Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi. Evet dünyalar da bizim olsa bir Süleyman Aleyhisselam gibi şükrünü eda ederek Allah yolunda Celle Celalühu, sarf etmek suretiyle biz kendimize yetecek kadar. İşte Hazreti Ömer radiyallahu anh vesairlerin hayatlarına baktığımız zaman bir gün yemek yiyordu da yanı başından geçen birisini davet etti. Dedi ki ya Ömer bunu nasıl yiyorsun sen? Kendimi ben alıştırdım buna dedim. Mesela bir deve eti buna getirildi. Bir kıtlık vardı fakir ve yoksullara dağılsın diye. Hizmetçisi onun böyle etli ve yağlı olan tarafından getirdi. Buyurduk ki halkın da bunu yiyebiliyor mu? Bak siz kemikli olanı bana bunu verdiniz diye kabul buyurmadı. Öyle bir hassas yaşantılar var ki Hazreti Hafsa annemiz ganimet mallarından bir talepte talepte bulundu. Dedi ki kızım veremem. Halbuki haklı. Belki dedi babalık şefkati ile fazla veririm endişesinden dolayı çekiniyorum.
Bunun için bizim camilerimize de evlerimize de Hz. Ömer diye yazıyoruz. Ömer cennet ehlinin kandilidirler onlar. Efendimizin gülleridirler onlar. Sallallahu aleyhi ve sellem, Buraya gelirken şu arabalarımız dizilmiş ya, belliydi biiznillahi teala. Meşşaif efendilerimizden birisi, biraz acayip kaçacak ama olan bir şey, Dergaha geliyor. Dergaha gelirken dergahın üzerine bir nur böyle iniyor. Acaba diyor bizim müritler ne yapıyorlar, müritlik geliyor, Kuran'ı nakletiyorlar, hadisi şerifler mi sohbet mi nedir bunların yaptığı? Şöyle pencereden bakıyor. Bakıyor ki yemek yiyorlar. Yemek yerken çok mütevazi bir şekilde, mütevazi bir şekilde kendilerini bir mahluka benzeterek, o zaman efendi hazretleri bu kocaymış köpeği de unutmayın. Tevazu ile gidecek bir iş, tevazularla olacak bir iş. Kendimizi bir ikna edebilsek, ifnadan da ikna edebilsek her şey hasıl olacak, olmayacak hiçbir şey.
Mürşidimizden anlatıyoruz. Üstadımız hazretlerinin son anları çok değişir oldu. Zaten müstesna idi. Fakat son anı çok değişti. Bizzat inanarak söylüyorum. Mübarek vechi saadetine bakmak bile değişti. Böyle bir gözümüzü kamaştıracak bir nur oluştu. Sonra konuşuyor, bir sohbet buyurdu, yatağımın üzerine de oturttu. İşte şu elimizdeki zahiri ve batıni şifa tarifinden okutuyor. Bunun başlangıç kısmını okurken diyor ki, bu mukaddimesinde gençlerin gönlüne projektör gibi, nur-i ilahinin inmesine biiznillah vasıta oldu deyince bunun huzurunda son bir nur in görmüş gibi. Tahammülün mümkün değil. Gözlüğüne bir tarafa atmış ağlamaya başladı ağlıyor. Dağ düşse ağlıyoruz taş düşse ağlıyoruz. Şimdi neden ağlamıyoruz biz? Bunu Mehmet Lekeziz. Fakat tanınan ismi dişli babamız. Rahmetullah Ali, Rahmeten Vazigah. Bunu Sami Efendimiz Hazretlerine soruyor.
Efendimiz biz sizin kemalatınıza inanmış bir kişiyiz. Belki ruhaniyetiniz. Sizin Es'ad-ı Erbili Hazretleri'nden de güçlü. Ama o meclise girdiğin zaman biz ağlardık. Şimdi hiç öyle bir şey yok. Uykular basıyor. Acayip haller. Buyuruyor ki o zaman kaç tane isyan yuvası vardı. Bir tane. Şimdi kaç tane var? Bir sokağın da elli tane var diyor. Faceitmeyiz. Şimdi elimize iliği alsak batırmak istedik hemen çekiniriz. Neden? Çekiniriz tam bir elimize bakıyor bizim. Ama nasırlanacak olursa iğneyi batırsak duymuyor. Mesela biz başka tarzıyla ifade edelim. Adamı kıtır kıtır kıtır kesiyor, duş. Yahu niye duymuyorsun? Narkozlanmış. Bu dünya bizi narkozlamış, hayvani duygular bizi narkozlamış, nefsani istekler bizi narkozlamış, şeytanın divası aldatması bizi narkozlamış, Kötü niyetli insanların yanlış ifadeleri bizi narkozlamış bundan kurtulmamız gerekir bizim. Ne yapalım hemen kurtulalım.
