Ruhun Yolu ve Nefsin Arınması kaydında Sami Efendi Hazretleri okul dönemleri de olabilir. Okulunu bitirdiği zamanda. Hukuk fakültesinde okumuş. O günkü dille hukuk fakültesinin ismi Darülfünun. Memleketine gelmiş Adana'ya. Ahbabından birine demiş ki ben okul derslerinden yoruldum. Bana bir kitap ver, mütalaa edeyim. Çünkü bir kitap okurken diğer bir kitaba geçişte insanda bir…
Ruhun Yolu ve Nefsin Arınması kaydında Sami Efendi Hazretleri okul dönemleri de olabilir. Okulunu bitirdiği zamanda. Hukuk fakültesinde okumuş. O günkü dille hukuk fakültesinin ismi Darülfünun. Memleketine gelmiş Adana'ya. Ahbabından birine demiş ki ben okul derslerinden yoruldum. Bana bir kitap ver, mütalaa edeyim. Çünkü bir kitap okurken diğer bir kitaba geçişte insanda bir…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Sami Efendi Hazretleri okul dönemleri de olabilir. Okulunu bitirdiği zamanda. Hukuk fakültesinde okumuş. O günkü dille hukuk fakültesinin ismi Darülfünun. Memleketine gelmiş Adana'ya. Ahbabından birine demiş ki ben okul derslerinden yoruldum. Bana bir kitap ver, mütalaa edeyim. Çünkü bir kitap okurken diğer bir kitaba geçişte insanda bir dinlenme olduğu ifade edilir. Mesela siz diyelim ki matematikle meşgulsünüz. Ondan edebiyata bu derslere geçseniz bir dinlenme olur derler. Demiş beynim çok dolu. Zaten hukuk fakültesindeki eserler de çok kalın olur. Bunu anlamakta da zorluk çekerler. Demiş ki bir kitap var ama bu kuş dili bir kitap. Pek anlaşılacak gibi değil. Çözeyim demiş. Bir hafta müsaade edilmiş. İkinci hafta yine demiş ki vakit tamam oldu ama ben bundan çok büyük etmek istiyorum. Mütala izin verilmiş mütalaaya.
Orada şunu anlamış, insan ne kadar kemale irse bile, olgunlaşsa bile bir mürşidi kamile muhtaç. Diyelim murakabelerin zirvesine gelmiş. Fena billah olmuş, beka billah olmuş, yine de muhtaç olduğunu demiş gördüm. Şimdi sizinle görüşeceğimiz konu da biraz kuş dili. Eser bizzat aleyhüssalatü vesselam efendimizin emir buyurduğu bir eser Muhammed Nuri hazretlerine, Haddesallahu Sırra bu eseri ele almasını tavsiye buyurmuşlar. Şu, şimdi iki yolla yürüyüş var, bunu söyleyelim de. Birisi nefis cihetiyle, birisi de ruh cihetiyle. Nefis cihetiyle olan yürüyüş Kuranı Kerim'le nefsin mertebeleri var. Yedi tane. Ruh ciheti ise bu mertebelerle birlikte de olabilir. Nefsin arınmasıyla da olabilir. Daha ziyade nefsin arınmasıyla alakalı. Nefis arındığı zaman ruh ile bir yolculuğu. O ruhi yolculuk şunun gibi. Mesela bedenen yaptığımız saatler diyelim ki biz bir yere gideceğiz. Neyle gidiyoruz?
Yaya olarak gidiyoruz. Ama bir de bağ stayla gidiş var. Bunun değişik şekilleri var. Yerine göre motorlu bağ stalarla olur. Bunun yanında hava yoluyla olur. Daha değişik. Bunun usulleri yöntemleri vardır. Bu ruhun yürüyüşü tarif edilmez o. Ama biz bu noktaya gelebilirsek, burada nefsi olan yönü ele alacak. Tarihi nefsaniyenin ve onun şartlarını ve mertebelerini, ezkar ve esmalarını, her bir makamın işaretlerini yedi fasılda beyan eder diyor. Bu yedi fasıl tarik-ı Nakşibendiiyenin şartlarını beyan eder. Malumunuz olsun ki nefis tarikından gidenler zatı şerifler nefsin yedi mertebesi. Artık burada sayıyorum onu. Emmare levvame mülheme mutmainne razıyye marzıyye safiye diye yedi. Bu yedi nefsin her birilerini bir esma ile terbiye ederler. Bunu ileride söyleyecek, başta der. Allah'tan başka takılacak kimse yoktur. İkincisini Allahu alem. Allah'tan başka bir gaye gütmez Celle Celalühü.
