Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
Kalemdâr’ın Meclisinde6 6 Bu bölümde hatıraları nakleden Hacı Hasan Efendinin Mahdûm-ı Âlileri Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi’dir. Bu Zâtın Bir Gün Bile Mektebi Yok Birinci Cihan Harbi’nde bulunmuş, malûlen emekli binbaşı olan İskenderunlu Selahaddin-i Geylanî Bey vardı. Aslen Şâm-ı Şerîf’ten, Abdulkadir Geylânî (k.s.)’nin neslinden idi. Bir gün Sami Efendimize: “Üstadım! Memleketimizde bir kısım hocalar tarîkat-ı aliyyeye itiraz ediyorlar. Ne olur Yahyalılı Hasan Efendi’ye müsaade buyursanız da hocaları ikna etse.” deyince Üstadımız tatlı bir tebessümle “Tabi!” buyururlar. H. Hasan Efendimiz, 1951 tarihinde Kayseri/Develi’den İbrahim Tuna (Asker Hoca) ile birlikte Adana’da Sami Efendimizi (k.s.) ziyaret edip, İskenderun’a giderler. Geylânî Bey, H. Hasan Efendimize (k.s.) bir cübbe giydirerek itiraz eden hocaların karşısına oturtur. H. Hasan Efendimiz her bir hocaya yönelerek, doğumundan bu zamana kadar geçen halleri, içinden çıkamadığı konuları bir bir izah buyurunca, orada bulunan mu’teriz hocalar bu kemâlât karşısında şaşırıp kalırlar. Oturdukları sandalyeden inerek diz çökerler, edeple Üstadımızı dinlerler. Geylânî Bey, “Hoca Efendiler! Bu zâtın bir gün bile mektebi yok, ama İlâhî medresede Fahr-i Kâinât’ın mektebinde yetişmiştir. Daha ne soracaksanız sorun.” deyince, orada bulunan hocalar hiçbir itirazlarının olmadığını, ikna olduklarını mahcup bir şekilde ifade ederler. Vakte Riayet Seyr u sülûk için teslimiyet şarttır. Bir hastalıktan dolayı ameliyat olması gereken kişinin, ilaçlarla tedavisi her ne kadar hastalığı birazcık hafifletip hastayı da biraz teskin etse de nihai çözüm değildir bu. Ameliyat ise kişiyi hastalıktan bi-iznillah tamamen kurtarır. Aldığımız evrâd ve ezkâr da hastalığın şiddetini gideren ilaç gibidir. Teslimiyet ise kişiyi hastalıktan tamamen kurtaran ameliyat gibidir. Sami Efendimiz, H. Hasan Efendimize saat ikide gelmelerini söylerler. Denilen saatte Üstadımız gelir. Sami Efendimiz: “Erken geldiniz.” deyince Üstadımızın rengi atar, düşecek hale gelir. “Efendim, isterseniz bakın saat ikiyi geçiyor.” deyince, Sami Efendimiz “Hata sizde değil, saatte imiş.” buyururlar. Sâmi Efendimizi Ziyâretler İlkokulu yeni bitirdiğim günlerde Miraç kandili münasebetiyle Sami Efendimizi ziyarete gittik. Mirâcın ehemmiyetinden bize, saatlerce bahis buyurdular. H. Hasan Efendimiz ceketimi Sami Efendimizin hırka-i saadetlerinin altına koydular. Bir zat bizi misafir etti. Gece yataktan kalkıp süratle yürüdüm. Üstadımız, “Ne var oğlum” deyince, “Hacı Baba, rüyamda, hata etmişim beni kovalıyordunuz.” dedim. Bilahare Sami Efendimizi tekrar ziyarete gittik. H. Hasan Efendimiz, “Bizi istemişler, seni dememişler, belki emre riayetsizlik olur.” diye bizi bahçede bıraktılar. Sonra biz de çağırıldık, gece başımdan geçen hadiseyi anlattıklarında, Sami Efendimiz “ruhaniyet ilgileniyor” buyurdular. Sami Efendimiz, zât-ı âlilerini ziyaret ettiğimiz bir günde, Üstadımıza, “Hasan Efendi! Vazifenizi yaptınız.” buyurdular. Çocuktum, dersleri dinler, duyduklarımı tatbik ederdim. Kırk beş dakika kadar râbıta yapar, sohbetlerde “Allah!” diye bağırırdım. Bu halim Sami Efendimize anlatılınca, “Hasan Efendi! Evladımızın, zikirle, unsûr-i nârîsi (ateş unsuru) yanmış, cezbe halinde sohbetten çıkarın.”

