Merhaba kıymetli dinleyenlerimiz. Rabbimizin rahmeti, bereketi, hidayeti üzerinize ve üzerimize olsun. Bugün de güzel bir programa inşallah imza atacağız Rabbimizin izniyle. Stüdyomuzda değerli hocamız, üstadımız Ali Ramazan Dinç Efendi Hazretleri var. İnşallah güzel bir programa imza atacağız. Hoş geldiniz hocam. Hoş geldiniz hocam. Sefalar getirdiniz. Efendim Allah'a isyanda mahluka itaat olmaz prensibiyle yola çıkacağız ve üstadımıza gönülden bağlanacağız, sıddık olacağız. Her şekilde teslim olacağız ona ve eğer aklımızın sarmadığı ya da bizim anlayamadığımız bir durum gelişirse ya da şeytan ya da nefsimiz bizim gönlümüze böyle bir şey düşürmeye çalışırsa tedbir olarak kendimize yapılan işi hayra yormaya çalışacağız. Onu da başaramıyorsak anlamadığımıza yoracağız. Kalbimizi Allah'a arz edeceğiz. Evet arz edeceğiz. Üstatların peki diğer üstatlarla olan münasebeti nasıldır?
Geçen böyle bir tesadüfen görüşme oldu. Onlarda bulunduğumuz yerin böyle bir sanatsal yönleri var. Görmek istiyorlar. Bu vesile ile görüşüldü herkesin sırrının ayrı olduğu. Kadiri ise çünkü tasavvuf kitaplarında bunu görüyoruz okullarda okuduğumuza göre. Kadiri ise onun sırrı bir ayrı. Nakşi ise onun sırrı bir ayrı. Halveti ise onun ayrı. Celveti ise ayrı. Karabaşı, Bayrami, Sinani, Gülşeni, Rufai, Uşşaki vesaire. Hep sırları ayrı ama beyinleri bir olacak. Aynen şunun gibi Kabe'ye giden yollar gibi. Kimi Pakistan'dan, kimi Afganistan'dan, kimisi Somali'den, kimisi vesaire yerden geliyor ama hep Beytullah'ta toplanıyor fikirleri ve gönülleri bir olacak ama hareket tarzı olarak. Çünkü aleyhissalatu vesselam efendimizin Ali Kerim Aleyhu veche'ye öğretmiş olduğu zikir cehridir açıklanır. Hazreti Sıddıka radiyallahu anh öğrettiği ise gizli bir zikirdir.
Sırları ayrı olmakla birlikte rabıtasını yapamazlar ama teberrüken beraber olurlar, konuşur ve görüşürler. Efendim şimdi bu mürid olarak dikkat etmemiz gereken hususlardan hiçbir kimseye gazap etmez, kızmaz. Çünkü gazap zikrin nurunu söndürür ve mahveder. Sonra ihtiyacını üstasından gayrısına açmamalıdır. Eğer yoksa zaruret içerisinde kalmışsa muttaki ve salihlerden birisiyle görüşür. Sonra halifelerinin ve onların hizmetlerini göreme kendilerinden önce bu yolla münasebet kuran kimselere sadakatle bağlı olur ve onlara da saygı duyar, Zat-ı Ehadiyetten başka hiçbir şeyi murat etmememiz icap eder. Dünya ve ahiret müridin muradı olmamalıdır. Yine mürid makam, fena, beka gibi şeylerle de meşgul olmayıp nefsini temizlemeye ve ahvalini sünneti seniyyeye uyarak düzeltmek suretiyle kemale, irmeye çalışmalıdır.
Bunun için mürşidinin emir ve irşadı karşısında yıkayıcı elinde meyyit gibi ölü gibi olmalıdır. Ne olursa olsun üstadının sözünü reddetmemelidir. Kendi bildiği hak bile olsa yani ben şöyle bir görüşe dalıyorum. Hayır. Gözlük artık mürid sünneti Seniyye ve başta Kitabı Kerim'e riayet eden kimse için iradesini mürşid-i kamiline teslim etmiştir o. İşte benim görüşüm şu diyemez. Üstadız ne diyorsa odur. Biz bir Recep Efendi hiç unutmuyorum bir doktora gitti. Doktora bir diş konusuydu. Dedim ki üstadlarımız böyle diyor. Tamam dedi. Tamam onlar öyle diyordu. Tamam dedi. Geçen yine kıymetli bir hocamızı dinledim. Kendisi merkez vaiziydi. İsim vermek istemiyorum. Mübarek bir insan ama. Üstadımız da çok seviyorlar. Gelin aynı benim elime benziyor diye saygı sevgiyle karşılamışlar. Biraz iltifatlı konuşurlardı Mürşid-i Kamilimiz.
