Bayezid-i İslamiye hazretlerinin bir tımarhanenin önünden geçme hadisesini biliyorsunuz. Mesela Ahmet bin Hanbel hazretlerinin şazeli ve şairi ile alakası Hamza-i Bağdadi, Gatisaballahu Esrarıu Hamul Alali Hazretleri ile münasebetleri ve sonra öyle bir esaslar koymuşlar ki burada takvimde hoca kardeşimizle ifade etti. İmam Malik Hazretleri fıkıhsız, tasavvufa dalma zındıklıktır. Tasavvufsuz ilme dalma tasıklıktır. İkisinin birleşiminden hakikat doğar demiştir. Nasıl olacak? Bunu nasıl halledecek? Mesela bu devlete reisler demiştim ya Alaattin Keykubat'ın bulunduğu yerde Konya'da, sarayının altından Mevlana'mıza doğru giden bir dehliz var. Akşam olduğu zaman o dehlizden Mevlana Hazretlerinin huzuruna varıyor. Padişahlığın vermiş olduğu gurur kim bilir ne varsa onu, onun sohbetlerini bereketiyle atıyor.
Zenginlerimiz, sağirlerimiz, ticaret ehli kimselerimiz hep bunların halkalarına oturuyor dünyanın geçici süslerdir muhabbetlerinin dönüp de yer etmemesi için. Bu bizim ruhumuzdur artık ve her alanda da hibesi ilim dediğim için kısaca ifade etmek istiyorum. Mesela Güneydi Bağdadi hazretleri buyuruyorlar ki sufi derviş olmaktansa muhattdis, sufi muhattdis deyip muhattdis sufi olmanız gerekir diye çok güzel bir sözü var. Evvela ilim talep edin, ilim ehli olun öğrenin, bununla beraber sufiliğinizi devam ettirin demiştir. Üstad-ı Ali'mizden anlatılıyor. Mesela bunun söylemiş olduğu şiirlerden bir tanesi bir kıtasında evvela İdil olmalı, amel nehrinden dolmalı, iflas fahrine dalmalı, bu işe ihtimam lazım diyorlar. Kendileri kendileri devir olarak okumaya fırsat bulamamışlar. Ama hazin tefsirini okumuşlar, tefsirler çok önemli bir tefsirdir o.
Hazin tefsiri deyip de gelip deşmeyi çok mühim ilim ehlinin talim edeceği bir tefsirdir. Bunu okumuş, Tarikat-ı Muhammediyi okumuş vesaire eserler okumuş. Böyle düşünürdüm böyle hoca olan kardeşlerimize, hoca olan büyüklerimize işte bunların karşısında ne konuşacağım, ne yapacağım der böyle. Sonra bir gün methelim yok der. Hayret ederdim bunu niye böyle söylüyor diye. Sonra düşündüm dedim ki herhalde onların daha bir mütevazi olmaları temin etmek için mi yapıyor, ne ediyor diye. Yokluğun içerisinde olduğunu şüphesiz hepiniz görüyordunuz. Bir gün eve girdim. Eve girdiğimde bir başkalık hissettim. Akşam vaktiydi. Hakikaten evde ne kullanılan esas ne bir şey hiçbirine benzemiyordu evdeki koku. Manevi böyle bir ruhi koku sanki cenneti ala'dan gelen bir koku. Sa'd ibn Rebbiyen şehitler arasında yatarken Efendimiz haber gönderiyor sallallahu aleyhi ve sellem.
Sa'd ibn Rebi'den haber getiren yok mu? Ona on iki kargı ile göründüm. Bütün sesleniyorlar Sa'd ibn Rebi radıyallahu anh hiçbir ses çıkmıyor. Sonra Rasulullah soruyor deyince çok zayıf bir sesle cevap veriyor ve diyor ki şu anda cennetin kokularını duyuyorum, gözleriniz hareket ettiği müddetçe sakın ha Resulullah'tan ayrılmayın, onun peşini tahip edin, onun izini tahip edin, ayrılmayın, yardımcı olun diyor. Şimdi onun duyduğu güzel koku gibi evde bir güzel koku hissediliyor. Girdim eve diyorlar ki işte üstazı alimizi tebrik ettin mi? O zaman hatırıma şu geldi, Sıddıy-i Azam hazretleri buyuruyor ki yak inim atmaz, ben öyle inandım ki, bana öyle imanda yakin ne ifade edilecek gibi değil, ben tamamen inandım diyor. Tamamen o görünmeyenlerin, dolaylı halinde olanların bana görünür hali zuhur etti dediği gibi zaten inanmışız biz. Oturduk üzerinde yeşil bir cübbe olduğunu gördüm, giydiler.