Bazen doktora geri veriyoruz, gittiğimizde ilacı veriyor diyor ki tarif ediyor eczaneye git hemen kullan diyor. Eczaneye varmıyor. Eczaneden daha çıkmadan diyor ki bunu benim bir kez kullanmam gerekiyor. O da biliyor zaten hemen kullanmam gerekir. Suyu veriyor ilacı veriyor iç bunu diyor. Hemen içip kullanacağımız ilaç rabıtadır başka. Eğer murakabedeysek murakabe, istiğfarımızla, tevhidimizle, salatü selamımızla beş vakit namazımıza dikkat ederek, bilhassa sabah namazına. Bak işlerimize erken gittiğimizi biliyoruz. Bizim memleketimizdeki adet de iş yerine git gitmez. Sabah namazını kıldıktan sonra yapmaz Kayseri kardeşleriniz. Hiçbir şey yapmasa bile dükkanına gider, iş yerine gider oradaki çiçektir, oradaki güldür, oradaki ne bileyim yeser nebahattır, çayırdır çimendir. Onları sular yine de işine yakın gider. İsterse kimse gelmesin bu bereket.
Ama biz camide namazımızı kılsak, güzelce eda etsek veya bir araya gelmek suretiyle kılsak işimize öyle gitsek ne olur? Bizim kazancımız ikiye katlar. Allah'ımız bereketler ihsan eder. Bu yönlerine dikkat edeceğiz, azami dikkat edeceğiz. Şimdi biz Sami Ramazanoğlu Üstadımız hazretleri, bunlar kazanmış. Üstadımız ne zaman kazanmış? On dörtte vurdular manevi aşı. Vurmadan akardı gözümün yazıyor. O gençliğin de bunu elde gitmiş bizi çok sıkıştırdığı için şimdi bile çekiniyoruz. Oğlum demeyeceksin. Ölünen iş anlattırmıyordu bize. Efendimize bize anlatamıyoruz. Söylemek istiyorum, o zamanın kutlu diyeceğin görünüyor besbelli, çağırıyor hak değil ya, hak değil ya, şimdi bile korkuyorum. Ruhaniyete müsaade ederse değil, yedi tane kutbu cihanın bizzat eğitiminden geçmiş bizim Üstadımız. Lazım. Bilal bir anı. Öyle boşuna değil o. Onu tayin buyurmuşlar ama o ince edeplerden geçmiş o.
Ve onun halini bilemezsiniz. Şimdi bunların ilk halini gören diyor, sıddık olup son halini görenlere de zındık olur diyor. Bilemezsin bir anda yaşarım. Bizim bin senede yaşayacağımızı bir anda yaşarım. O. Öyle bir tecelliye mazhar olur ki biz buraları malumatımızın dışında olduğu için hep zahirlerde kalmışız. Bu zahiridir. Bakın bize bir şey anlattı. Evde oturuyoruz evin ön kısmında, geldi herhalde neşelendi, neşelendi. Bir de Nasrettin hocayı anlattı ama başından sonuna anlattı Nasrettin Hoca'ya. Anlattı da anlattı, neşeye mi geldi, sırf biz varız. Anlatıyor bize. İşte oğlum diyor, işte birisi bir şeyden mum istemiş, hatırladı. İşte ipin üzerine mi umur gelmiş, bilmem filan. Bunun gibi anlatıyor da anlatıyor. Sonunda dedi ki eğer kişi bilmese onun, onun bu halini, yüksekliğini diyor ki yahu geliyor hikaye anlatıyor. Nasrettin Hoca'dan fıkra mürşid-i kamil böyle mi olur?
Ama tanıyorum bir izahi taalluk. Size bak, Dişçi Baba böyle Esadi Elbili Hazretleri'nin sohbetinde ne dese beğenirsiniz? Yani bunları cihazlara da bununla dinletmek olmaz. O Rasulullah'ın tasdikinden geçmiş ol. Olur. Onlar hava boş. Musa aleyhisselamın asası haktır, galip gelir. Allah ona vallahi vali bu ala emri olmuştur onlar, buna gelişmiştir, bu sırra layıkdir onlar dediği şu dişi baba. Dervişler, dervişler bir araya gelmişler, bir fırın ekmek yemişler, daha yok mu demişler ve sonra duruyor. Şimdi ne anlayacaksınız siz onu? İhtiyar adamış artık çeneste düşmüş, bir tekel ve bunu söylüyor ayı öyle değil. Üstadımızın huzur-u adilerine geldiklerinde bahçemizde bir istirahat buyururlar. Üstadımız der ki baba, dişi babamız için halini bana verir misin? Haydi verdim der. Haydi verdim deyince mürşid-i kamilimiz üç gün döşümü yerden kaldıramadı. Şu fırındaki himmetten konuşan kimse.
