İman üzerinde duruyorduk. Eş şeyh Necmüddinil Kübra rahmetullah Ali, el mümin, minel ubbet, kullardan, hüve men, eminehün nas, insanlar ondan emin oluyorlar. Vegat ahyallahu, evvelem bil ak. Bir kere Cenabı hak onların kalplerini hayata kavuşturuyor. Evvelem bilakn, başta akıl. Sümme bil eildim. İkincisi ilim. Üçüncüsü sümmel fehim. Anlayış. Dört, yalnız el fehmü anillahi ta'ala. Tabir çok önemli Cenabı Hak'tan anlamak. Halıkımızın yardımına mazhar. Sümme bin nur illai teala, sonra Allah'ımızın nuru ile. Sümme bit tevhid, sonra tevhidle. Sümme bil maarife, sonra marifet. Rabbi Zülcelal'imizi tanımakla sonra Allah'ımız onu kendi zatından hayata kavuşturuyor. Burada biz neyi anlamış olduk? Bunu anlamak şuna benziyor. Bir ilkokul öğrencisi, bir ortaokul, bir lise, bir üniversite bunu zor anlar.
Bu tarikat-ı Aliye Üniversitesi'nde murakebeleriyle, ahlakının güzelliği ile ilahi nura eren kişilerin ancak anlayabileceği bir husustur. Biz neden anlamıyoruz? Çünkü biz inşallah kafalarımız ilahi tarafa dönük olur. Dünyaya döndükçe nefse ve nefsani arzularla anlaşılması zordur. Kendi ayıpları gözünün önüne gelir. Bu çok önemli bir husustur. Hatası gözüne görünür. Gerçekten müstesna bir haldir. Mesela denir ki şöyle hallerimizi düzeltelim, nem var. Ben bir kötülük mü yapıyorum diyebiliriz, nefsimize esir olursak. Yoksa hayırlı olan kimselere nefsinin kusurları gözünün önüne getirilir. Der ki ben daha kendi başımın karını geritemedim. Kendimi ıslah edemedim ki bir başkasını tahin etmekle meşgul olayım demeye başlar. Öyle kimselerdir ki sallallahu aleyhi ve sellem ifade eden bir kelam alimi, Şerifi El Cürcani Rahmetullah Ali Hazretleri, bir kelam alimi. Kelam nedir öğreniriz inşallah.
Allah'ı ve Resulünü tasdik ediyor. Bir de Allah ve Resulünden gelen emirleri tasdik ediyor. Canı gönülden. Bu tasdik dil değil de kalbin tasdikidir. Bir kere kendinde emniyet sıfatı var. Bu peygamberlerde sayarız ya sıfatlarını sayarken, ismet, fetanet diye emanet, o sıfatlarının içerisinde en önemli hususlardan birisi nedir? Emniyet, inanılacak bir vasfa sahip olmaktır. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz bu hususta müşrikleri bile kendisine inandıracak bir karakter ve özellikteydi. Buyuruyor ya Safa tepesinde şu dağın arkasından bir düşman geliyor desem inanır mısınız dedi. Onlar da evet diyorlardı. Hacerülesved'in yerine konulması hususu işte Safa Tepesi'nden sabah ilk kim gelirse o koyacak diye Efendimizin burada çok önemli bir siyaseti var. Bir konudan diğer konuya geçiyoruz da elimde mevcut Rabbimiz lütfederse siyaset ne demektir, bunu anlatmak istiyorum. Bu politika değildir.