O esnada dediler ki evladım Muhammed ismini duyduğum zaman sallallahu aleyhi ve sellem benim vücudum değişiyor. Ona ait bir eser getir. Hayrettin Karaman hocamızın ancak onu bulabildim o anda. Hemen örnek insan diye Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'a dair bir eseri. Orada ahlakı Muhammediyeleri, cömertlikleri vesairlerini okuyordum. Kendilerini bazen mübarek başlarını eğiyorlar. Böyle bir çok tatlı bir horlama şekli zuhur ediyordu. Sonra dedikleri sözü ifade edemem. Katiyen diyemem. O tevazunu, o tevazu anındaki sözü bize dokunuyor, tahammül edemiyorum.
Onlar kendilerini Cenab-ı Hak'ta eritmiş, niyaz-ı Mısri'nin dediği gibi bu niyaziden de Mevla görünür dediği gibi ayinedir bu alem, her şey hakkıyla kavim, miraat-ı Muhammed'den, Allah kavralayan ireyen ayağı olur buyurulduğu gibi her şeyiyle Cenab-ı Hakk'a teslim olmuş, yapmış oldukları hareketler kitabı kerime muvafık ve Hadis-i Muhammediyeye tam mutabık olan kimselerdir hiç ümitsiz. Hakikaten onlardan bahsetmek kadar zor bir şey yok. Bizim hala hayatta olan Yevköy'den, Yevköy'den Kazım Efendi diye biri. Geçenlerde anlattı, dedi ki ben oturuyordum, şimdi bir yakaza hali olur. Yakaza hali uyku ile uyanıklık arası. Ben yakaza halindeydim, böyle bir meclis gördüm. Üstaz-ı aleyhimizi camilerdeki bir müresinlik gibi bir mekanda, onun üzerinde bulunuyor. İçeriye bir zat girdi, ona mübarek bir cübbeyi giydirdiler.
Eve girdiğimde o güzel kokuyu hissettim dediğimde o cübbeydi Ve kokusunu daha bilmiyorum hiçbir hatta dükkanında neden öyle bir koku hissedemezsiniz, o kokular size hediye gelmeye başlar. O kokuyu hissettiğiniz zaman. Zaten onu müşahede eden kardeşlerimiz burada biliyorlar, mübarek ellerinden gelen kokuyu günlerce unutamazlar. Babaları, babaları Şeyh Mustafa Kudüsi Hazretleri İstanbul'dan geldiğinde Esabi Elbili Hazretleri'nden üç ay onun mübarek eline temasından dolayı ellerindeki koku geçmemiştir. Tabii haramlar yok, burunlar başka kokular almıyor, kulaklar hep haksız özel dinlediği için bu manevi alanda onlarda hisse yağ oluyorlar. O anlatmıştı, içeriye dedi bir zat girdi, ben onun halini tarif edemem, bir tüple giydirdi, mübarek olsun silah Hasan Efendi dedi ayrıldı. Yalnız diyor ben uyumuyorum, rabıta veya murata halindeyim.
Daha sonra birisi girdi ki onun kokusu da tarif edilmez, onun nuru da tarif denilemez. Öyle bir nur ihata etti ki mübarek başlarına bir sarık getirdiler ve sonra dediler ki Hasan Efendi bu size mübarek olsun, siz ve size tabi olanlar felaha eden kimselerdir dikkat ettikleri sürece dedi ve ayrıldık. Sonra anladım ki diyor, birinci olarak girenin isim olarak söylenmiyor ama kalbime doğan Hızır aleyhisselam'ın. Onun başına o mübarek sarığı getirenin de alemlerin fahri Muhammed musaba sallallahu aleyhi ve sellem olduğunu müşahede ettim diyor. Artık bunun üzerine söyleyecek hiçbir şey bulamıyorum. Sadece bunların bir de tavsiyeleri nelerdir? Asıl bunun üzerinde durmak istiyorum.
