Elimizdeki risale Esad-ı Erbili Hazretlerinin Risale-i Esadiye ve Fatiha-i Şerife tercümesi Muhammed Esad-i Erbili Katdesallahü Sırrı. Çok küçük bir kitap ama ele almış olduğu konular, deryalarla, okyanuslarla tarif edilemez. Buranın son bölümünde rabıta kısmını almış. Bir gün Üstad-ı Ali'mizle, yaz gününde çok yüksek dağlara çıkıldı. Üstadımız için çadırlar kuruldu. Gelenler oldu. Bu gelenler içerisinde hocalar da vardı. Bize buyurdular ki oğlum bu kitabı al, orada rabıta bölümünü oku. Vardım hocaların yanına, biraz da çekiniyorum fakat emir buyurdukları için rabıta konusunu açtım, okumaya başladım. Çok sürmedi cemaati huzuruna istediler oturdular onlara mübarek dilleriyle rabıtayı anlattı. Bir de hiç unutamam Ankara'da Keçiören mahallinde diyanet teşkilatından, hoca kesiminden gelenler oldu. Zannederim bunlar Fetva kurulundan da olsa gerek ama biliyorum ki hocalardan gelenler olur.
Bugünkü gibi ses cihazları neleri yok elimizde teyp de yok, öyle bir rabıtayı anlattı. Şimdi bizim gibi insanlara bir anlatış tarzı var bir de hoca kesimine anlatması var ama çok güzel çok güzel anlattı. Ben dışarı çıktım dedim ki ah dedim, elimizde bir ses cihazı olsaydı da üstadımızın şu rabıtayı anlatışını bir kaybetseydik diye gönlünden nasıl geliyorsa öyle verdiler. Bir de hocaların yanında, ekseriyetle derlerdi ki benim bir mehtebim de yok, bir tadimim de yok ama herkese hayran bırakacak görüşmeler yapardı. Bir gün hocalardan biri dedi ki efendim siz öyle konuşuyorsunuz ki şer'i bütün delillerle dedi, ispat ediyorsunuz. Bir cenaze namazıydı, biraz erken kılındı sabah namazından sonraydı. Buyurdular ki işte cemaat bekliyordu, hava soğuktu, defnin biraz acele olması icap ediyordu. Güneş de biraz çıkmıştı ne diye.
Buna benzer bir hayli sözler edince dedi ki, Ulu'cu efendim dedi, hep söylediğiniz şer'i dinimizdeki delillerdir. Başka ne olacaktı? Mütevazi bir haliyle böyle ifade ediyorlardı. Rabıta hakkında da konuştuklarına hayran kalmamak mümkün değil. Bir büyüteçle misal verdiler büyüteçle. Onu güneşe tuttuğumuz zaman güneşe, o büyüteç ışınları topluyor. Diyelim ki bir kağıda tuttuk bu büyüteceği, o kağıt bir anda böyle bir kavrulur gibi oluyor, ısınıyor. Sonra kağıdın rengi değişiyor, yanmaya başlıyor. Buyurdular ki Evliyaullahın kalbi aynen bir büyüteç gibi ilahi bir büyüteç Halıkı Lemyezel'in nurunu toplamaya güç ve kuvvet kesbetmiş, kazanmıştır. Kim ki o kalbi gönlüne tutarsa kalbindeki hasetlik, kin, kibir, buğz, bahis, tamah, adavet, düşmanlık, dünya sevgisi, nefsani arzular, şehevi duygular bunlar cayır cayır yanar diye. Şimdi bu unutulabilir mi?
Ayetler okuyor, Hadis-i Şerifler okuyor ama misaller daha çok kafada kalıyor. Bu şekilde bir de şunu hatırlıyorum Sadi Erbili hazretlerine diyorlar ki efendim biz sizin huzurunuza mı vereceğiz yoksa uzaktan rabıtamız nasıl olacak, bari dizinizin dibine mi oturacağız, nasıl edeceğiz deyince Evliyaullah şarttan, doğudan parlayan bir güneş gibidir. Nerede olursanız olun tutarsanız kalbinizi istifade edersiniz. Manisa'dan bir evladı, Mehmet Efendi diye bu rabıta halinde evinde oturuyor. Rabıta otururken birden gözlerini açıyor, üstadım geldi diyor. Efendimiz hazretleri bahçe kapısından içeri girmişler kendisine doğru geliyorlarmış biiznillahi teala. Böyle çok şahit olduğumuz haller var. Salih erbili Hazretleri ben bunu buyuruyor, ayetlerle, hadislerle izah edeceğim. Ulema-i kiramın bütün ifade tarzını, bu husustaki görüşlerini vereceğim.