Üçüncüsü de der. Bakalım artık buradaki izaha göre. Yalnız on tane edep sıralamış tarikati adiyeye ilk giren kimse için, başta hilaf söylememek, şunu söylüyor, yalan söz söylemeyecek diyor. Bu yalan söz söylememekle birlikte uygunsuz ne söz varsa onlardan tamamen uzak olmak. İkincisi gıybet ve bühtan etmemek diyor. Gıybet malum duyduğu zaman kişinin rencide olacağı mahzun olacağı sözler Büften dediği de iftira. Bilmediği halde. Şahit yok, ispatı yok. Böyle bir istinatte bulunmak. Üçüncüsü kimsenin aleyhinde gezmemek diyor. Yani birilerini artık şöhreti de olabilir, ilmi ciheti de olur, varlığı da olur, neyse artık. Hep bunların yok olması için ne kadar kötü ki İnsanları alaya almak ve onların onurunu rencide değecek sözler söyleyerek gezip dolaşmak bundan uzak olmaktır diyor. Dördüncü olarak namazı vaktiyle eda eylemek, beşinci üzerinde fajiteyi namaz ve oruç var ise gaza eylemektir.
Fairitelerin geçirmiş olduğu namazlar. Ondan sonra oruçtan varsa onları telafi etmek. Altıncısı cümle, ve devamı halvet ve erbain etmek. Şöyle diyor, uygunsuz bir çevre oluşmuşsa çünkü en çok bozan insanı odur, böyle dili düzgün değil bir kere. Sözü acayip. Doğru hakla hakikatten hiçbir söz yok. Ondan sonra göz bütün haramlarda el öyle ayak öyle velhasıl İslam içerisinde olan kimselerle bulunmamak. İfşört ve ıslahı yapabilmek için bir kere gerekli evsafı haiz olmamız lazım. Yani onlarla olunduğu zaman bu bizim manevi hayatımızı mahveler. Onu söylüyor. Yedinci olarak gayet az uyumak. Sekizincisi riyazata devam gitmek. Riyazat dediği nefsimizin arzularını yerine getirmemek. Mesela nefis ıslah olmadığı için nefis daha çok yemek ister, gezmek ister, giymek ister, eğlenmek ister. Bu fırsatı ona vermemek.
Yani gezilmez, yenilmez, içilmez değil ama hep ibadet ve taat kastı ile yenilir ve içilir. Onuncu olarak, yok dokuzuncu maddeye gelmişiz. Daima nefsin hilafını işlemek. Nefis ıslah olmadığı için nefis ne istiyor? Ne istemez ki? Kötü arzular içerisinde olur. O arzularının yerine getirilmemesi. Mesela şu kötü fiili işte diyor demiyoruz biz onu. Siz bilirsiniz. Allah'ımızın razı olmayacağı bir amel. Ondan istinkaf ediyor, uzaklaşıyor. O kötülüğü işlemiyor. Onuncu olarak daima kendini meyyit gibi görmek. Bunu çok önemli de buluyorlar. Kendini sanki bir ölü gibi. Kendini, bu İsa Aleyhisselam'ın da bir mübarek sözü var. Kendini ölülerden say der. Yani ölü rabbımızın huzuruna varacağımızı bunu diyor düşünün de hata etmeyin dinmek isteniyor. İş bu şartı mes sureleri salih kabul eder. Ondan sonra istiğfar, salihatü selam ile meşgul olunur. O vakit bir dervişin nefsini Şüphesiz ne dediniz?
Kötülüklerinizidir. Hem de mübalağa ile. Devamlı. Öyle bir durum ki bu nefsin arzuları nefsinin arzularını ilah edineni görmedin. Mi? Bak, çalışılır kişi gayret göster vazgeçmiyorum diyor. Hep bundan işte. Bir türlü diyor kurtulamıyorum. Evet, vazgeçtin diyor ama ben diyor bir türlü bırakamıyorum bu illeti diyor. Çok güçlü bir duygu Allah korusun. Nefsi emaredir. On salik, emri mürşit üzere şartlarını yerine getirerek ve zikrine devam edip ta kendisine Seyyidü'l Enan ve Senedü'l asfiya, mefharı alem, Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz manada zuhur edinceye kadar istiğfar ve salapi selam ile meşgul olur. Artık o kapıyı kapıyor. Ne kadar istek olsa dahi istiğfar ile salatü selam ile böyle bir azim ve gayretle dikkat ediyor. On salikte buna riayet ettiği zaman Kelime-i Tevhidi telkin ederler. Kelime-i Tevhide salikin vereceği mana yani Allah'tan başka tapılacak kimse yoktur.
