Ruhun Yolculuğu ve Nefsin Arınması kaydında Sami Efendi Hazretleri kalpte Sallallahu Sırra okul dönemleri de olabilir, okulunu bitirdiği zaman da, hukuk fakültesinde okumuş. O günkü dille hukuk fakültesinin ismi Darü'l-Fünun. Memleketine gelmiş Adana'ya, ahbabından birine demiş ki ben okul derslerinden yoruldum, bana bir kitap ver, mütalaa edeyim. Çünkü bir kitap okurken diğer bir…
Ruhun Yolculuğu ve Nefsin Arınması kaydında Sami Efendi Hazretleri kalpte Sallallahu Sırra okul dönemleri de olabilir, okulunu bitirdiği zaman da, hukuk fakültesinde okumuş. O günkü dille hukuk fakültesinin ismi Darü'l-Fünun. Memleketine gelmiş Adana'ya, ahbabından birine demiş ki ben okul derslerinden yoruldum, bana bir kitap ver, mütalaa edeyim. Çünkü bir kitap okurken diğer bir…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 13 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Sami Efendi Hazretleri kalpte Sallallahu Sırra okul dönemleri de olabilir, okulunu bitirdiği zaman da, hukuk fakültesinde okumuş. O günkü dille hukuk fakültesinin ismi Darü'l-Fünun. Memleketine gelmiş Adana'ya, ahbabından birine demiş ki ben okul derslerinden yoruldum, bana bir kitap ver, mütalaa edeyim. Çünkü bir kitap okurken diğer bir kitaba geçişte insanda bir dinlenme olduğu ifade edilir. Mesela siz diyelim ki matematikle meşgulsünüz. Ondan edebiyata, bu derslere geçseniz bir dinlenme olur derler. Demiş beynim çok dolu, zaten hukuk fakültesindeki eserler de çok kalın olur, bunu anlamakta da zor çekerler. Demiş ki bir kitap var ama bu kuş dili bir kitap, pek anlaşılacak gibi değil ve çözün demiş bir hafta müsaade edilmiş. İkinci hafta yine demiş ki vakit tamam oldu ama ben bundan çok büyük hakikatler gördüm. Tekrar mütalaa etmek istiyorum. Mütala izin verilmiş mütalaaya.
Orada şunu anlamış insan ne kadar kemale irse bile, olgunlaşsa bile bir mürşid-i kamile muhtaç. Diyelim murakabelerin zirvesine gelmiş, fenafillah olmuş, bekabillah olmuş, yine de muhtaç olduğunu demiş gördüm. Şimdi sizinle görüşeceğimiz konu da biraz kuş dili. Eser bizzat aleyhissalatu vesselam efendimizin emir buyurduğu bir eser Muhammed Nuri hazretlerine, Kaddesallahu sırra bu eseri ele almasını tavsiye buyurmuştur. Şu, şimdi iki yolla yürüyüş var, bunu söyleyelim de birisi nefis cihetiyle birisi de ruh cihetiyle. Nefis cihetiyle olan yürüyüş Kuran-ı Kerim'de nefsin mertebeleri var, iki tane. Ruh ciheti ise bu mertebelerle birlikte de olabilir, nefsin arınmasıyla da olabilir, Daha ziyade nefsin arınması ile alakalı nefis arındığı zaman ruh ile bir yolculuk.