Ama diyor, yüz binlerce yetişen, yüz binlerce yetişen evliyaullah buna diyor misal değil midir? Allame I Taftazani ile seyidi bunlar kelam alimidir. Bir şeyh aramaya giderler. Bunlar giderken müşayi izamdan bizzat tarlada, bağda, bahçede kendi işiyle meşgul. Hoca efendiler nereye gidiyorsunuz der. Onlar da bizi irşad edecek kalbimizi Hakk'a yönlendirecek Celle Celalü bir kimseye deyince dört tarafı böyle bir koklar. Der ki herhalde o aradığınız biz olmalıyız. Seyyid Efsane Hazretleri ile allama I tafta zani otururlar, intisap ederler ama allamai taftazani rabıtaya tek gönlü yatışmaz. O ayrıldıktan sonra seyidi efsaniye kalbine yönelir Efendi Hazretleri. Bir müddet sonra ayrılır. Seyidi efsane allamei taftazani'nin öğrencisi. Konuşurken hocası ahiret etmeye başlar. Der ki evladım ben seni okuttum ama bu bilgiler nereden geliyor sana, nereden öğrendin bunları.
Bakar ki bütün Esselamü min ledünna ilma Kehf suresinde geçen, kendi tarafımızdan ilim ihsan ettik. O nurlar, o sırlar, o güzellikler dillerinden akıl ediyoruz. Der ki efendim siz pek rabıtaya meyletmediniz fakat bizim gönlümüze yöneldi bu ondan olsa gerek. Allame ithaftazani rahatsız ediyor. Bunu anlatmam ama Sami Efendi Hazretleri, Kaddesallahu sırrı anlattığı için biz gelince rahatsızlığınız geçiyor, asamı buraya asıyorum, geldikçe bir sıkıntı size dert, elem, acı buna bakarsınız. Rabıta'ya diyor gönlü yatmadığı için Sami Vermis Hazretleri, iki ay Cenabı Hak asaya yöneltiyor. Bir gün Seyyid Efsane içeri girecek hocasının yanına ağırlaşmış rahatsızlığı fakat tam kapının önünde mel'unu görür. Ne ararsın mel'un deyince imanını almak için bekliyorum diyor. Cenabı Hak muhafaza buyursun, ölmek üzere yalnız asanızı asmışsınız ondan giremiyorum diyor.
Bir eşyasının olduğu yere de bunu verdiler. Buna benzer çok misaller sert ettiler. Tevbe Suresi yüz on dokuz. Ey iman edenler Allah'tan korkun ve sadıklarla beraber olun buyurmuşlardır. Sadıklardan murat, mürşid-i kamiller olduğu bahrul hakaik tefsirinde izah edilmiştir. Bedeni hastalıkların tedavisi için işinin ehli sahasında maharet sahibi bir hekime müracaat demir buyurmuş olan Nebiyi Zişan Efendimiz Hazretleri manevi hastalıklardan da rabbiye, yani kendisini olanca gücüyle Allah'a vermiş bir veli kuluna müracaatı, dini bir vecibe saymıştır. Halk celle ve ala Hazretleri kulun güç yetiremeyeceği şeyi teklif etmeyeceğini bildirmiş olduğu halde bütün müminlere ve salih kulların bulunacağını ve diğer kullarına da tanıtacağını bize bildirmiştir. Demek ki her karın, her zaman, her devirde, her asırda ümmetim içinde sabıkun vardır. Bunlara müdela ve sıddıkun adı verilir.
Cenabı hakk'ın inayeti ve merhameti onlara o kadar boldur ki sizler de o sayede yer içersiniz. Ehli arza gelmesi muhtemel olan bela ve musibetler onların hürmetine def edilip üzerlerinden kaldırılır buyurmuşlardır. Maddi ihtiyaçlarını gidermek için zenginlerden isteyen fakirlere, maddi ihtiyaçlarını gidermek için zenginlerden isteyen fakirlere şirketti denilir mi? Fakir zenginin kapısına gelmiş, çocuğun okuyabilmesi için şimdi, harç paralarını, nelerin kaldırdılar.