Allah'ın resulü ta Adem aleyhisselamdan itibaren siyasetleri neydi peygamberlerimizin? Bu siyasette nerelere açtılar? Nasıl muvaffak oldular? Bu ayrı bir konu. Efendimiz aleyhissalatu vesselam görününce el-emin el-emin inanılacak kimse inanılacak kimse dediler. Efendimizin burada siyasetini söylemek istiyorum. On iki tane kabile var. Ne yaptı? Bir örtü istedi, üzerine kondu, her kabileden birisi tutsun buyurdu. Bak nasıl bir uzlaştırıcı hali var. Bir tasavvuf hocası gelmişti. O gün de kimse anlayanlar anlamıştır. Sufi tarif ederken zamk dedi, zamk. Zamkı bilirsiniz kağıdı da tutturur, demiri de tutturur, taşı da tutturur, bir ağacı da tutturur, zamk kelimesini kullandı. Demek ki insanlar arasında sevgi zamkı ile muhabbet zamkı ile hüsnü muaşere zamkı ile sevgiyi oluşturuyor. Kimdir bunlar?
Öyle bir akıl, öyle bir fikir, öyle bir idrak, öyle bir anlayış, öyle bir teşekkür, öyle bir tefekkür, öyle bir tifakku var ki onda, öyle bir anlayış var ki ahireti dünyaya tercih eder. Biz de diyoruz, bu dil ile ediyoruz. Onlar gönül ve hayat olarak bir kere bunda kendilerini ispat ediyorlar. İspat ettiriyorum. Bu görüşmemizde şunu başta Cenabı Hak bize anlamayı nasip buyursun. Birsek yeter, ispat ettirmek. Kendimizi ispat ettirmek. Bu çok mühim. Mesela ne diyoruz? Enbiya-i izam. Nübüvvetiyle nübüvvetin şartlarıyla kendilerini ispat ettirmiş ve Araf suresinde değil, En'am suresinde onların isimlerinin peygamberlerinin en çok geçtiği surei celilei cemiledir. En çok burada geçer, ispat ettirmişler.
Veliler kendilerini velayetiyle, Allah'ımıza olan dostluklarıyla ve bunun yanında bunun yanında riayetiyle, dikkati ile, dikkatiyle, takvasıyla, evrar sınıfından oluşuyla, mukarrebun vasfına erişmekle kendilerini tasdik ettirmiştir. Niye mesela burada dolu kabristanlık var. Eğer Kayseri'den geliyorsanız bu kasabaya kadar birçok kabristanlıklar var. Neden buraya geliniyor? Çünkü burada Allah'ın velisi kendisini ispat ettirmiyor. Kuran Azimüşşan'a riayetiyle fenafillah ve beka billah oluşuyla kendisini ispat ettirmiş. Efendimiz aleyhissalatu vesselamın muhabbetinde fenafir resul oluşuyla ispat ettirmiş. El mümin, Evet efendim, öyle bir yere geldi ki ispat noktasını, demek ki kendilerini ispatı Rabbi zülcelal'imizi tanımak suretiyle, öyle tanımış ki Allah'ımızın vahdaniyetini her şeyde tasdik etmiş.
Sadece cenazesinde değil, düğününde de tasdik etmiş, isyana ve tuğyana götürecek hiçbir hareketi kabul etmemiştir. Mirasında da vahdaniyetini kabul etmiş. Rabbimizin emri ne ise onu uygulamış. Allah'ımızın vahdaniyetini tefekküründe, kalbinde, bütün azasında, ev hayatında ayeti celilesinde ve akrabasında, cemiyette, bütün dünyada vahdaniyetini görmüş. Bütün dünyada vahdaniyetini nasıl görmüş kafirin bile hidayetini istemiş. Sıfatlarında ve kemalatında, Ne anlattı burada? Günümüzdeki çok meseleleri bu mübarek evliyaullah ilim ehli rahmetullahi aleyh halletti gitti. Cenabı hak'ı bir şeylere benzetmek. Mesela el isnadı yapılıyor ya, yedullah deniyor. Mesela Allah, misal. Arşın üzerinde istiva, oturuyor deniyor. Bu gibi düşüncelerden tamamen halas ediyor. Hayır diyor. Burada İmam Malik Hazretlerinin çok güzel bir ifadesi var. Buna inanmak farzdır.