O ruhi yolculuğu şunun gibi, mesela bedenen yaptığımız saatler diyelim ki biz bir yere gideceğiz, neyle gidiyoruz, yaya olarak gidiyoruz ama bir de bazı tay ile gidiş var. Bunun değişik şekilleri var. Yerine göre motorlu vasıtalar olur. Bunun yanında hava yoluyla olur, daha değişik bunun usulleri, yöntemleri vardır. Bu ruhun yürüyüşü tarif edilmez o ama biz o noktaya gelebilirsek burada nefsi olan yönü ele alacak, tarihi nefsaniyenin ve onun şartlarını ve mertebelerini, ezkar ve esmalarını, her bir makamın işaretlerini yedi fasılda beyan eder diyor. Bu yedi fasıl tarikı Nakşibendiyyenin şartlarını beyan eder. Malumunuz olsun ki nefis tarikinden gidenler zatı şerifler nefsin yedi mertebesi. Artık burada sayıyorum onu, emmare, levvame, mülheme, mutmainne, Razıiye, Marziye, Safiye diye yedi. Bu yedi nefsin her birilerini bir esma ile terbiye ederler.
Bunu ileride söyleyecek, başka la mabude illallah der. Allah'tan başka tapılacak kimse yoktur. İkincisini la maksude illallah Allahu alem, Allah'tan başka bir gaye gütmez celle celalühü. Üçüncüsü de la mevcude illallah derler. Bakalım artık buradaki izaha göre. Yalnız on tane edep, sıralamış tarikat-ı Ali'ye ilk giren kimse için başta hilaf söylememek, Şunu söylüyor, yalan söz söylemeyecek. Bu yalan söz söylememekle birlikte uygunsuz ne söz varsa onlardan tamamen uzak olmak. İkincisi gıybet ve bühtan etmemek diyor. Gıybet malum, duyduğu zaman kişinin rencide olacağı, mahzun olacağı sözler ve bühtan delile iftira, bilmediği halde. Şahit yok, ispat yok, böyle bir isnatte bulunmak. Üçüncüsü kimsenin aleyhinde gezmemek diyor. Yani birilerini artık şöhreti de olabilir, ilmi ciheti de olur, varlığı da olur neyse artık.
Hep bunların yok olması için ne kadar kötü ki, Esselamühemmezin meşşain bin emim, insanları alaya almak ve onların onurunu, rencide değirecek sözler söyleyerek gezip dolaşmak bundan uzak olmaktır diyor. Dördüncü olarak namazı vaktiyle eda eylemek, beşinci üzerinde fajiteyi namaz ve oruç var ise gaza eylemektir. Faite dedi geçirmiş olduğu namazlar, ondan sonra oruçtan varsa onları telafi etmek. Altıncısı cümle ehibbadan gad ü ülfet ve devamı halvet ve erbain etmek. Şöyle diyor, uygunsuz bir çevre oluşmuşsa, çünkü en çok bozan insanı odur, böyle dili düzgün değil bir kere, sözü acayip, doğru hak ve hakikatten hiçbir söz yok. Ondan sonra göz bütün haramlarda el öyle, ayak öyle, velhasıl, isyan içerisinde olan kimselerle bulunmamak, ifşad ve ıslahı yapabilmek için bir kere gerekli evsafı haiz olmamız lazım. Yani onlarda olunduğu zaman bu bizim manevi hayatımızı mahveler, onu söylüyor.
Yedinci olarak gayet az uyumak, sekizincisi riyazata devam etmek. Riyazat dediği nefsimizin arzularını yerine getirmemek. Mesela nefis ıslah olmadığı için nefis daha çok yemek ister, gezmek ister, giymek ister, eğlenmek ister, bu fırsatı ona vermemek. Yani gezilmez, yenilmez, içilmez değil ama hep ibadet ve taat kastı ile yenir ve içilir. Onuncu olarak, yok dokuzuncu maddeye gelmişiz, daima nefsin hilafını işlemek, nefis ıslah olmadığı için nefis ne istiyor, ne istemesi ki kötü arzular içerisinde olur, o arzularının yerine getirilmemesi. Mesela şu kıltı fiili işle diyor demiyoruz biz onu, siz bilirsiniz. Allah'ımızın razı olmayacağı bir amel. Ondan istin kafir ediyor, uzaklaşıyor, o kötülüğü işlemiyor. Onuncu olarak daima kendini meyyit gibi görmek, bunu çok önemli de buluyorlar.