Işte bunun için çocukları okuttuğum için maaşım da buna kifayet etmiyor, biraz yardım eder misiniz veya işte doğalgaz bu kirada oturuyorum, doğalgaz da üzerine biniyor, diğer sıkıntılarımız da onlar için daha yeni haberlerini aldım, Verenler Derneği'nin yataklar hazırladıklarını, İzmit'ten bir tır yine yakında duydum yani şu birkaç saat önce de olabilir, bir tır hazırlamaya çalıştıklarını yine verilenel derneğimizin hemen hemen her yerde diğer derneklerde de olduğu gibi verilen derneğimizde de çok büyük bir çalışma var. Bu çalışmalar için zenginlerin kapılarına varılıyor, müracaat ediliyor, deniyor ki Suriye'deki kardeşlerimize Suriye bir çöl iklimine de yakın gündüzleri sıcak gibi olur ama geceleri soğuktur.
Hemen hemen bizim memleketimize yakın işte Hatay bölgesinden isabet edecek olursak soğuktur tabi, çoluktur, çocuktur, hastadır, sıkıntıda kalanlardır, ekmeğini böyle fırından almak için bile havadan öldürülüyor. Burada bunların ihtiyaçlarını gidermek için bir zengine varıp da yardım istenecek olsa şirk etti denilir mi. İskender-i Zülkarneyn Hazretlerinin Esailille eaynunnibi kuve bana kuvvetle yardım ediniz. Kehf Suresi doksan beşinci ayet-i celilede Allah'tan başkasından yardım istemesi akla uygun görülüyor. Halıkı azimüşşan Rabbimize secde niyeti ile beyti şerifin duvarlarına karşı yere kapanmaya itiraz olunmuyor. Rabbimize secde ediyoruz ama biz Beytullah'a karşı secdeye varıyoruz. Esbaba tevessül kabul olunuyor, olunuyor, sebeplere yapışılmış olunuyor, bunlardan daha ziyade mühim olan ruhi gıda ve ilahi feyizleri istemek için evliyanın vasıta kabul edilmesi neden caiz görülmesi.
Rabbimiz Kuran hakiminde, iyilikte ve kötülükten sakınmakta birbirinizle yardımlaşın buyurmaktadır Maide Suresi ikinci ayeti celile Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem de Hadis-i Şeriflerinde, her bir sanatı öğrenmek için ehlinden ve erbabından yardım isteyiniz buyurmuşlardır. İmamı Şarani Hazretleri nefakul Kuds kitabında zikir adabını tarif ederken rabıta yani şeyhin şahsını tahayyül etmenin lüzumunu adabı zikirden saymışlardır. Allame Seyyid Şerif Cürcani Kuddise Sirruh Hazretleri, şerhi mevakıf eserinin sonunda evliyanın sureten zuhurunun mümkün olabileceğini ve müridin de bu surette feyiz olabileceğini, de Taci adlı kitabında Cenabı Hakk'a vasıl olmanın yollarını anlatırken bir kamil şeyhi rabdi kaybetmeyi üçüncü olarak göstermiştir. Abdülganî'nin Abliusî Hazretleri Taciye kitabına yapmış olduğu şeyhlerinde bu mevzuyu aynen teyit etmiş ifade buyurmuştur.
Vavs-ı Azam İmamı Evham Abdülkadir Geylani Kuddise Sirruh Hazretleri'nden naklen tarikat-ı aliyyeye ve bu rabıta sayesinde Evliyaullah Hazeratının füyuzatından istifade etmelerinin mümkün olacağını ifade etmişlerdir. İmamı Gazali ve İmamı Suvidi Hazretleri ile Maliki imamlarına Şeyhali, Ebül Abbas, El Mursi, İbn Ata, Nehrüddin Kübra ve diğerleri Evliyaullah'ın müritleri nazarında türlü türlü suretlerde görülmelerinin muhalif olmadığını Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimize olmakla birlikte, ona tabi olan evliyaullah'a ve kamil bir şeye yapılmasının caiz bulduğunda da şüphe yoktur. Zira onlar farklı kainat Efendimizin varisleridir ki, bizler kendilerine muhabbet besleyip, ihtiram etmekle emrolunduk. Hem I Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e getirdiğimiz Salabbü's-selam'da ehli beytin zikredilmesi nasıl caiz oluyorsa, Efendimize tebaal, Embiyaullah'a rabıta da aynen caizdir.