Bu şunu ifadeler. Günümüzde Allah'ımızın varlığını kabul edip emir noktasında tüm noktasında kabul etmemeye en güzel cevabı. Hani emirleri kabul edilecek olan Cenabı hak. O hiçbir zaman değişmez o esaslar. Onun bozulması mümkün değildir. Çünkü Cenabı Hak koyuyorum bunu. Ve insan hayatının hepsinde içerisine alıyor. Mesela Sure-i Yusuf'ta der ki müfessirini zam hazaratı, Sure-i Yusuf Yusuf suresi insanoğlunun başından geçmesi muhtemel bütün ne varsa hepsini içine alır. Yani Kuran-ı Kerim belli bir tarihe sıkıştırılamaz. Çok yanlış. Bunu aklın kabul etmesi de mümkün değil zaten. Çünkü her peygamber devrine göre gelir. Ölü'l azim peygamberler var. Kitap verilenler var. Ondan sonra sahife verilenler var. Geçmiş peygamberlerin hükmünü uygulayanlar var. Bizim peygamberimiz Sallallahu Teala aleyhi ve sellem mevahibi ledüniye'de izah edildiği üzere bir padişah düşünündür.
Ondan sonra onun vezirleri vardır. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz'i bu şekilde tavsiye eder, vasıflandırırlar ki ona verilen kitabı Kerim kıyamete kadar var ve ne olacaksa ne varsa hepsi onun içerisinde mevcuttur. Bizim çokça okuduğumuz bir ayeti celile var. Çokça okuyoruz bunu. Diyoruz ki şimdi savunma sanayiini. Sana top tüfek diyecek değil ki. Çünkü sunuyor bunu. Bu SİHA'ları vesairleri, ne bileyim akıncıları kimse bilmezdi. Yakın tarih gibidir bize. Gevişler neler? İstikrar Harbi'nde kullanılan silahlardır. Şimdi onu kaldı. Onun için Cenabı hak Kuran Düşmanlarınıza karşı güç ve kuvvet hazırlayın. Daha var Ayet Cehennem var sadece bununla değil. Hem de hafif ve ağır silahlarda bahseden ayeti celileler bile mevcuttur. Hem ağır hem hafif silahlar Kuran-ı Azimüşşan bunlardan bahis buyuruluyor zaten. Yani bunu bir zamana bir bak da tahsis etmek ne kadar yanlış olur? Ölü açık.
Sınırlandırmıyor Cenabı Hak. Düşmanlarınıza karşı üç ve kuvvet hazırlayın. İlla kalkıp burada s dört yüzler mi diyecek? Yolu açıyor. Zaten Cenabı hak aklı vermiş, fikri vermiş, irade birmiş. İnsanı bütün donanımlı bir şekilde aklıyla da fikriyle de her şeyiyle mükemmel bir tarzda tecellilerine mazhar olarak anlamayabiliriz bunu. Bütün isimlerinin de sıfatlarının de fiillerinin de zati tecellilerine de mazhar insan. Çok müstesna. Hatta eserde gelecek, diyor ki çalışmayı önceden başlatın. Derler ki bu işe şimdiden başlarsan başaramazsın. Şöyle çocuk evlenecek, kız çıkacak, işin gücün bitecek, ondan sonra bundan daha yanlış bir düşünce olamaz. Biz Allah'ımızı belli bir yaştan sonra kul değiliz. Her an ona kuluz. Şimdi Rabbimiz Kuran-ı Azimüşşan'da gençleri bahsediyor belli. Ayet celleler var. Hadis şeriflerde de var. Şimdi peygamberimizden daha üstün söz söylenebilir mi? Haşa yüz binlerce.