Kendini sanki bir ölü gibi, kendini bu İsa Aleyhisselam'ın da bir mübarek sözü var, Kendini ölülerden say der. Yani ölüp Rabbimizin huzuruna varacağımızı bunu diyor düşünün de hata etmeyin bilmek isteniyor. İş bu şartı mesgureleri salik gabud eder. Ondan sonra istiğfar salatü selam ile meşgul olunur, ol vakit bir dervişin nefsini esamre en inlen nefselle emmaret min bissuu Şüphesiz nefis kötülüklerinidir, hem de mübalağa eyle, devamlı. Öyle bir duygu ki bu nefsin arzuları nefsinin arzularını ilahidineni görmedin. Bak çalışıyor kişi gayret gösteriyor, vazgeçmiyorum diyor, hep bunların işte. Bir türlü diyor kurtulamıyorum, evet vazgeçtin diyor ama ben diyor bir türlü bırakamıyorum bu illeti diyor. Çok güçlü bir duygu Allah korusun.
Nefs-i emmaredir, o salik emri mürşid üzere şartlarını yerine getirerek ve zikrine devam edip ta kendisine seyyidü'l enam ve senedü'l asfiya, mefkarı alem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz manada zuhur edinceye kadar istiğfar ve salatü selam ile meşgul olun. Artık o kapıyı kapıyor. Ne kadar istek olsa dahi istiğfar ile salatü selam ile böyle bir azim ve gayretle dikkat ediyor. O salikte buna riayet ettiği zaman kelime-i tevhidi telkin ederler. Kelime-i tevhide salikin vereceği mana la mabude illallah, yani Allah'tan başka tapılacak kimse yoktur. Bu şunu ifadeler, günümüzde Allah'ımızın varlığını kabul edip emir noktasında, tüm noktasında kabul etmemeye en güzel cevabı. Hani emirleri kabul edilecek olan Cenabı Hak'tır. O hiçbir zaman değişmez, o esaslar onun bozulması mümkün değildir çünkü Cenabı Hak koyduğunu. Ve insan hayatının hepsinde içerisine alıyor.
Mesela Sure-i Yusuf da der ki müfessirini zan hazaratı, Sure-i Yusuf, Yusuf suresi insanoğlunun başından geçmesi muhtemel bütün ne varsa hepsini içine alır. Yani Kuran-ı Kerim belli bir tarihe sıkıştırılamaz, bu çok yanlış. Bunu aklın kabul etmezse mümkün değil zaten. Çünkü her peygamber devrine göre geliyor. Ölü azim peygamberler var, kitap verilenler var, ondan sonra sahife verilenler var, geçmiş peygamberlerin hükmünü uygulayanlar var. Bizim peygamberimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem mevahi bir ledüniyyede izah edildiği üzere bir padişah düşünündür. Ondan sonra onun vezirleri vardır. Aleyhissalatü vesselam efendimizi bu şekilde tasvip eder, vasıflandırırlar ki ona verilen kitabı kerim kıyamete kadar bak ve ne olacaksa, ne varsa hepsi onun içerisinde mevcuttur. Bizim çokça okuduğumuz bir ayet I celile var. Çokça okuyoruz bunu.
Diyoruz ki şimdi savunma sanayiini sana çok tüfekleyecek değil ki. Çünkü sonu yok onun, bu SİHA'ları vesaireleri, ne bileyim akıncıları kimse bilmezdi. Yakın tarih gibidir bize. Gevüşler neler istiklal harbinde kullanılan silahlarıdır. Şimdi o mu kaldı? Onun için Cenabı Hak Kuran-ı Azimüşşande İslam'da. Düşmanlarınıza karşı güç ve kuvvet hazırlayın. Daha var Ayet celileler var ya sadece bununla değil, hem de hafif ve ağır silahlardan bahsiden ayet-i celileler bile mevcuttur. Hem ağır hem hafif silahlar Kuran'ı Azimüşen bunlardan bahis buyuruyor zaten. Yani bunu bir zamana bir bakla tahsis etmek ne kadar yanlış olur. Önü açık ve sınırlandırmıyor Cenabı Hak. Düşmanlarınıza karşı güç ve kuvvet hazırlayın. İlla kalkıp burada s400'ler mi diyecek? Yolu açıyor.