Rabıta ehli şeriat, ehli tarikat ve erbabı kulub katında ve resulüne iman eden ehli sünnet ve cemaat itikadına sahip olan bir kimse bunu inkar edemez. Bunu ancak bunun keyfiyetini bilmeyen ve hakikatine muttali bulamayan tarihi haktan rabıta yaptığı zat, rabıta yaptığı zat başta fenafillah ve beka billah haline erişmiş. Cem u cem makamına gelmiş. Kendisinden hiçbir eser yok. Hep görünen iradesini Rabbimize teslim etmiş. Mevla-yı zücclalin emrinin dışında, emrinin dışında hiçbir şey yapmıyor. Onda kendisini eritmiş. Bekabillah varlığı onunla beraber. Kulum bana nafilelerle yaklaşır gören gözü, içten kulağı, kavralayan ene olurum buyuruluyor. Artık bu hale gelmiş bizzat da Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem emrettiği kimse olur mu? Altınoluk karşısında Muhyiddin Arabi hazretleri ben Hızır aleyhisselamın elinden mubahe hırkayı giydim diyor.
O hırkayı giyen ve bizzat efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemden icazetli olan kimselere yapılır. Şimdi bu rabıta dönemi diyelim ki bir çocuk anasının memesinden emiyor. O diğer yiyecekleri de artık yemeye alıştığı zaman tekrar anasını emer, sütten kesilmiştir. Bir civciv yuvada, anasının getirmiş olduğu yiyeceklerle beslenir, büyür, gelişir ve uçmaya keşfeder. Uçmaya, uçmaya başladığı zaman artık o da anası gibi diğer yerlerden yiyeceğini temin edebilir. Artık yuvada durup kalmaz ki yuvadan artıp uçar. O da kendisine bir yuva yapar. Aynen bunun gibi, diyelim ki ilkokulda okuyan bir yavru, ilkokulu bitirmiş, ortaokulu bitirmiş, lise kısmını bitirmiş, üniversiteye gelmiş, daha da yükselmiş, işte yüksek lisanstı, asistanlıktı, doçentti, yardımcı doçentlik profesörlüktü vesaire. Kürsüsünü de kurmuş, bir kürsü de verilmiş onu.
Tekrar ilkokula, eline çantayı alıp, sırtına çantayı alıp ilkokula gider mi, yetmez. Rabıta dönemi, bizim yedi kat semayı yok bilip, kalbimizi arşı azama açabileceğimiz bir hale geldiğimiz zaman mürşid-i kamilimizin, mübarek kalbinin altına kalbimizi koyup, ya rab, füyuzat-ı ilahiyyeni üstazı alimizin kalbinden bize lütfet, dediğimizde kalbimizi, ruhumuzu, bu döş kısmında olan sır, hafi, ahfa, alnımızda olan nefis, bütün vücudumuzla alakalı zikri pür zikri sultanı ve nefü ispatı yapıp murakabeye ulaştığımız zaman artık Şeyhi kamil çekilir. Siz dedir aynen o kuşun yuvadan uçtuğu gibi çocuğun anasının memesinden kesilip diğer yiyecekleri yemeğe kabiliyet keşfettiği gibi o da istifade etmeye başlar. O zaman neden bir mürşid-i kamile dönüyoruz derseniz, şimdi biz cereyanı, cereyanı elektriği direk kebandan almıyoruz. Nereden alıyoruz? Hihhandan da almıyoruz. Diğer barajlardan da almıyoruz.
Biz bunu trafodan alıyoruz. Neden trafodan alıyoruz? Çünkü direk alacak olsak bu lambaların tahammül etmesi mümkün değil, hepsi birden patlar. Ama o trafo, o bölgenin ihtiyacına göre, durumuna göre cereyan verir. Aynen bir trafo gibi Evliyaullahın kalbi, bu aynen bir murakabe gibi işte. O kalp vasıtasıyla alıyoruz. Mesela biz, diyelim ki biz Terkoz, oradan su alıyoruz ama bursu diyelim ki böyle bir kaynaktan su alıyoruz biz Ama bu suyu biz ne yapıyoruz borular vasıtasıyla alıyoruz. Sonra evimize bir çeşme borularda çekiyoruz. Bu çeşmeden suyu içiyoruz. Yahu bu suyu neden çeşmeden içiyorsun, sen gözüne gidip suyu içiyoruz. Yahu bu suyu neden çeşmeden içiyorsun, sen gözüne gidip içsen olmaz mı? Gözüne gidip içecek bir hal yok ki. Nasıl gitsin? O çeşmeden içtiğimiz suda aynen aynen kaynaktaki sudur hiçbir farkı yok.
