Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
K I': M A I A T bekliyordu. Zikrullahtan sonra, her bir kardeşin, tefekküre dalmıştı taşlar üzerinde. Her dağdan nuruyla ayrı bir renge, ayrı bir görüntüye sahip olan Cebel-i Nur7 dan ayrılmak çok zor geldi bizlere. Yatsı namazı ve teravihi Beytullah'ta eda edip, sabah namazmı da kılarak geçirdik bu güzel geceyi. Bir hafta önceki Arafat dağını ziyaretimizle, Cebel-i Nûr'a çıkışımız da aynı güne tesadüf etti. Sırrına vakıf olanları; irfana, marifete ve kendisine vuslata eriştiren Arafat dağı, manevi bir radar gibi etrafı gözetliyordu. Misafirlerini afv-ı İlâhi'ye gark ederek kılavuzluyordu. Atamız Adem (a.s.)'le Havva anamızı buluşturan, gösterdiği tevazu ile, hacıların haccını, belli bir vakitte isbat-ı vücud etmeleriyle kabule şayan kılan, anadan doğduğu gün gibi günahların yok olup paklanmasına vesile olan kudsî bir dağdır Arafat dağı. İftar anmda içilmesi meşru olmayan bir meşrubatın, sanki gaipten bir elle dökülmesi, hiç unutulmaz bir hatıradır gönüllerde. Böyle şerefli insanların yanında kendimi, Ashab- ı Kehf'in kıtmiri gibi görüyor ve Rabbimize bir Peygamberin yalvarışıyla şöyle dua ediyordum: "Yâ Rab! Bizi Müslüman olarak öldür ve salihler zümresine kat." 208