Zaten Cenabı Hak aklı vermiş, fikri vermiş, irade vermiş, insanı bütün donanımlı bir şekilde aklıyla da fikriyle de her şeyiyle mükemmel bir tarzda tecellilerine mazhar olarak, anlamayabiliriz bunu, bütün isimlerinin de sıfatlarının de fiillerinin de zati tecellilerine de mazhar Çok müstesna. Hatta eser de gelecek diyor ki çalışmayı önceden başlatın, derler ki bu işe şimdiden başlarsan başaramazsın. Şöyle çocuk evlenecek, kız çıkacak, işin gücün bitecek ondan sonra bundan daha yanlış bir düşünce olamaz. Biz Allah'ımıza belli bir yaştan sonra değiliz, her an ona kuluz. Şimdi rabbımız Kuran-ı Azimüşşan'da gençleri bahsediyor belli, ayet-i celleler var. Hadis-i şeriflerde de var. Şimdi peygamberimizden daha üstün söz söylenebilir mi haşa yüz bin kere raviş? O Allah'ın sevgilisi O, kainat Onun yüzü suyu hürmetine yaratılmış.
Kitabı Kerim'imiz Risale-i Nur'e ela inne ahsenel kelam Kelamların en güzeli. Allah'ımız bize bu Kitabı Kerim'i efendimizin ümmetine bahşiş buyurmuş, yol gösteriyor. Her hususta. Ona dikkat edeceğiz ve muvaffakiyetimiz de iç şüphesiz bundadır. İstiğfar ile meşgul olarak diyor Efendimizle diyor buluşacak Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Sonra tevhid telkini derler. Kelime-i tevhide sadıkin vereceği mana la mabuda iglallah. Şimdi la ilahe illallah, Allah'tan başka ilah yok derken ne demiş oluyoruz? Kendisine tapılacak, ondan başka kimse yoktur. Onun hükmü geçerlidir, başka bir hüküm olamaz mümkün değil. Çünkü yaratan yarattığını bilmez mi? Mevlamız Kitabı Kerim'in de bize bunları açıkça beyan ediyor. Mümin suresinin on ikinci ayetindelesin. Hüküm, yücelerin yücesi Allah'ındır. Hüküm veren Allah'tır. Onun hükmünü bozacak kimse yoktur.
Ra'd Suresi kırk birinci ayeti evet emri ilahiye son derece bağlı olmak, bunu ifade buyuruyorlar. Tevhit-i şerifin tesiri üzere Salih daima olduğu mahallerde devam üzere kalbinden la mabude illallah deyip gezer, lakin nefsi emmare olduğundan işlediği masiyetler gözüne görünmeyip kendisini salik ali görür. Daha emmarede olduğu için ben yetiştim zanneder ama değil. Çünkü kötülüklere nefse yenik düşüyoruz. Sonra aklımız esarette şu anda bizim. Akıl esarette olur mu? Nefsimizin arzuları içerisinde olunca esirdirmek aklımızı daha biz hürriyetine kavuşturmuş durumda değiliz. Nefsi levvameyi ve onun zikrini ve işaretlerini bundan sonra Cenabı hakk'ın ihsanı olup salikin sıfatı emmar eden sıfatı levvameye tebdil olur. Tabii gayretle çaba ile, nefis ne derse onu yapıyor, emmare. Kötülüğü işliyor ama kendisini artık kılıyor.