O Allah'ın sevgilisi o. Kainat onun yüzü suyu hürmetine yaratılmış. Kitabı kerimimiz, İslami kelamların en güzeli. Allah'ımız bize bu Kitabı Kerim'i efendimizin ümmetine bahşiş buyurmuş. Yol gösteriyor. Her husus de. Ona dikkat edeceğiz ve muvaffakıyetimizde içmesi bundadır. İstihbar ile meşgul olarak diyor Efendimizle diyor buluşacak Sallallahu Aleyhi Vessellem. Sonra Tevhid telkin ederler. Kelime-i tevhide sadıkin vereceği mana La mabude illallah. Şimdi la ilahe illallah Allah'tan başka ilah yok derken ne demiş oluyoruz? Kendisine tapılacak. Ondan başka kimse yoktur. Onun hükmü geçerlidir. Başka bir hüküm olamaz, mümkün değil. Çünkü yaratan yarattığını bilmez mi? Mevlamız Kitabı Kerim'in de bize bunları açıkça beyan ediyor. Mümin suresinin on ikinci ayet gelmesin. Hüküm yücelerin yücesi Allah'ındır. Hüküm veren Allah'tır. Onun hükmünü bozacak kimse yoktur.
Ra'd suresi kırk birinci ayeti şidiyle. Evet, emri ilahiye son derece bağlı olmak. Bunu ifade buyuruyorlar. Tevhid-i şerifin tesiri üzere salik daima olduğu mahallerde devam üzere kalbinden deyip gezer. Lakin nefsi emmare olduğundan işlediği masiyetler gözüne görünmeyip kendisini salik ali görür. Daha emmareli olduğu için ben yetiştim zannedersem ama değil. Çünkü kötülüklere nefse yenik düşüyoruz. Sonra aklımız esarette şu anda bizim. Akıl esarette olur mu? Nefsimizin arzuları içerisinde olunca esir demek aklımızı daha biz hürriyetine kavuşturmuş durumda değiliz. Nefsi levvameyi ve onun zikrini ve işaretlerini bundan sonra Cenabı hakk'ın ihsanı olup salikin sıfatı emmareden sıfatı cevabiye tebdil olur tabii gayretle çabayla. Nefis ne derse onu yapıyor emmare. Kötülüğü işliyor ama kendisini artık kılıyor. Diyor ki ben neden böyle yapıyorum?
Beni Rabbim niçin yarattılar ben bu fiili işliyorum diyor artık. Salik manasında yeşil çimenler ve sahralar ve ağaçlar görmeye başlar. Ol vakit salike ismi Celal telkin olunur. Nefsi revamede olan salikin devam üzere zikri ismi Celal olur. O ismi şerifin tesiriyle salik işlediği masiyetlere nedamet ve pişman olmaya başlar. Artık rüyasında bile düzelmeler başlar. Rüyası da düzelir ve istiğfar okur. Her an nefsine böyle karşı olup onu tınar, ağlar. Gözlerinin yaşı seccadeyi ıslatır. Lakin bazen kendisinden isyan sadır olur ve işlediği anda nadem olarak istiğfar eder. Sonra yine işler. Hasını levvamelik iktizası kendisini levmeden, tahlil edemez ve levvamede salik daima ingiyat üzere olup, batınan zulme niyette olup levvamede salikin kelime-i tevhide manasını verir. İnaneli her olduğu mahalde kalben maksat ve gayem Allah'tır der. Bunu söylemeye başlar.
Maksadım gayem Allah, benim gayem nefsin arzusu olamaz der. Benim gayem hayvani duygular olamaz der. Artık kendisini kurtarmaya çalışır. Demek ki bu akilla çok alakalı, akilla kalbin burada hareketi çok önemli. Kalp düzelmeye başlayınca artık akıl da salim olur, düzgün olur. Zaten aklın düzgün olması vahye bağlıdır. Allah'ımızın kitabına uygunluğuna bağlıdır. Şimdi kalpte ilahi güzellikler meydana gelince aklı harekete geçer. Akıl hep hayırlı işlerde olmayı ister. Ne yapalımdir. Çevremizdeki bu nefsani hallerden şeytanın aldatmalarına mağrup olan kimselerimiz nasıl kurtulacak diye bu devlet düşün. Aman halde, her birlerimiz bir başkasıyla meşgul olsun, çalışalım kurtulunsun diye artık tefekkür başladı. Aleyhissalatü Vesselam efendimizin de sahil peygamberlerin de salih bir topluluğa değil, müşrik bir ortama geliyorlar. Allah'a ortak koşulluyor.
