Şahı Nakşibend, Gadde Sallallahü'l-Arabî Hazretleri ona şöyle bir sual soruldu. Bazı keşiflerden, iç gözlerinin açılıp görmüş olduğu alemlerden sual olunur. Buyurmuş ki ben la kelimesiyle cümlesini nefyettim. La yok demek. Kelime-i Tevhidin la kelimesiyle cümlesini ortadan kaldırdım. Şu anda Maksud ve Matlubun isteğim, isteğim, arzum haktır, başka yoktur. Anlek Zat-ı ilahiyi kaldı, talibe layık olan, mükaşafatta zahir olan şeylerin mesela iç gözleri açılmış, semavat yarılmış, başka alemler bölüyor, kulağına ilahi sesler geliyor. Bunların hepsini diyor ben yok ettim, dünya ve ahirette maksudu, gayemi ancak Ehadiyet sıfatıyla mevsuf olan Vahid-i Kahhar olan Cenabı Hak Azze ve Cel olmalıdır. Ben diyor bu görüntülerde olabilir, olabilir. Burada riayet edeceğimiz şer'i emirlere, dinimizin emirlerine ve Sünnet-i Muhammediyeye dikkat etmek.
Sonunda da şu Ayet-i Celileyi okumuş, ve Allahü'l Vahidü'l-Kahhar. Kahr-u galebe sahibi, Allah'ımızın birliğini, varlığını, artık yüce kudretini, bütün sıfatlarıyla, isimleriyle, fiilleriyle işsiz olduğunu beyan etmiştir. Bu mübarek yolda kalbin inkisarı asıl keşif ve keramet bozulur. O gözlerimize görünenler değil. Asıl keşif ve keramet, üstünlük, olgunluk, kalbin intisarı ve acsidir. Kalbin mahzun olması, kırık olması, Cenabı Hakk'a karşı hiçbir varlık izhar etmemesi, yokluğunu bilmesi, her şeyiyle ona muhtaç olduğunu bilmek, acziyetini anlayabilmektir. Nitekim Ebul Hazanı Harakani Kuddse Sirruh Hazretleri şöyle bir söz söylüyor. Buyurdu ki: Benim hazinemde olan Allahu Teala Hazretleri'nin hazinesinde yoktur. Demişler ki bu nasıl bir söz. Buyurmuş ki kalbimin kırık olması, mahzuniyetim ve Rabbimize karşı da muhtaç oluşumu bilmek, acziyetim.
Öyle ki hayat bir nefesle başlar, bir nefesle biter. Hayatımın iki nefes arası olduğunu, belki yatınca kalkamayacağımı, normal yürürken, Allah korusun, bir felç olacağımı, değişik hastalıkların zuhuru hep bunların içindeyim, diyor. Cenab-ı Hakk Azze ve Celle, Kadir-i Mutlak olan Mevlamız övanidir, hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, münezzehtir, mukaddestir. Hiçbir noksan sıfat ona isnat edilemez, kemal sıfatları ile muttasıfdır. Burada dinmek istenen ben, diyor, asıl Cenab-ı Hakk'a karşı acziyetimi, muhtaç oluşumu ve varlık içinde değil de hiçbir şeyimin olmadığını Rabbimize karşı itiraf edebilmek benim için en güzel vasıftır, demiştir. Nitekim ayet-i kerimede eslaizü billah Buradan hareketle hem dünyayı hem de ahireti çıkar manasını vermişlerdir. Bizzat şahit oldum. Hacazen Efendimiz, Gatdesallahu sırra tek bir alırken bunu buyurdu.
Bir elimizle dünyayı geriye atacağız, diğer elimizle ahireti atacağız, kendimizi Mevla'ya vereceğiz. İşte asıl keşif, asıl keramet, asıl üstünlük budur. Belki burada gelecektir, büyüklerimizden birisine diyorlar ki efendim seni cennette salına salına yürürken gördük. O da diyor ki, şeytan maskaraya alacak seninle beni mi buldu? Diyor. Bunların hiçbirisine itibar etmezler, Mevla'mızın rızasını götürdüler. Ya Musa, ayakkabılarını çıkar demekten murat, Dünyanın muhabbetini de çıkar, işte evine barkına, evin tefrişatına, arabamıza, arabanın modeline, telefonların modeline giyme, kuşama vesaire dünyevi bütün arzu ve isteklere meyletmemeyi ve ahirette de işte köşkler, saraylar, sonsuz nimetler bunların hepsinin muhabbetini çıkar demektir. Bu yol Hacegan ilim ehillerinin yoludur. Gerçekten onlar bize bunu haber vermese iki göze görünen hallerle insan varlığa düşünce helak olup gider. Ali b.