Diyor ki ben neden böyle yapıyorum, beni Rabbim niçin yarattı da ben bu fiili işliyorum diyor artık. Salik manasında yeşil çimenler ve sahralar ve ağaçlar görmeye başlar, bol vakit salike ismi celal telkin olunur. Nefsi levvamede olan salikin devam üzere zikri ismi celal olur, o ismi şerifin tesiriyle salik işlediği masiyetlere nedamet ve pişman olmaya başlar. Artık rüyasında bile düzelmeler başlar. Rüyası da düzelir ve istiğfar okur. Her an nefsine böyle karşı olup onu kınar, ağlar. Gözlerinin yaşı seccadeyi ıslatır. Lakin bazen kendisinden isyan sadır olur ve işlediği anda nadem olarak istiğfar eder. Sonra yine işler, hasını levvamelik iktizası kendisini levmeden, tahsis edemez ve levvamede salik daima inkıyaa düzere olup, batinen, zulmen niyette olup levvamede salikin kelime-i tevhide la maksude illallah manasını verir.
Binaenaleyh her olduğu mahalde kalben la maksude illallah maksat ve gayem Allah'tır der. Bunu söylemeye başlar. Maksadım gayem Allah benim gayem nefsin arzusu olamazdır. Benim gayem hayvani duygular olamazdır. Artık kendisini kurtarmaya çalışır. Demek ki bu akilla çok alakalı, akilla kalbin burada hareketi çok önemli. Kalp düzelmeye başlayınca artık akıl da salim olur, düzgün olur. Zaten aklın düzgün olması vahye bağlıdır, Allah'ımızın kitabına uygunluğuna bağlıdır. Şimdi kalpte ilahi güzellikler meydana gelince, aklı harekete geçirir. Akıl hep hayırlı işlerde olmayı ister, ne yapalım der. Çevremizdeki bu nefsani hallerden şeytanın aldatmalarına mağlup olan kimselerimiz nasıl kurtulacak diye bu deliller bir şey. Aman halde her birlerimiz bir başkasıyla meşgul olsun, çalışalım, kurtulunsun diye artık tefekkür başlıyor.
Aleyhissalatü vesselam efendimizin de, sahih peygamberlerin de salih bir topluluğa değil, müşrik bir ortama geliyorlar. Allah'a ortak koşuluyor. Küfür içerisinde onların irşad ve ıslahını sağıyorlar diye bir çaba içerisine üçer. Artık la maksude illallah deyince Allah'tan başka bir gaye olmayınca zikrin harareti kalbe tesir edip, artık kalpte nurlar zuhur etmeye başlar. Şimdi ilk anda hiç tesir etmez ama ondan sonra kendisini kurtararak azalarını isyandan muhafaza etmek suretiyle okuduğu zikrullah kalbe tesir eder. Der ki kalbim benim yanıyor der mesela. Bu ifade edilmesi yaşanan bir hal. Nefsi mülhime ve anın zikri ve işaretleri bundan sonra sadıke Cenabı hakk'ın ihsanı muin olup nefsi levvameden mülhimeye tebdil olur. Şöyle, şimdi diyelim ki kötülüklerden bir türlü kurtulamıyoruz ama biz bunu beğenmiyoruz. O kötülükleri yaptığımızı hiç beğenmiyoruz. Bu yanlış diyoruz.
Bu anda Allah'ımıza bir yalvarıp yakarma halinin zuhur etmesi gerekiyor. İçinden çıkamıyoruz, elimizi kaldırıyoruz, yalvarıyoruz, secdelere yatıyoruz, Allah'ım beni bu illetten kurtar diye ama çok samimi bir şekilde. Cenabı hak bizim o anda nemize bakıyor, niyetimize bakıyor. Eğer niyetimizde düzgünsek o zaman avnı inayeti, yardımı geliyor. Allah'ımız bizim ihlasımıza bakıyor, ihlasımıza samimi oluşumuza, acaba böyle yüzeysel mi geçiyoruz, yoksa candan mı? Birden niyetimize Cenabı hak bakıyor. Nefs-i levvameden mülhimeye tebdil olur, bunun işareti salik manada bağlar, bahçeler ve nehirler ve ırmaklar görmeye başlar. Bazen mesela kuşlar misali uçar, o vakit salike ismi hu telkin olunur. Bu nefis mülhimede olan salikin devam üzere zikri ismi hu olur ve kelime-i tevhide verdiği mana la mahbuba illallah diye başlar. Şimdi bunu kendi başımıza diyemeyiz biz, o hale gelmeyince olmaz.