Gönüllerin nur olan kimse bunun konuşmasını dinledim de bu Maya takvimi bu hususta soru soruyorlardı. İşte kıyamet kopacak şöyle olacak işte hesaplar hep karışacak şöyle. Bazı sorular soruyorlardı. O da Mugayyebat Hamse bunu demez ama biz söylüyoruz beş şeyin gizli olduğunu ancak diyordu Allah bilir, Resulü bilir, bir de yüce veliler diye. Ben çok memnun oldum çünkü ve rrasikune fil alim hatırıma geldi onu deyince, işte Kuran'ın tevilini Al-i İman suresinde Mevla-yı Zülcelal'imiz bildiriyor. Kim bilir? Ancak ilimde rüsuh sahibi olan kimseler bilirler. İlimde derinleşen kimseler bilirler diye buyruluyor.
Çok memnun olduğum hususlardan birisi arz ettiğim gibi ifade buyruluyor ya Kuran-ı Azimüşşan'da Mevla-yı Zülcelal'imiz Al-i İman suresinde yedinci ayeti celile'de Mevla'mız buyuruyor ki kendilerine göre yapmak için müteşabih ayetlere uyarlar halbuki onun yorumunu Allah'tan başkası bilmez, İlimde üstün olanlar ise biz ona inandık. Hepsi Rabbimizin katındadır derler. Akıl sahiplerinden başkası iyice düşünemezler. Burada akıl sahibi yani bir de Mürşid-i Kamillerde nebilere varis olduğu için böyle bir manevi sıkıntının içerisinde artık kendisinden geçmiş vaziyette değillerdir. İbni Receb el-Hanbeli diye bir zat var, elli Hadis-i Şerif almıştır. Orada ulema-i Kiramının aklının zayi olmadığını yaşlansa bile yaşlansa bile aklında bir zayiat olmadığını, Üstadımızda çok görürdüm bunu, derdi ki o kadar defterlerim sıkıntılarım var ama Allah'ımız aklıma bir zayiat vermedi diye.
Sami Efendi Hazretlerinin yaşı seksen hayret ediyorum Gazi köyünü soruyor Üstadımıza sorunca dedi ki efendim köy olduğu gibi intisap etmişti sonra öyle bir fitne girdi ki başı ağrıyan bu yoldan böğürü ağrıyan bu yoldan Böbreği ağrıyan bu yoldan dedi Biz de on tane samimi kimse koyduk efendim diye ta Gazi Köyü'ne hatırlıyor Ta dere köyünde oturan bir hanım annenin durumunu soruyor İşte şu zatın letaifleri ne oldu diye onlarda öyle bunama bilmem falan katiyen çünkü fetanet vardır akıllılık vardır. Böyle bir durumun olması mümkün değildir. Ben o zatı dinlemiştim de ilimde rüsuh sahibi olan insanlar bilir diye Allah'ımız bildirirse Allah takvayı da ve uygunsuz olan şeylerde gönüllerine bildirir. Allah bildirirse haber verirse. İhtiyacını üstadını açar, halifelerinden birisinden hizmet görenlere sadakatle bağlı olur. Zat-ı enbiyadan başka hiçbir şeyi murat etmezler.
Üstazının hiçbir emrine de fıyanet etmez. Ona tazim ve ihtiramda kusur etmemeye hiçbir şekilde ona karşı ters hareket göstermemeye gayret eder ve bunun yanında arz ettiğim gibi işte benim görüşüm şu hayır görüşün eğer o görüşün dışında olursa sen bu yolla münasebetin yoktur. Bize Üstad zalimizden sonra Konya'dan bir ulema sınıfı geldi aralarında konuşuyorlar bizim memleketimizde de ilim ehli insanlar var edeben sükut edip dinliyoruz Bu Konya'dan gelen ilim ehli bir zat dedi ki bu yol tarik diye ifade etti. Tarikat-ı Aliyye itaattır, edeptir. Bir müridin kendi kendine hareket etmesi mümkün değildir. Yani benim gözlemlerime göre olamaz gözlemlerin üstatının gözlemlemesi olacaktır. Dedem Rahmetullah Ali hazretlerine Fazlı hafız diye kıymetli bir zat aynı zamanda bacanağı olur.