Biz onların halinden istifade edeceğiz mahrum olmayalı müsbet sözdür. Olacak bir iş değil. Onlar bunun temel alemine alemine kadar hepsini hisselerdiler Allah'ın bize büyük bir feraset vermiştir. Rabbimiz onlara büyük bir anlayış vermiştir. Bize düşen teslimiyettir. Bize düşen bağlılıktır. Göreceksiniz çok istifade edeceğiz. Diyorum ya diyoruz bidatlerden uzak olalım, israfı etmeyelim, dünyevileşmeyelim, bunlar bizi mahveder, bunun peşinden koşa yemeyiz, koşa koşa yolda kalırız. Şu telefonlar böyle miydi telefonlarımız? İlk çıkanı düşünün. Hemen iki ay sonra bir telefon daha çıktık. Yahu iki ay çıktıktan sonra bir telefon daha. Yahu bu iPhone dörtler varmış çok güzel. Şimdi daha güzel için. Daha güzel yetişmek mümkün değildir.
Eğer bunları biz Mevlamızın yolu biz biz biz mevlamızın yolu da kullanabiliyorsak bir şey demeyiz ama bunlar bizi oyalar mahrum kalırız, asıl erişeceğimiz yerden mahrum kalırız. Sıddik-ı Azam'a bile hayret ettiler. Ya Sıddık sen her zaman bizden öndesin sebebi ne. Ben dedi insanlara baktım bir kısmı Mevla'yı, bir kısmı dünyayı, bir kısmı ukrayı istiyor ben Mevla'yı istedim dedi. Ve doyasıya da yemedim. Allah'ımızın aşkı muhabbeti bana her şeyden üstün geldi içmedim dedi. Biri anda Rasulullah'tan ayrılmadım dedi. İki iş zuhur ettiğinde ben hep ahireti tercih ettim, dünya ile oyalanmadım. Bunların hayatı böyle geçti. Buna değer verilmediler. Bitiremem. Anlatmakla bitiremem. Nihayet elimizden geldiği kadar, açılan yerden, üstadım müdür, değil mi size?
Mühim olan gönlünden istifade etmektir, kalbinden istifade etmek, bunu Muhammed Bahaüddin hazretleri eğer halimizden istifade edemezseniz, sözümüzden de edemezsiniz diyor. Mühim olan bu. Kalbinden faydalanabilmek. Yaşadığımız çok haller var, bir şey olmasak dahi çok gördük bizim. Kardeşim oturuyor Üstad-ı Alimiz. Mesela bir tabağı biraz ileriye doğru atıyor veya öksürür gibi yapıyor. Ayağıyla bir şeyleri düzeltir gibi gidiyor ve sonunda bu kardeşinize anlattığı şu oldu. Evladım dedi, halbuki biz bunu zahirde hiç görmedik. Hani hallerine akıl yetmiyor. Onun için orada duracağız, biz teslim olacağız. Diyeceğiz biz karışmayız, biz kardeşim teslimiz. Mevlamızı bulmaya çalışıyoruz. Bir tanesinin buyurduğu, böyle nefsi yılan gibi ayağa kalktı, ona vurmakla meşguldum diye. Bunlar nasıl aklım gider, nasıl dersin, biraz da anlayacağımız şekilde olmasına gayret etmeye çalışıyorum.
Çünkü bu gibi haller anlatılmaz. Ehh edince malum bir haldir. Hele ledüniyet ancak ledüniyet sahibi olan kişilere verilebilir. Mesela müstahazımızı dinleyenler var. Dinleyenler Sami Efendi'mizi dinledikleri zaman işte ayetlerden okuyor, hadislerden okuyor. Böyle Çok fazla menfibeler görmezlik. Okurlardı böyle. Hatta muhalifi olan kimseler gazete okuyor derler. Fakat bu değil. Daha çocuğun İş İzzet Eczesine geldi. Bunun kadarını belki ilkokul bilmesin ki. Bak ilkokul görmüş, bil belki. Oturuyorum çocuğun günü fakat ilk anda zor geliyor. Alacağız. Yine bunun gibi, bunun gibi. Erenköy'de bahçeli bir evde sohbet duydu. Öyle bir aşkı var ki koskoca Sure-i Yusuf'un başından başlar sonlara iterek vurdu. Bir yerden mübarek boğazları takıldı. Bir aşağıya benzer, ıhlamur olsa gerek getirdiler. Yine geçmedi. O esnada biri kitabı aldı. Girilerden çocuğum da. Dedim ki değirmenim suyu çekildi dedi.