Ama keyfiyeti, şekli, biçimi bu hususta soru sormak tamamen yanlıştır. Yüce kudretidir Cenabı hakk'ın bu şekilde izahidir. Yoksa Allah'ımız o arşın üzerinde oturuyor eli, bu kudreti manasındadır. Azameti manasındadır, yüceliği manasındadır. Öyle akillara da sığmaz. Mesela aklımın evetlediğini kabul ederim, geri yanını kabul etmem. İlim arkadaş, ilim, akıl. Akıl. Bizim ilim dediğimiz akıl dediğimiz ancak kitabı kelime uyarsa akıl olur. Resulullah'ın sallallahu teala ve sellem sünneti Muhammediyesine uyarsa akıl olur. Biz Allah'ın emrini burada ifade edilmek istenen bu aklımızla Allah'ın emirlerini ölçemeyiz. Aklımızla İslam'a yön ve şekil veremeyiz biz. Aklımız ona uygun olduğu müddetçe. Eğer akıl vahyin önüne getirilecek olursa öyle ifadeler var ki Fatiha suresinde Cenabı Hak kendisini neden övüyor diyor. Bu konuşuluyor bunlar. Evet. Ve tasviriha bilhayar.
Böyle kendi kafasındaki düşüncelerine göre değildir. Nasıldır? Şöyle midir? Böyle midir? Değil. Şöylesi böylesi sen kendini nasıl vasf ediyorsan öylesin ya Rab diye aleyhissalatu vesselam efendimizin ifadesidir. El Mümin. Ali bin Nebi Talib radiyallahu anh efendimiz mümini tarif ediyor. El mümin. Böyle yüzünde bir tebessüm var. Böyle bakıldığı zaman abus bir çehre değil de tebessümlü bir çehresi var. Mesela siz bir yere gitseniz ikramının her çeşidini yapsa da yüzünde tebessümü olmasa yediğiniz içtiğiniz zehir olur size. Ama hiçbir şey yapamasa da biz şunu hiç unutmayız, çok fakir bir aileydi, dedi ki bir soğuk suyumuzu da mı içmeyeceksiniz, evinde bir şey yok. Ama öyle bir tebessümlü ki bir soğuk suyumuzu da mı içmeyeceksiniz? Güneş yüz. Ve hüznihi, fi kalbi, yukarıdan alırsın. Kalbinde de ahiret derdi var.
Gönlünde de yaşın işte şuraya kadar geldi, o kadar söylüyorlar, nefsimizin mertebesi diyorlar. Hangisini geçebildik diyor. Ruhen diyor ne yapabildik? Daha bir değişik şekliniz size söylemeye çalışayım. Azalarıma aklım hakim mi diyor. Vahye dayalı olan aklıma benim azama azama aklım hakim diyor. Dönüyor kalbine, kalbimde ruhum hakim mi diyor. Bunu düşünen insanın hiçbir şey aramasına gerek yok. Bak bu yeter bize. Azalarıma selim olan bir akıl hakim mi? Çünkü gözü harama baksa selim olan akıl nedir? Başkasının namusuna bakıyorsun haram diyecek. Kalbimizde ruhun hakimiyeti evrad ve ezkarımıza sımsıkı tutunup rabıta-i şerifemizi, murakabe ise murakebemizi en güzel şekilde yapmaktır. Necip Fazıl'in bir rahmetullahi aleyh ifadesi vardı. Tam belki ifade edemeyeceğim. Taş taş öperim diye bir şey vardı böyle. Hatırladınız mı? Taş taş, öperim diye.
