulmünden uzaklaşan, yalın ayak yürüyen Şanlı Peygamber (s.a.v.), ah bir daha gelse de O'nu görsem. "Arz da: Mübarek ayaklarına bir yüz sürsem. Zalimler gibi yaşayıp, hayatını süfli ihtiyaçlar dahilinde görenler! Habîbullahı ve ashabını, yolundan giden evliyayı örnek alın. Lâhûtî kokularla etrafına misk ü amber saçan: "Ne olacak bu insanlığın hali!' diye derin derin düşünen, Server-i Kâinât'ın oturduğu iki taş arasında saatlerce kaldık. Elinde teşbih, dilinde Mevla, bir Pakistan'h, müdavimiydi oranın. Peygamberimiz (s.a.v.)'in doğumuyla şereflenen seherde, arştan inecek olan İlâhî payı ve sahuru 207