Kendisi Develi'ye imam olarak gidecek Develi'de müftülük vazifesini yapan Abdullah Develioğlu der ki üstadınla alakan oldu mu ne dedi size İşte iraden elinde dedi. Katiyen diyor. Bu müderris bir zat rejimi. Müderris bir zat bunu söylüyor. Diyor ki bir müridin iradesi elinde olamaz. Hafız tövbe et diyor. Üstad'ın ne diyor odur? Odur. Katiyyen onun emrini bozamazsın. Buyurmuşlar ki Sami Efendi Hazretleri Hasan Efendi gelsin yanında da biz varız. Oğlum dedi hiç emrini kırmadım ben dedi şöyle bir kenarda dur da yalnız içimden çağıracak diye ümit ediyorum. Bahçede oturuyorlar. Çok az bir zaman geçmeden efendim dedi sizin hiçbir emrinizi kırmadım bizi demişsiniz çocukta yanımda müsaade buyurur musunuz? Buyurun dedi. Bu kadar hassas. Hani o Adanalı-ı Sen Efendi Hazretlerini geçen anlatmıştım. Kendisi Van'ın gevaştan soğuk bir hava şimdi bile bütün karlar yağıyor. Bütün yollarla alakalar kesik.
O Hakkari olsun evet okullar tatil durumda. Van olsun. Sivas'tan itibaren Kayseri'nin de doğu kısmından itibaren yağışlar var mesela. O soğuk bir havada bir kayanın üstünde efendim diyor hiçbir emrini reddetmedim. Baş tacı ettim. Onun için diyor bizi biiznillahi Teala korunmamıza vasıtolun diye korunduğuna ait ifadeler vardır. Kendi nefsini bütün mahlukattan hakir görmeye çalışır. Sonra kendisine emredileni derhal yapar. Çünkü bir vazifedir. Katiyen ihmal etmez. Emrolundu der, yapacağım der. Bu Esad Erbili Hazretlerinin evlatlarından Hacı Hüseyin Efendi var. Bu bir suyu içeceği zaman kalben müsaade ister. Üstazı ruhen Allah'ın izniyle içme o suyu, o suyun kanalını zalimlerden biri kazmıştır dediği zaman içmezmiş. Hatta Esad Erbili Hazretleri buyuruyor ki: Bir kuzunun koyuna tabi olduğu gibi Hacı Hüseyin bize tabidir diyor.
Evet şunun bunun lafını aldırmamalı ve üst ağzına nevi şahsına münhasır basit hareketlerine de iktidar edilmediğini bilmeli. Kendisine mahsulleri vardır beşeri Mürid kendisine emredileni yapar. Çünkü üstazın bazı amelleri bulunduğu makam ve hale göredir. Yani onlar acayip de bir hale böyle şeri emrin dışında değil de gördüklerinden dolayı mesela arşı alayısiydi diyor. Değişen bir halleri de olabilir onların. Kendisine mahsustur. Bir ara üstadımız hacdan geldiler. Böyle bir köşeye çekildi. Böyle mahzun bir hallerinde mahallemizde bulunan ahraz var. O biraz latifeli konuşurdu onunla açılır mı diye onunla da açılmadı. O kendisine mahsus bir haldir. Bize Sami Efendi Hazretlerinin çok yakınlarından birisi anlattı. On altı gün dedi. On altı gün Sami Efendi Hazretlerinin acaba ruhu kabz olunacak ahirete mi göçecek diye korktuk dedi. Böyle bir çekindik dedi Alimden. Bir şükür hali başladı.
Sonra dedi Elhamdülillah açıldılar memnun olduk. Mesrullah kendisine ait hallerdir. Talebinde arzu ve gayesinde sadık olmalıdır. Sıkıntı, mihnetme meşakkat onu değiştirmemelidir. İşte bak şöyle sözler bunların hiçbirisini dinlemez. Bağlandı bendim gidemem Gayri'ye. Şimdi bir tarih sıtma hastalığı meydana gelmiş. Kurtulması zor. On tane yorganı da üzerine örtsen tir tir titreye on üç gün sayarlarmış. On üç gün oldu mu adam inna lillah ve inna aleyhi raciun kinin diye bir ilaç çekmiş. Onu kullandıların birine geçiyor. Şimdi Kinin diye kullanacağımız ilaçlar ve umüp söylüyorum teslimiyettir. Allah'ın emrine riayet eden kimseler için Celle Celalühü bundan başka bir ilaç olamaz ve bu da olacaktır. Bir de şunu arz etmek istiyorum itiraz edenlere çok büyük saygıları var. Kurtulsun diye hep istiğfarda bulunurlar.