Alanalarını ifade edemem, şifre ister, onların belaya şifresini de Yunus suresinde haber verildiği üzere birinci okuduğum ayet cellenin alt kısmında Onlar, onlar, o büyüklerimiz Allah'ın dostları ve sevgilileri gerçekten iman etmişlerdir. İman artık şuhud halindedir. Onların kemikleriyle inanmıştır. Nasıl ki Efendimiz aleyhissalatu vesselamın Ammar bin Yasir'e, acaba Ammar'ın imanına bir zede buldu mu deyince, Ammar'ın derileri de iman etmiştir buyurduğu gibi, onların bütün zerrah'ı iman etmiştir. Şeytan bile onlara yakin olamaz, çünkü Hadi stadının tecellisine mazhar oldukları için gelişemezler. Rabbimizin sevgili kullarından birisi yolda giderken şeytanın, şeytanın böyle çarpılmış vaziyette felç gibi bir halini görür. İşte nedir bu dendiğinde? Burada bir Evliyaullah geçti, o velinin kalbindeki nur şeytanı çarptı. Biz deriz için çarptı, onları da Evliyaullah'ın gönlünde nur çarpıyor.
Yine Allah'ın sevgili kullarından birisi yolda ve bunu görünce hemen asasını kaldırır. Ebu Said el-Harraz Hazretleri olsa gerek. Hud esallahu sirra der ki ben bu elindeki asandan korkmuyorum. Ben senin kalbindeki ilahi nurdan korkuyorum. Bunun için Esali El-Emnî Hazretleri benim evlatlarımın etrafında şeytan dolaşamaz demiştir. Diyorlar ki ama üst lazım sizin evlatlarınız diye söyleniyor ama gözlerinin battığı yerler acayip, hasette bakan gözler var, kulaklarının dinlediği hayvani arzuları tahrik eden sözler, elleri ise bir başka yerlerde dolaşıyor, ayaklar da öyle nasıl oluyor deyince ancak buyuruyorlar, şükret evsafı haiz olanlar, birisi birisi gafillerde bulunmayanlar, dünyanın geçici süslerine aldanmayanlar, şeri'ye birileri en başta sıkı sıkıya ki ayet ile kimselerdi. Üstad-ı Alimiz şu sözü çokça tekrar ederlerdi.
Şeriattan parmak kadar ayrılan tarikat-ı aliyeden doğu batı arası kadar ayrılır. Şeriatı ve hakikat, Hariman şeriat, tarikat ve hakikat şeriatın hizmetçisidir. Şerhi şerif ve kılılık yararcasına yaşamaktır. Bir kuyumcu hassasiyetiyle özenip bu vazifeleri bin güzel şehirde yerine getirmektir. Tabii hepsi ayrı bir konudur. Efendim bunların vasfı öyle anlatılacak gibi değil. Bizim bizim belişnelerimizden birisi, koyyada sarı ermi denen birisi bir zat var. Çok mübarek bir insan ricaru'l Gayb'dan olduğu söylenir. Ricaru'l Gayb dendiği zaman hepimizin tanıyamayacağı kimseler. Bunların evsadı şu, bir gün Muhyiddin Arabi Hazretleri, Kaddafi Hazretleri ben evimde oturuyorum, kabı kapalı, pencere örtülü fakat içeriye birileri girdi, benim de altımda seccade vardı, onu da aldılar. Ben ürktüm.