Küfür içerisinde onların irşad ve ıslahını sağlıyorlar diye bir çaba içerisine içer. Artık deyince Allah'tan başka bir gaye olmayınca zikrin harareti kalbe tesir edip artık kalpte nurlar zuhur etmeye başlar. Şimdi ilk anda hiç tesir etmez. Ama ondan sonra kendisini kurtararak azalarını İslam'dan muhafaza etmek suretiyle okuduğu zikrullah kalbe tesiri der. Der ki kalbim benim yanıyor demesi. Bu ifade edilmesi ki yaşanan bir hal. Nefsi mülhime ve anın zikri ve işaretleri bundan sonra salike Cenabı hakk'ın ihsanı müreyn olup nefsi levvam eden mülhimeye tepki olur. Şöyle, şimdi diyelim ki kötülüklerden bir türlü kurtulamıyoruz ama biz bunu beğenmiyoruz. O kötülükleri yaptığımızı hiç beğenmiyoruz. Uyanmış diyoruz. Bu anda Allah'ımıza bir yalvarıp yakarma halinin zuhur etmesi gerekiyor. İçinden çıkamıyoruz. Elimizi kaldırmıyoruz, yalvarıyoruz, secdelere yakıyoruz.
Allah'ım beni bu illetten kurtar diye ama çok samimi bir şekilde. Cenabı hak bizim o anda nemize bakıyor? Niyetimize bakıyor. Eğer niyetimiz de düzgünsek o zaman Avni inayeti yardımı geliyor. Allah'ımız bizim ihlasımıza bakıyor ihlasımıza, samimi oluşumuza. Acaba böyle yüzeysel mi geçiyoruz? Yoksa candan mı? Birden niyetimize Cenabı hak bakıyor. Nefsi lemameden mülhimeye tebdil olur. Bunun işareti Salih manada bağlar bahçeler ve nehirler ve ırmaklar görmeye başlar. Bazen mesela kuşlar misali uçar. O vakit salike ismi Hu telkin olunur. Bu nefis mülhimede olan salikin devam üzere zikri ismi hu olur ve kelime-i te'ni de verdiği mana la mahbube illallah deyip yavaşlar. Şimdi bunu kendi başımıza diyemeyiz biz. O hane gelmeyince olmaz. O vakit geldiğinde artık Mürşid-i Kamil bunları telkin etmeye başlar, öğretir onu. Sadece sevdiği Cenabı Hak olur ve onun sevdikleri olur.
Ol vakit salikin hali Şuratu Aşereyi layıkıyla icra edip ve ittiği masiyetlere tövbe I nasuhi ile tövbe edip nehy-i ilahiyeden küreye yiyen uzaklaşır ve emri ilahiye devam üzere sabit olup aşk ateşi kalpte yanmaya başlar ve ittiği zikün lezzetini duyar ve o anda sadece sevdiği Cenabı Hak odur. Dost yüzünü gözleyip ağlar ol vakti salik, gözyaşı olacak, su gibi olup biraz lekesi olur ve akranları beyninde salik muhabbetli olup hüsnü zannedilerle ve zikrinin harareti iklimi vücuda tesir edip salikin cümle azası zikreden ve salik azasının zikri sadasını işitir ve cümle mevcudatın zikrini de duyalım. Bak bunlar insanda yani şahsımızda mevcut olan hallerdir. Ama bir dağdaki maden gibi işlemediğimiz için orada kalmış. Mühim olan bunu ortaya çıkarabilmek. O zamanki haz ve lezzeti de tahrip etmek mümkün değildir. Çünkü ne yemeğe benzer ne aşa benzer.
Ve sonra kabir hallerini görmeye başlar ve sonra kalplerin halleri belli olur. Bundan sonra tecelli esma ve tecelli-i fal bu makamda zuhur eder ve bunun işareti salik manada deryaları maaşiyen geçip yani yürüyerek geçip, aynen kuş misali havada istediği mahallere giden ve bunlardan başka biraz dahi nurani haller onda zuhur etmeye başlar. Bu mertebede salikin nefsi önüne çıkıp aldatmak ister. Sen artık işini bitirdin ve büyük zatı şerif oldun ve bu mertebeye geldin diyerek onu aldatmaya başlar. O zaman kul diyecek ki bu bana Rabbimin ihsanıdır. Allah'ımızın lütfudur. Ben bir zerre bile değilim demeye başlar. Dedi ki ben hiçbir şey değilim. Ben neyim ki? De Allah'ımıza el aman ve el aman diyerek yalvarmaya başlar. Eğer mürşidi kamil olmazsa varlığa düşüp helak olur. İşte nefsi mülhemenin hali bu. Kalbine güzel manevi doğuşlar olur. Ama yine nefis durmaz.