O vakit geldiğinde artık mürşid-i kamil bunları telkin etmeye başlar, öğretir ona. Lamahbuve illallah, sadece sevdiği Cenabı Hak olur ve onun sevdikleri olur. Ol vakit salikin hali şurutu aşere'yi layıkıyla icra edip ve ittiği masiyetlere tövbe I nasuh ile tövbe edip nehy-i ilahiyeden külliyen uzaklaşır ve emri ilahiye devam üzere sabit olup, aşk ateşi kalpte yanmaya başlar ve ettiği zikrin lezzetini duyar ve o anda la mahbube illallahtır. Sadece sevdiği Cenabı Hak olur. Dost yüzünü gözleyip ağlar ol vakti salik, gözyaşı olacak, su gibi olup biraz lekesi olur ve akranları beyninde salik muhabbetli olup hüsnü zan ederler ve zikrinin harareti iklimi vücuda tesir edip salikin cümle azası zikreden ve salik azasının zikri, sadasını işitir ve cümle mevcudatın zikrini de duyar. Bak bunlar insanda yani şahsımızda mevcut olan hallerdir. Ama bir dağdaki maden gibi işlemediğimiz için orada kalmış.
Mühim olan bunu ortaya çıkarabilmek. O zamanki haz ve lezzeti de tahrip etmek mümkün değildir. Çünkü ne yemeğe benzer ne aşa benzer ve sonra keşf ibubur, kabir hallerini görmeye başlar ve keşf ibu lüb, sonra kalplerin halleri belli olur. Bundan sonra tecelli esma ve tecelli efal bu makamda zuhur eder ve bunun işareti salik manada deryaları maaşiyen geçip yani yürüyerek geçip aynen kuş misali havada istediği mahallere giden ve bunlardan başka biraz dahi nurani haller onda zuhur etmeye başlar. Bu mertebede Salih'in nefsi önüne çıkıp aldatmak ister. Sen artık işini bitirdin ve büyük zatı şerif oldun ve bu mertebeye geldin diyerek onu aldatmaya başlar. O zaman kul diyecek ki bu bana rabbimin ihsanıdır, Allah'ımızın lütfudur. Ben bir zerre bile değilim demeye başlar. Der ki ben hiçbir şey değilim. Ben neyim ki? Allah'ımıza elamanu elaman diyerek yalvarmaya başlar.
Eğer mürşidi kamil olmazsa hafazanallahu Teala ve iyyakun varlığa düşüp helak olur. İşte nefsi mülheme'nin hali budur. Kalbi ne güzel manevi doğuşlar olur ama yine nefis durmaz. Nefis sen büyük insan oldun, kamil insan oldun diyerek aldatmaya çalışır. Nefsi mutmainlerinin ezkarını ve işaretlerini bundan sonra Cenabı hakk'ın ihsanıyla salikin nefsi mülhimeden mutmainleye tahvil olur geçerse işareti budur ki o kimse manada geryaları geçtiği gibi istediği mahallerde bulunmak suretiyle bazen semavata çıkıp melekler ile sohbet, bundan sonra salike ismi hayy telkin oldu ve kelime-i tevhide vereceği mana la mevcude illallahtır artık. Birincisinde la mabude illallah, Allah'tan başka taat yapılacak kimse yok. İkincisinde artık ya maksude illallah maksat ve gayesallah, üçüncüsünde artık yerden ta arzın derinliklerinden semavata kadar ne varsa her şeyi yok bilir, Allah'tan başka.