Mürşid-i Kamil'in gönlünden Allah'ımızın nurunu biiznillahi Teala alışımız aynen buna benzer. Evimize bir boru vasıtasıyla çekmiş olduğumuz çeşmeden bursu içmek gibi. Aynen bursu kaynağındaki su gibi. Ama kaynağından içmeye kabiliyet kesb dersek gözünden içeriz, bu da murakabedir. Yedi kat semayı yok bilip kalbimizi arşa azama açıyoruz ve biiznillahi teala bu şekilde istifade etmeye gayret gösteriyoruz. İmamı Gazali ve İmamı Suyuti Hazretleri ile Maliki imamlarından arz ettiğimiz bu mübarek insanlar Şeyhi kamilden istifade etmeyi kalbinden, gönlünden ifade buyururlar rabıta esas itibariyle efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme birlikte, yapmakla birlikte, ona varis olanlardan almış oluyoruz. Ehli şeriat ehli tarikat ve erbab-ı kulüp katında makluba ulaştırıcı bir vasıtadır.
Allah ve resulüne iman eden ehli sünnet ve cemaat itikadına sahip olan bir kimse bunu inkar edemez, bunu ancak bunun keyfiyetini bilmeyen ve hakikatine erişemeyen, tarik-ı haktan çıkmış inkar çukuruna düşenler inkar eder. Mutezile'den olan Zemahşeri eğer burhanını, Rabbının görmeseydi ayetindeki Yusuf suresi yirmi dört, burhan kelimesinin tefsirinde Yakub aleyhisselamın ruhaniyetinin o anda parmaklarını ısırır halde Yusuf aleyhisselama görünerek o kadından ve o işten sakın demesi sarih bir açık ve hakikattir. Muhabık allame Seyyid Şerif Cürcani Şerhul mevakıf kitabının son taraflarında ve Şerhul Metali eserine yapmış olduğu Haşiyesinin baş taraflarında müridin Evliyaullah'ın suretini tahayyül ve tasavvur ederek ondan feyiz alabileceğini hatta bunun vefatlarından sonra da olabileceğini sarahaten emir buyurmuştur.
Alim Allama Abdurrahman El Fazıl El Hami Kudsi hazretleri rubaiyyat ve nefakat şeyhlerinde ve Teveccüh-ü Hacegan risalesinde bu meseleyi aynı şekilde açık açık izah etmişlerdir. Vel risale fit tarikatın nakşebendiye ve şarihi Alim allame Muhammed bin Said el Hadimi diyor ki, zikirden kimsenin kalbine zikir esnasında bir tefrika, bir vesise veyahut kaps, kapalılık hali, vesvese veyahut kapalılık hali arız olup gelirse soğuk veya sıcak su ile gusül etsin, yahut abdest alıp halvette, yani gizli bir yerde hacet namazı kılsın, duadan sonra tekrar zikir için abdest alsın. Eğer vesvese geçmez, devam ederse peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin suretini yani ruhaniyetini tahayyül etsin. Çünkü onun ruhaniyetini cismaniyeti gibi imdada biiznillahi Teala yetişir, hidayet ve irşat matlardır, yani hidayet güneşinin doğduğu yerdir.
Yahut da şeyhinin feyiz almada ve yardımda Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem halifesi halkın terbiyesi ve onları Hakk'a irşadında aleyhissalatü vesselam Efendimizin vekili olduğuna kesin inanmak şartı ile ruhaniyetleriyle beraber şeyhinin suretini daha iyi yönetsin. Aynı mütalaada bulunanlardan El Eşbah Şalihi İmam Allame El Hamevi Nefakatü'l Kurb kitabında beyan eder ki Evliyaullah ruhaniyetlerinin cismaniyetlerine galip olması sebebiyle birçok suretlerde görünürler. Onların tasarruf ve kerametleri hayatlarında ve mematlarından sonra da devam eder. İmam Gazali adabı zikre mahsus Risalesinde diyor ki terbiye etmek suretiyle kötü ahlakını atıp, onun yerine güzel ahlakı yerleştirmesi için Salikin, mürşid ve mürebbi bir şeyin terbiyesine girmesi şarttır.
Aslında terbiye toprağa dikilen yabani otların sökülüp, nebatının güzelce büyümesini ve olgunlaşmasını sağlamak için çalışan çiftçinin işine benzer. Hak Teala Hazretleri kullarını kendi yoluna irşad edecek resuller göndermiştir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem irtihad edince mahlukatı Hak Teala'ya irşad ve izhar etmek için, yani kavuşturmak için hulefası olan makamına halef olmuşlardır. Onun için Salikin kendisini terbiye ve Hak Teala'nın yoluna irşad edecek bir şeye mutlak ihtiyacı vardır.