Nefis sen büyük insan oldun, kamil insan oldun diyerek aldatmaya çalışır. Nefsi mutmainlerinin ezkarını ve işaretlerini, ondan sonra Cenabı hakk'ın ihsanıyla salikin nefsi mülhimeden mutmainleye tahvil olur geçerse işareti budur ki o kimse manada deryaları geçtiği gibi istediği mahallerde bulunmak suretiyle bazen semavata çıkıp melekler ile sohbet bundan sonra salike ismi hay, tevki olur. Ve kelime-i tevhide vereceği mana la mevcude iczallahtır artık. Birincisinde la mabudeydi Allah, an Allah'tan başka taat yapılacak kimse yok. İkincisinde artık veya mahsude illallah maksat ve gayesalla, üçüncüsünde artık yerden ta arzın derinliklerinden semavata kadar ne varsa her şeyi yok bilir Allah'tan başka. Her şey onun yaratmasıyla bir bu gözle bakmaya başlar. Gayet saki olur. Bu noktaya geldiği zaman zaten cömert olur da. Böyle dünya gözünde basitleşir. Ne götürdü? Bu ne götürdü? Ne olacak Niye?
Ona hiç değer vermez. Çünkü Allah'ımız değer vermiyor ki. Kul ona değer versin. Habibullah sallallahu aleyhi ve sellem. Gayet safi olup yani dost bulunan cümle emlakini verma gail olur ve belki dost yoluna canını da verir. Hemen boynunu uzatır ve şeyhine, yıkayıcı elinde ölür gibi teslim olur. Bu makamda ziyade dikkat ve kalpte bir rikkat incelik meydana gelir. Aşk-ı ilahi günbegün artmaya başlar. Lakin anasır perdesinden geçemeyip, anasır dediği su hava ateş toprak bizim yapımız bu.
Her an dost izini gözleyip ağ ve gözü gözü sanki ırmak gibi çağlar manasında gönüllere vakıf olmakla birlikte arşa çıkıp, Sidre-i müntehaya kadar varıp melaikeler ile sohbet eder ve yeryüzünü artık hiçbir engel olmadan an beyan, anı vahitte bir anda gezer ve cümle mahlukat ve mevcudatın kimini haliyle, kimini diliyle fehmeyler ve onlarla tekel meyler, konuşur ve bunların emsali keşif ve keramete dahil şeyler zuhur eder. İşte bunlar berzahı azimedir ki eğer Salih bunlara kapalı ise, ileri giremeyip zulmette kalır. Burada demek istediği şu oldu. Hani bunu üstadımız sohbetinde değildi de dinleyen dinlemeyenimiz kalmadı bunun. Bu kasabadan da dinleyen oldu. Geveni gibi ilçemizden de. Esaret yerlerden de şunu söylüyordu. Suyu suya verin. Havai havaya verin. Ateşi ateşe verin. Toprağı toprağa verin insanın yapısı bu. Kendinizi de Allah'a verin. Tane anlaşılmıyor. Anlayanlar müstesna.
İşte bu noktaya geldiği zaman ilahi kelamıyla girer. Bundan sonra murakebeler başlar. Demek ki yaptığımız evrak ve ezkar bizim adet kabilinden en çok bizim sıkıntımız bu. İşte amcam dersiydi, dayım dersiydi, annem babam. İşte ben de mahrum kalmayın, ben de okuyayım. Zaten boşluk da var. Günümü böylece geçiririm. Bir bu tarz var. Bir de burada ifade edildiği üzere tam bir azim ve gayretle ben Rabbime nasıl nail olabilirim? O nefsin arzusunu isteğini gönlümden nasıl çıkarır da Rabbime kavuşurum? Emek var. Bunu biraz önce kardeşimiz ifade etti. Bayezid ibistami Hazretleri'nden çok güzel bir söz söyledi. Ona müşavir olan ona benzer bir söz. Allah'ımıza yalvarıyor, yakarıyor. Diyor ki ya Rabbi ben sana nasıl batıl olurum, kovçurum? Daha nefis hikmete ait bu diyor. Nefsin arzularını bırak, bırak demekle olmuyor işte. Diyelim ki bizim bir bahçemiz var.