Her şey onun yaratmasıyladir, bu gözle bakmaya başlar. Gayet saki olur, bu noktaya geldiği zaman zaten cömert olur da böyle dünya gözünde basitleşir. Ne götürdü, bu ne götürdü, ne olacak? Ona hiç değer vermez çünkü Allah'ımız değer vermiyor ki kuluna değer verirsin. Habibullah sallallahü aleyhi ve sellem verirsin. Habibullah sallallahu aleyhi ve sellem keyfe diye talip, gayet sahih olup, yani dost bulunan cümle emlakini vermea, gaye olur ve belki dost yoluna canını da verir, hemen boynunu uzatır ve şeyhine yıkayıcı elinde ölü gibi teslim olur. Bu makamda ziyade dikkat ve kalpte bir dikkat incelik meydana gelir. Aşkı ilahi, ünbegün artmaya başlar. Lakin anasır perdesinden geçemeyip anasır dediği su, hava, ateş, toprak bizim yapımız bu.
Her an dost izini gözleyip ağ ve eminle ağlar ve gözü gözü sanki ırmak gibi çavdar manasında gönüllere vakıf olmakla birlikte arşa çıkıp Sidre-i müntehaya kadar varıp melaikeler ile sohbet eder ve yeryüzünü artık hiçbir engel olmadan anbean, anı vahipte bir anda gezer ve cümle mahlukat ve mevcudatın kimini haliyle, kimini diliyle fehmeyler ve onlar ile tekerli meyler, konuşur ve bunların emsali keşif ve keramete dair şeyler zuhur eder. İşte bunlar berzahı azimedir ki eğer salih bunlara kapalı ise ileri gidemeyip zulmette kalır. Affelenallahu Teala ve yakum amin. Burada demek istediği şu oldu, yani bunu üstadımız sohbetinde derdi de dinlemeyenimiz kalmadı bunu. Bu kasabadan da dinleyen oldu. Diveni gibi ilçemizden de vesaire yerlerden de şunu söylüyordu. Suyu suya verin, havai havai verin, ateşi ateşe verin, toprağa toprağa verin insan yapısı bu. Kendinizi de Allah'a verin.
Tabii anlaşılmıyordu. Anlayanlar müstesna. İşte bu noktaya geldiği zaman ilahi ente maksudi ve rıldake matlubi kelamıyla gider. Bundan sonra müratebeler başlar. Demek ki yaptığımız evrad ve ezkar bizim adet kabilinden değil. En çok bizim sıkıntımız bu. İşte amcam dersliydi, dayım dersliydi, annem babam. İşte ben de mahrum kalmayın, ben de okuyayım, zaten boşluk da var, günümü böylece geçiririm. Bir bu tarzı var, bir de burada ifade edildiği üzere tam bir azim ve gayretle ben Rabbime nasıl nail olabilirim, bu nefsin arzusunu, isteğini gönlümden nasıl çıkarır da Rabbime kavuşurum, demek var. Bunu biraz önce kardeşimiz ifade etti. Bayezid-i Ebi İslami hazretlerinden çok güzel bir söz söyledi. Ona müşabih olan, ona benzer bir söz Allah'ımıza yalvarıyor, yakarıyor. Diyor ki ya Rabbi ben sana nasıl vasıl olurum, kavuşurum? Ta nefsek ve taal buyur diyor.