Allah'ım sıkıntı çekmesin benim gibi bir aciz yüzünden meşakkate girmesin yazdık bunca yıldır çekmiş oldu emek zahmet diye Mürşidimize mesela bir tanesi için geliyorlar efendim bu haysiyetimizi koymadı bizim Topluyor bilmem falan ediyor. Üstazi alimiz ağlamaklı bir şekilde konuşuyor. Devel'de Ömer İslamoğlu'nun evinde konuşuyor. Diyor ki evladım dedim bırakmadım yine. Onlar kolay kolay terk etmezler severler. Yalnız ihanet ederse o mümkün değildir. İşte şimdi böyle söylüyor ama anlaşır canım. Anlaşır olan, anlaşır olan öyle pek kemiğe isabet etmeyendir. Eğer bıçak kemiğe dayanmışsa bir defasında Mina'da Sami Efendi Hazretlerinin damadı der ki Hasan Efendi üstadımız yalnız bulunuyorlar, görüşmez misiniz? Tabiidir, o anda mevzular açılır Hasan Efendi bir kimse reddettin mi? Efendim reddetmem ama şahsıma değil de yolumuza bir hakaretti. Çünkü acayip eli artık kasalarda gezmeye başladı.
Eli artık keselerde gezmeye başladı. Kazancın yarısını kendisine almaya gibi böyle bir yanlış tavırlara girdi. Baktık yolumuza zarar verecek reddettim deyince redtiniz reddimizdir. Kabulünüz kabulümüzdür. Onlar eğer şeri emre bir muhalefet olduğu zaman kötü de bir örnek olmaya böyle bir değişik yüz arz ederse yani bir nifak hali yani iyi görünüyor. Bir bakıyorsunuz çok değişik bir fikir. Üst ağzına karşı diyelim çok yanlış tavırlara girmeye başlayınca onun affı yoktur. Onu katiyen affetmezler. Rabbimize havale ederler. Ben dediler Rabbime havale ettim. Ben Rabbime havale ettim dediler. Recep Efendi öyle sorular sordun ki hiçbir kardeşimiz inşallah incineceği bir söz söylemeyiz. Biz çünkü makam olarak ne kadar yükselse bile kendini ilk kademede bildirirler fakat bu daha anlatmadım daha anlatsam hayran kalırsınız.
Üstat zalimiz teslimiyet üzerine bir konuştu ki burada ifade edemem onu Çok ağır olurlar. Çok. Onu özel olarak söyleyebilirim. Hep bu ifadelerimiz de Kitabı Kerim ve Hadis-i Muhammediye'ye göre olmasına çok dikkat ederiz. Tarikat itaattir, edeptir dedik. Kardeşlerimiz bu mühim bir mevzu. Bizi dinleyen muhterem dinleyicilerimiz, kardeşlerimize şöyle küçük bir öğüt, bir nasihat almak istesek sizden, son olarak çünkü önemli bir mevzu, önemli bir durum. Çünkü insanın dünyayla arasındaki o dünyada Müslüman olarak kalabilmesini sağlayacak bir durum bu çünkü. Evet eğer bir tavsiye ederseniz, başta nefsimize tavsiye bizi Cenabı Hak istah buyursun. Allah'a ve resulüne sizden olan ulul emre itaat edin ve katiyen bidatlere gitmeyin. Dinde aslı olmayan bir harekette bulunmayın. Itaat edin katiyen sapmayın. Ve nezihu Rabbekum ankeni teala.