Aman ha oğlum bahçeye iyi dikkat edin, riayet edin, ondan sonra bakımını yapın, budaması, ilaçlaması ne gerekiyorsa yerine getirin demekle olmuyor. Bunun için gerekli ne varsa o ağaçların ipleri mi görülecek? Ondan sonra oraları sürülecek toprak bir hal mi edilecek? Havalandırmak suretiyle? Gübrelenecek, suları verilecek, ilaçları yapılacak, budamasıydı, diğer işlemlerini yaparak mı bahçeyi güzelleştireceğiz? Demek ki şöyle adam olalım, böyle adam olalım, en maddeyi geçelim, levvameden uçalım, mülhemede kötülükten kaçalım, mutmainliğe vesairlerine erelim demekle olmuyor. Ol. Sebebi esanı ve ende iselil insani illa masa. İnsan için ancak çalıştığının karşılığı var. Yani bu halleri yaşayan ve geçenlerin bizden hiçbir farkı yok. Onların da nefisleri arzuları istekleri var. Ama ona karşı çıkmışlar, metise fırsat vermemişler.
Mesela yerine göre tarik ehliyim diyen kimselerde dizilerde diyelim. Ne oluyor? Bu kadardan da bir şey olmaz. İnsanlar bu kadar sıkmayın canım. İşte böyle diye diye diye bir adım dahi atamıyoruz. Ne yapacağız? Ben düşüklerim ne diyorsa onlar bir kere benliklerini Cenabıhakk'a eritmiş, fenafillah olmuş, vefabillah olmuş. Yolu biliyor. Yolun tehlikelerini de biliyor. Ondan öğretiyorlar. Aman ha dikkat et, o gördüğün güzel rüyalara nelere aldanma, yaşadığın haller neler, yerine göre emarede olabilirsin oğlum bunların hiçbirisine aldanma diyor. Sen Rabbimizin ipine Topunuz bizden Allah'ın Kuran azimüşşanına sarılın. Aman ha tefrikaya gitmeyin. Tefrika çıkarmayın. Ayrılığa düşmeyin. Gücünüz ve kuvvetiniz kalmaz. Allah'ımızın karşısında ben neyim ki? Hiç. Hatta Esad Erbili Hazretlerinin dediği gibi zerre bile olmayan Esad. O ne dedi? Hutbu alsan. Böyle yol gösterir.
Aman bununla der kendini havalanma. Uçuyorum ne zannetme, aman anında düşebilirsin. Yalvaralım Cenabı Hakk'a el aman ve el aman Ya Rab. Nefsinizin bizi tuzağına düşürmediği çünkü efendimizi ürün hepsi anlayacağız alacağız. Ya Rabbi bir an bile nefsime beni esir etme buyuruyor. Göz açıp yumuncaya kadar Ondan da daha az bir zaman da olsa. Buna nasıl dikkat etmişler büyüklerimiz? Af buyurun dişi hayvana bile bakmamışlar. Veliden bir tanesi Allah'ın dostlarından beni rahatsızmış. Hayatları ovalanıyor. El onu endişelendirmiş. Buyurmuş ki acaba bir genç evi mi? Bak nasıl endişe ediyor. Diyor. Ondan bir haz gelir mi diye. Korkuyor. İmam-ı Azam ütendimiz rahmetullah Ali erişmediği nokta yok, biz hesap edemeyiz onu. Manevi gelişimini onunla haber bilemeyiz. Ama ne yapıyor? Böyle gençlerin okuturken bir perdenin arkasında güzel yüzlü gençleri bir perdenin arkasından okutuyor. Kalbi meyliler mi?
Yok. Ama meyliler mi endişesiyle? Yani böyle dikkat etmişler de öyle zuhur etmiş. Yani onların hiçbirisine aldanmamışlar. Bir tanesi çok kısa bir zamanda bulunduğu yerden o Türkiye'de bir vilayetten Mekke-i Mükerreme'ye vasıl olmuş bir anda. Bunu duyan Sami Efendi Hazretleri, Kaddafi Allah'ın sırrı aman ha, bu nefsin bir oyunu olmasın, istiğfara devam edelim buyuruyor. Yani aldanmayın bunlara diye.