Eğer biz bu hakikatleri bilsek, üstadlarımızın kapısında Elmalılı Hamdi Yazır Hocamızın Esad-ı Erbilni Hazretleri'nin şiirine yapmış olduğu tahmisi gerçekleştirmeye çalışırız. Eğer diyor yüksek paye ve makam istiyorsan, hüvam değilmiş Hamdi diye başlar. Gülşen'den cüda, neşre var yadın da duydum şu yolda bir neda, nida, o zaman idrak edersin rütbe I bala nedir. Onların diyor kapısında toz toprak olmadıkça erişemezsin. Onlar senin toz toprak etmez. Buradaki ifade buti olmak, itaatkar olmaktır. İşte biliyorsunuz dergahlardan birine bir kimse gelir, kapıyı çalar. İçeriden denir kimsin, benim hayda denir. Diyor. Bir sene sonra gelir. Kimsin? Senimdir. Efendim bende benlik kalmadı. Ben benliğimi sende erittim. Çünkü sen Allah ve rasulüne son derece bağısın. Onun sadrı da böyle müminlere karşı çok şefkat, merhamet ehli küfre, buzu Fakat müminlere şefkatiyle çok geniş bir sadıra sahip.
Sadr güç değil. Gönülün de içidir o. Ve ezelle şeyin nefse. Nefsini de engin görmekte, onu zelil kılmakta da bambaşka bir hale sahiptir. Öyle baş oluyor, bilmem falan oluyor. Bunlar tamamen bitmiştir. Böyle arzu ve istekler ona kerih gelir, çirkin gelir. O yapmış olduğu hayırları bir başkasına duyurmaktan da uzaktır. Onun kederi pek çoktur. Endişesi sadece mevladır. İzahı bu çıkar, başa çıkmaz. Ilahi kudreti tefekkür sebebiyle sükutleri çoktur. Burayı da bitirelim. .Vakti hep hayırlı işlerledir. Çok şükreden ve sabreden kimsedir. Insanlar ile münasebetlerinde hiç zorluk çıkarmaz. Eğer yapabilecekse böyle kolaydır. Zaten onun sözü de dinlenir. Böyle Sehlül halika olursa der ki ben buna inanırım der. Neden? Çünkü ifadelerinde de bir tatlılık var. Bir gün bir radyo dinliyorum. Dedim ki Allah'ım bu ne kadar mülayim, ne kadar yumuşak konuşuyor. Konuştu konuştu konuştu.
Daha sonra da ne dese beğenirsiniz? Yahudi dedem dedi. Bakın bir Yahudi bizim evlatlarımızı elimizden almak için cenab-ı Hakk'ın Musa aleyhisselama firavun'a giderken yine yumuşak konuş ifadesini Yahudi şimdi bize silah olarak kullanıyor. Kanallarını böyle dinletiyor. Fikirlerini böyle aşık. Huyu da çok yumuşaktır. Şunu diyeyim de müsaade buyurun bitireyim. Eş şeyh Ebu Abdurrahmanes Süleymi bir tefsir sahibidir. Buyur. Buyurdular ki sıfatul mümin, bu çok hoşumuza gider bizim. Müminin sıfatı. Kel art, Tahammülul ede. İnsanların sıkıntısını kaldırmakta yer gibidir. Bak şimdi üstünde yürüdük, geldik. Demedi ki ne basıyorsun benim üstüme demedi. Böyle evin bulaşıklarını ve uygunsuz maddelerinde üzerime niye attın da demedi. Bütün bitul mera. Aynı zamanda üzerinde ne ekerseniz onu bitiriyor. İşte müminin tarifi budur. Nasıl bitiriyor, bunu nasıl anlayacağız?
Gözüyle gözüyle sana şefkatli bakışıyla eğer gönle bakan olursa o bir ayrı, o ehdince malumdur. Onlar onu konuşurken de yaparlar. Yek nazar bestir efendim. Rahmet Allah aşkına. Destiret vurma, kerem kıl Allah aşkına. Bu budur. Eliyle de mesela birine derneğimiz Elhamdülillah çokça kuyular açtırıyor ve hizmet görüyor. Bu yolda gayretlerle meyve bitirir. Her şeyiyle.