Üstadımızın o zayıf gibi sesleriyle okuyuşunda bir tat var, bir lezzet var. Kendi kendime diyorum ki uzaktayım. Asıl Hacı Hüseyin Efendimiz burada. Sonra Sami Efendimiz hazretleri haber gönderdi üstadımızla. İşte Hacı Hüseyin Efendiye diğerleri itaat edecek diye. Çoğu oluyor. Hacı Hüseyin Efendi Malalika. Yerimizi de yurdumuzu da çok iyi bilelim. Dikkat edelim. İstifade etmek için Şu azığımızı, ahiret azığımızı dolduralım. Buyurur ya, Ali Kerim aleyhi vece Efendimiz Kabir amel sandığını, o sandığını dolduralım cevherler. Burada açıdan bir yerden vakte bakıyorum. Birbirinize tazim edin, beraber olun da gidin. Hep bir kardeş idadın, yönünü dünden hepiniz bir vücut olsun, beraber suyunuz gelsin. Kalp havuzunuz dolsun, bendi mi hayırdır neden? Düşenlerini tutmalı, kalkınlarını yetmeli, burada gitmeli değil de geri yine sürüye katmalı manasına. İçimdenkini atmalı yaramaz ahlakın neden?
Sohbetsiz zaman geçirme, fırsat kuşunu uçurma, aldığın dersi kaçırma kıymetini bilmen eden. Dışın başka, için başka, sohbete gelmesen keşke. Tatlı sandın, tadın keşke, dururken acıyon neden. Beraber yemek yeme, fikrin bir araya koymalı kurban olayım demedi. Arada husumet neden. Hasta olanlara bakın, zinciri halkaya takın. Aradan varlığı yakın burnunu kaldırdım neden. Kokarı sudan bulduğunu, rahimde çok kaldığını, sekeratta solduğunu bunları zikretmem neden. Yengine at sular gibi, salim din gider gibi, neşeli ol güler gibi, şehre mi azdırdın neden? Arkadaş kusurun tanı varlığın mahveder seni. Her şeyden bulun sen de ne, yükseklik yapıyorum neden? Haram olmasın hem yemek, boşa gider sonra emek. Derilişi bil, dişi demek. Bassalar razı olman neden? Karıncalar gibi yürün, kendini arşullah'ı görün. Böyle mi emretti pirin? Fikrine gidiyor neden?
Engin bulunmalı başın, yerde sürünsün döşün, nefer oldun rütbe taşın, sille silleden korkmuyorsun neden. Tevazu her şeyden ali. İşte bu insanlık yolu. Alemdar yapmıyor delil, turak gibi olman neden. Alemdar tabii, tevflerimi alıyorum, üstadımıza nasıl öyle diyebilirim. Esadi El birliği hazretlerinin Gazali Türkiysinde de geçer ki kemter bendeniz esa, sana olmak veda ister. Orada güzel şahımız esah diye değiştirmişler, çok güzel yapmışlar bu kent edenin zamanı kutbu havzamına. Öyle sözler söylüyor ki etme vaaz, nar-ı duzahtan hikaye dinlemem olduğu için mazhar-ı esrar-ı Esma gönlümüzdür. Esa-ı Erbili Hazretleri buyuruyor ki, Ey vaiz bana ateşten, bilmem falandan bahsetme. İlahi sırların mahzeni olduğu için gönlümüz ben bu hikayeleri dinlemem diyor. Bunu değişik yorumlamamak lazım. Konuştukları fenafillah ve beka billah cem'ul cem makamında konuşulur.
Etme vaaz, narülüzahtan hikaye dinlemem Olduğu için mazhar-ı esrar-ı esma gönlümdür. Ne kadar güzel söylenir. Ne kadar güzel. Vezniyle ilahi aşkı ifade eder. Cenab-ı Hak şefaatlerine mazhar kılsın. O taraftan bize manevi rüzgarlar etsin. Bol bol rağıtamızda koklayalım.