Hamid der ki Sırr-ı Sakati Kuddse sirruhun ziyaretine vardım. Kapıda durdum, işittim ki şunu söylüyor Manası. Allah'ım, bir kimse beni senden meşgul ederse onu senin ile meşgul et, Senin muhabbetine düşsün, seninle dostluğa düşsün, seninle yakınlığa düşsün. Velhasıl senin isimlerinle, sıfatlarınla, fiillerinle, zati sıfatlarınla meşgul olmak suretiyle Azameti Kibriyan'ı görebilecek bir hale gelsin. Böyle olsun ki beni bıraksın. Muhammed Masum Kudsi Sirruh Hazretleri bazen heyecanlanırmış. Böyle ruhunun daraldığı, sıkıldığı, kendisini bunaltan kimseler olurmuş. Bu vakitte şunu delmiş. Bunun manası nedir diye sual olunduğunda Cenab-ı Hak enaniyetini, benliğini, kibrini harap etsin. Allah, böyle buyururlarmış. Nefakatü'l-üns eserinde geçtiği üzere.
Bu ulvi görevde önemli olan böyle bir kendimizi belli bir makamda, belli bir yerde görmek değil de diyelim birilerine sohbet ediyoruz, güzel dinimizin esaslarını bildiriyoruz ve öğrenmek mecburiyetindeyiz. Çünkü biz Müslümanız. İslam'ın esaslarını öğreneceğiz, İslam'ın takva cihetini de öğreneceğiz. Çünkü İhsan Mektebindeyiz. Bunu öğretirken kendimizi bir tarafa çekip bize iltifat edilsin, elimiz öpülsün, ayağa kalkılsın, bize tazim edilsin duygusu bu mübarek yolda yoktur. Es'ad-ı Erbili Hazretleri elini keçi elinden farklı börenin eli öpülmez, demiştir. Asıl bu yolda helake götüren insanların kendisine tazim edişine gururlanan kişidir. Daha su birikintisinde iken denizlere kavuşmamışız, ilahi muhabbet denizlerine fenafillah ve beka billah okyanuslarına bir su birikintisinde yüzmeye kalkmayalım, orada kulaç atılmaz.
Kulaç, Ehlullah'ın gönlüne girerek, onların sitayişine mazhar olarak Efendimiz'e ve Zat-ı İlahiyeye takdim olunabilmektir. Bu ulvi görevde emirleri ve nehileri Cenab-ı Hakk'ın emrettiklerini ve yasakladıklarını, müstehap ve mekruhları bizzat kendimizde yaşamak suretiyle bir başkasına tavsiyede bulunabiliriz. Çünkü kendi nefsinde olmazsa tesiri de olmaz. İnsanın gönlünde nefretle uyanır. Mesela büyüklerimize insan can atıyor. Neden? Bir yokluğun içerisinde bunları hiç kendisine bir sıfat olarak kabul etmiyor. Sıfat olarak biraz önce geçtiği üzere Kelime-i Tevhid'in ilahsında görüyor, kendisini hiç mesafesinde görüyor. Kede, mahsud ve matlub olan ibadet dahi sahih olmaz. Çünkü hep ibadet ediyoruz. Kalktı sabah camiye geldik, cemaatle namazımızı eda ettik. İşte güneş ortalığı alınca kerahati, çıktıktan sonra işref namazını kıldık.
Öğleye şöyle kırk beş dakika kalıncaya kadar kuşluk namazını kıldık, öğle namazını eda ettik. Bunun yanında Allah yolunda infakta da bulunduk. Bir hastayı ziyaret ettik. Bir cenazeye iştirak ettik. Bir nasihat talebinde bulunana nasihatte bulundu. Kardeşim bakın geldik gidiyoruz. Sonra beşeri münasebetlerimizde ev ile olan, şahsımızdan tutalım evimiz merkezden Nuhite doğru etrafa yapmış olduğumuz bütün vazifelerde neye dikkat edeceğiz? Çünkü biz bir amel işliyoruz. Allah'ımız Kitabı Kerim'inde sadece imanla bırakmıyor, esalne. İman edenler buyuruyor. Onun şerefi, fazileti, üstünlüğü, kıymeti bununla bırakmıyor. Ve hamilus salih hat, salih amel işleyenler. Demek ki mücerret inandım demekle kalmıyor.
İmanımızın gereğini Allah'ımızın emrettiklerini yapmak, burada da ifade edildiği üzere emri ilahiye uyup nehyettiğinden kaçmak ve bunları yapmadıkça başkalarına tesirimizin olmayacağı beyan olunur.