Katiyen Allah'ımız hakkında yanlış bir ifade gibi böyle bir suüzan gibi bir hall olmasın. Rabbimizi her zaman ullayın. Her zaman Rabbimizi Semi-i Basri deyin mesela. Rahim ve Rahman deyin. Böyle Rabbimizi devamlı ululayın. Ve saddigu ve la teşku. Siz ve saddiguhu onu tasdik edin, Allah'ı resulünü ve yolundan gidenleri katiyen şüphelere düşmeyin. Siz şu dünyada başınıza gelen her türlü sıkıntılardan dolayı sabrediniz, şikayet etmeyiniz ve ayağınızı sabit tutun girdiğiniz yolda mesela Allah'ın emirlerinde öyle bir sımsıkı tutununuz ki Nebi-i Ekrem Efendimizin ifadesiyle Sallallahü Aleyhiü Sellem azı dişlerinize sarılır gibi sarının. Katiyen sapmayın ve ilahi görevlerde vazifelerde koşar adımlarla yürüyün. Rızkınızı helal yoldan temin etmeye çalışın.
Gelen bela ve musibetlerde kurtuluş için elinizi Cenabıhakk'a açın ve siz kardeşliğinizi sevgi ve muhabbetle rızayı ilahi ile birbirinizi sevin. Birbirinize buğuz etmeyin. Ve siz hayırlı meclislerde olunun hayırlı bir toplulukta bulunun. Bu yolda katiyen ayrılık çıkarmayınız ve siz geceleri istirahatinizi yapmakla birlikte seher vakti de uyanınız. Aman ha amel defterinizi gıybetlerle, dedikodularla, yanlış hareketlerle kirletmeyiniz, tertemiz kılınız ibadet ve taatle ve siz ibadetle kendinizi süsleyiniz. Böyle ifade ediliyor.
Siz bir hatadan sonra derhal Cenabı Hakk'a dönün ileride yaparım diyerek geriye bırakmayın özür dileyin gaflet halinizden dolayı buyuruyor gaflet halimizden dolayı Cenabı Hakk'a özür dilememiz ve tembellik göstermememiz amellerimizi ihlas üzere yapmamız icap ediyor ve kendinizden razı olmayın ben işte böyleyim böyleyim deyip de kendini ulu yüksek yerlerde görüp de bir başkasını küçük görme hepsine şefkatle merhametle Çünkü mümin tarif edilirken müminlere kanatlarını yay buyuruyor esas belli müminlere karşı şefkatli kafirlere karşı onurlu Münafıklara karşı delil ve hüccet getirerek kafirlere karşı da şiddetli olun diye buyruluyor. Ve sonra bizim dikkat edeceğimiz husus Mevla'yı Zülcelal'imiz Ey iman edenler kafirlerden size yakın olanlara harp edin olanlarına buyuruyor. Onlar sizde kuvvet bulsunlar görsünler iyi bilin ki şüphesiz Allah muttakiler de beraberdir.
Yani birbirimizi severken Allah için bir müminin iki kanadının olması lazım birisi Allah için sevgi birisi de Allah için buğz Tevbe suresinde son sahibinin başındaki ayeti okudum Kafirler sizden bir şiddet görsünler. Allah kendisinden korkanlarla beraberdir. Eğer biz Mevla-yı Zülcelal'imize yakın olmaya çalışırsak ne olur? Hiçbir zarar hiçbir musibet görmez insan. Yanlışlığımızdan dolayı bunlar zuhur ediyor. Mesela biz beşer olarak hepimizde var bu evinden sıkıntısı var etrafından sıkıntısı var derdi var tasası var bunlardan dolayı insanlarımız hakikaten bir endişe içerisinde nasıl kurtulacağız derseniz. Rabbi Zülcelal'imiz Ey iman edenler size gereken kendinizi ve toplumunuzu düzeltmektir. Yani kendinize bakın derken burada Sıddık Azam radıyallahu anh hazretleri buyuruyor ki bunu yanlış tefsir ediyorsunuz. Ey ashabı Güzin. Burada kendinize bakın demek cihad edin demektir.
Din Allah'ın oluncaya kadar mücadele demiştir. Eğer böyle olursa Siz doğru yolda olduğunuz zaman sapıtanlar size zarar veremez buyuruyor Mevla-yı Zülcelal'imiz inallahi merciukum cemia hepinizin dönüşü Allah'adır Celle Celalü o size yaptıklarınızı haber verecektir özet olarak diyecek olursak biz Allah'ımızdan korkarsak eslamu menyettakillen yicallevu makracı Allah bize çıkış yolunu lütfeder Mevlamıza saygımızı sevgimizi çoğaltmak ve hayırla devam etmektir