Nefsin arzularını bırak, bırak demekle olmuyor işte. Diyelim ki bizim bir bahçemiz var. Aman ha oğlum bahçeye iyi dikkat edin, nihayet edin. Ondan sonra bakımını yapın. Budaması, ilaçlaması ne gerekiyorsa yerine getirin demekle olmuyor. Bunun için gerekli ne varsa o ağaçların dipleri mi görülecek, ondan sonra oraları sürülecek toprak bir halimi edilecek, havalandırmak suretiyle gübrelenecek, suları verilecek, ilaçları yapılacak, budaması idi, diğer işlemlerini yaparak mı bahçeyi güzelleştirecek? Demek ki şöyle adam olalım, böyle adam olalım, emareyi geçerdim, levvameden uçalım, mülhemede kötülükten kaçalım, mutmainliğe vesairlerine ielim demekle olmuyor. Sebebi, esamri ve enleyse dil insani illa masa. İnsan için ancak çalıştığının karşılığı var. Yani bu halleri yaşayan ve geçenlerin bizden hiçbir farkı yok. Onların da nefisleri, arzuları, istekleri var.
Ama ona karşı çıkmışlar, nefse fırsat vermemişler. Mesela yerine göre tahrik ehliyim diyen kimselerde, dizilerde diyelim ne oluyor? Bu kadardan da bir şey olmaz. Insanlar bu kadar sıkmayın canım. İşte böyle diye diye diye bir adım dahi atamıyorlar. Ne yapacağız, ben büyüklerim ne diyorsa onlar bir kere benliklerini Cenabı Hak'ta eritmiş, fenafillah olmuş, beka billah olmuş, yolu biliyor, yolun tehlikelerini de biliyor, ondan öğretiyorlar aman ha dikkat et, o gördüğün güzel rüyalara nelere aldanma, yaşadığın haller neler, yerine göre emarede olabilirsin oğlum, bunların hiçbirisine aldanma diyor. Sen Rabbimizin ipine Topunuz birden Allah'ın Kuran azimüşşanına sarılın aman ha tefrikaya gitmeyin tefrika çıkarmayın ayrılığa düşmeyin, gücünüz ve kuvvetiniz kalmaz, Allah'ımızın karşısında ben neyim ki hiç.
Hatta Esad Erbili hazretlerinin dediği gibi zerre bile olmayan esrat, o ne buyurdu, kurt bu azam, böyle yol gösterir. Aman bununla der kendini havalanma, uçuyorum ve zannetme, aman anında düşebilirsin. Yalvaralım Cenabı Hakka, elamanu elaman ya Rab, nefsimizin bizi tuzağına düşürme diye, çünkü efendimiz örnek sallallahü aleyhi ve sellem. Ya Rabbi bir an bile nefsime beni esir etme buyuruyor. Göz açıp hümuncuya kadar, ondan da daha az bir zaman da olsa. Buna nasıl dikkat etmişler büyüklerimiz, af buyurun dişi hayvana bile bakmamışlar. Veliden bir tanesi Allah'ın dostlarından, beni rahatsızmış, ayakları ovalanıyor. El onu endişelendirmiş. Buyurmuş ki acaba bir genç elimi, bak nasıl endişe ediyor, ondan bir haz gelir mi diye. Korkuyorum. İmam-ı Azam efendimiz rahmetullahi aleyh erişmediği nokta yok, biz hesap edemeyiz onunla. Manevi gelişimini onunla haber bilemeyiz.
Ama ne yapıyor, böyle gençlerin okuturken bir perdenin arkasında güzel yüzlü gençleri bir perdenin arkasından okutuyor. Kalbi meydiler mi? Yok. Ama meydiler mi endişesiyle. Yani böyle dikkat etmişler de öyle zuhur etmiş. Yani onların hiçbirisine aldanmamışlar. Bir tanesi çok kısa bir zamanda bulunduğu yerden, o Türkiye'de bir vilayetten Mekke-i Mükerreme'ye vasıl olmuş bir anda. Bunu duyan Sami efendi hazretleri kalpte Sallallahu Aleyhi ve Sellem'a aman ha, bu nefsin bir oyunu olmasın, istiğfara devam edelim buyuruyor. Yani aldanmayın bunlara diye.