Bunlar acaba ricabu'l Gayb'dan mı deyince, evet ricabu'l Gayb'danız, manevi yerlerden birisi, herkesin tanıyamayacağı kimselerden. İşte sizin hususiyetleriniz nedir deyince biz herkese nasihat ederiz ve kimseyi de kötü görmeyiz. Çünkü Cenabı Hak yaratmıştır. Bir de halveti tercih ederiz. Çünkü Mevla ile hemdem olduğumuz zamandır o. Bu İbn Receb ve Hanbeli diye bir eser var, elli tane hadis-i şerifi alır içerisine. Bu zat ilahi aşk hususunda şu konuyu ele almış. Bir tanesi insanlardan ayrı bir mekanda bulunuyor. Diyorlar ki sen neden ayrı yerde tek başına kalıyorsun? Hayır diyor. Ben tek başıma görmüyorum. Ben, beni zikredenle beraberim, ben Rabbumla beraberim, ben de yalnız kalacağım demişti.
Mevla ile olan kimseler ricalü'l-hahim hakikaten baktığınız zaman bu dünyanın insanlarına benzemiyor bakışıyla, duyuşuyla, konuşmasıyla ya ayet ya hadisi şerif hep hayırlı kelamlar bunun dışında hiçbir söz yok. Sanki siz onların huzuruna vardığınız zaman tüyünüz elbisenizden çıkacak gibi bir hal artıyor. Bu sarı emmi denilen mübarek zata diyor ki Hacı Hasan Efendi, Kadı Hazretlerinin sırrı hazretlerinden bana biraz anlar. Evladım ona ben demek ki bu şifreyi elde etmiş. Evliyaullah'ın gönül şifresinidir ve o alana giriyor. Eğer ondan zerre kadar anlatacak olsam senin aklın da başında kalmaz evladım. Bandırma'da Ali Efendi, Rahmetullahi aleyh bunu tanımayan yok, mairiyiz hocalarımızdan tut, vesair o günde artık takdirle karşılanan isimleri belli kimselerin sitayişle bahsettiği kişi Allah'a giden celle celalühü binlerce kapı vardır. Her kapının arkasında Hasan efendi görünür ama o değildir.
En son kapı da kimsedir diye ifade eder ve der ki zannetmem ki Yahya Doğu'nu karısın. Allah'a hamd olsun tanımasak bile içimizde bir sevgi var. Musa ' ın Ya Rabbi beni sana eriştirecek taate delalet et deyince, Ya Musa belki hadis kutsi tam ifade edemedim. Ya Rab senin için olan amel nedir? İşte namaz kıldım, oruç tuttum, hacc ettim, zekat verdim, taatler yaptım deyince, bunlar hep senin için. Ya Musa Ya Rab senin için olan taat nedir deyince benim için bir Allah dostunu sevdin mi? Bir Allah düşmanına buğz ettin mi? İşte bu benim için taattir. Bir dervişin iki kanadı vardır. Birisi Allah için sevgilidir, birisi de Allah için boğulur. Ayet-i celilesinde ifade buyrulur. Der ki onu anlatabilmek bizim için mümkün değildir diye. Mahiriz hocamızı dediğim için şimdi Üstad-ı Ali'mizin yetişme ortamını anlatmak istiyordum. Çünkü Ne gider? Toprağı güzel olan memleketin meyvesi de güzel olur.
Bir kere onun toprağının güzel olduğunu ve yetiştiği alanı ve bunu yetiştirenler hususunda biraz olsun durmak istiyordum ama vakit müsait olmadım. Mahir biz hocamız deyince söylüyorum, onun bir hatırasını da anlatmak isterim burada. Şimdi Ahmed ile Ahad arasında bir mim farkı var der, bir şair. Bunu günlerce düşürür, Mayüb Biz hocamız acaba Ahad ile Ahmed arasındaki bu fark mı, farkı nedir diye bir türlü bunu ifade edemez, bulamaz. Sonra dağda messubinden birisine denk gelir Celal Baba gibi bir zat. O Celal baba kaybettik ama üstazı alimiz bir gün derdik ki, Elan bütün taatimi sana vereyim desen de bana bil seyranıver. Cemil babalar gibi insanlar. Nedir bu deyince bu muhabbetin mimidir der. Evet efendim, Mahir biz hocamız Sami Ramazanoğlu, Kaddes Allah-u Sırrı hazretlerini görünce şunu söyler, bir kere o ortamda yetişmiş Hacı Hasan Efendi Kaddes Allah-u Sırrı.
Diğeri Osmanî'den beri çok insanlar gördüm ama bu Hazreti Sami'dir. Muhammed Hamidullah Rahmetullah aleyh bir defasında İstanbul'a gelir. Bir kısım insanlar derler ki Sami Efendi Hazretleri ile bir görüştürelim, görüştürürler. Böyle bir yetkili ağızdan da onun hakkında bir söz duymayı çok isterler. Derler ki üstad Efendi Hazretlerini nasıl gördün? Cevabı şu Muhammed'in bir ümmetini gördü. Sallallahu aleyhi ve sellem. Kemal edip Kürtçeoğlunun keşke onun hakkında yazmış olduğu şiirleri getirseydim. Peyyamı şedi efruz'da bir merdi siyami diye devam eden gizli ay diye buraya Konya'dan gelen kardeşimiz de zannedelerim sunumunda bunu yapacak. Gizli ay diye çok güzel bir tiyatro diyemiyorum ama bir gösteri yapacak herhalde.
Sonunda zamanını biz almayalım, bu bitmeyecek bitmez güzelliğin vasfı ağaçlar kalem olsa dendiği gibi sözlerimiz hep orada burada kaldı ama bizden önce konuşan sevgili hocamız her şeyi tamamladı. Biz hepsini tebrik ediyoruz. Sağ olsunlar, var olsunlar. Bize göstermiş oldukları yollar bir kere tahrib-i sadık, makbul ve mahbubundan gafil olmamalı. Bunu tavsiye ederlerdi. Şunun gibi şimdi Efendimiz aleyhissalatu vesselam mübarek ayaklarını bastıkları zaman tam basıyorlar. Bir yola dahil olduğumuz zaman ayağımızı tam basacağız. Niyetimiz keşif, keramet, güzel rüya görmek değil. Muhammed Sahih Hodri Hazretleri'nden anlatıldı. Buyuruyor ki Eğer su üzerinde yürümek insan için fazilet olsaydı balıklar put olurdu diyor. Eğer havada uçmak fazilet olsaydı sinekler de uçuyor, arılar da uçuyor. Fazilet o değil. Fazilet doğudan batıya geçmek diyorsanız şeytan da geçiyor.
Asıl üstünlük Halık Lemyezerin emrine sımsıkı sarılmaktır. Habibi'nin yeteneğine necir tazırın ifade ettiği gibi rahmetullahi aleyh mantosuna sımsıkı sarılmaktı. Bir kere girdiğimiz zaman, vasıl olabilmek, Mevla'ya vasıl olma arzu ve isteğiyle. Bunun için de dört madde ifade edilir. Birisi istikamettir. İkincisi basiretdir. Gönül gözlerimizin açılmasıdır. Üçüncüsü hikmettir. Dördüncüsü de vuslattır. İkinci olarak özellikleri ve bunların bize yanlış oldukları tavsiye insanları kaynaştırmak, birbirleriyle muhabbeti temin etmektir. Mesela daha ziyade aileler üzerinde dururlardı. Kimi eviyle gitmiyor geçin, ayinesi ağlar ne ola suçun. Düşündüm sizleri ağardı saçım kimseye diyecek sözüm kalmadı. Akideyi düzeltmeyi sonra halis niyetle inabe deyip tavsiye buyururlardı.
Sikre devam Allah'ımıza yönelme sünnete ittiba, meşru işlere yönelme, vukufu kalbi kalbimizi muhafaza etme, Allah'ın sevgili kullarıyla sohbet, riya ve gösterişten uzak olmak, iradeni hakta yok etmek, faidesiz duygulardan kalbi muhafaza etmek, yemeğimizin, yediğimizin ve içtiğimizin, rızkımızın helal olması sözlerimizde doğruluk hakkani hizmetlerde yardımcı olanlarla beraber bulunmak, gözlerimizi haramdan korunmak, nefsi muhasebe ve muhasebe etmek, ilme yapışma, edebi muhafaza, dünyaya kapılmama, gafillerden kaçma, ilme ve merhamete sahip olmak, bu tavsiyeleri çok şey yaptıklarını siz bizden daha iyi daha da fazlasını biliyorsunuz. Hamdolsun alemlerin Rabbi olan Allah'a. El Fatiha.