Müminin Şahsiyeti ve Tevazu ile Ruh Arınması kaydında Imanda kemale eren müminin kendi şahsında riayet edeceği hususlar edep ve erkan bir kere kamil mümin nefsiyle yapacağı görevlerde şunlara çok riayet etmesi gerekir fihye evvul velfagatu velle meskene Mümin kul, müminlere karşı çok müşfik, merhametli kanatlarını yayarcasına, güler yüzü, tatlı dili gönlündeki o hüsnü kabulü ile en güzel bir…
Imanda kemale eren müminin kendi şahsında riayet edeceği hususlar edep ve erkan bir kere kamil mümin nefsiyle yapacağı görevlerde şunlara çok riayet etmesi gerekir fihye evvul velfagatu velle meskene Mümin kul, müminlere karşı çok müşfik, merhametli kanatlarını yayarcasına, güler yüzü, tatlı dili gönlündeki o hüsnü kabulü ile en güzel bir şekilde kabul edip bağrına basmasıyla, kendisini Mevla'nın azameti karşısında yok bilmesiyle, tevazu ve meskene zaten tevazu, alçak gönüllü bir yokluğun içerisinde olmak kendisinde bir varlık görmemektir. Bu ne güzel bir sıfat, ne güzel bir vasıf. Kendisinde hiçbir varlık görmüyor. O zaman bir taşı dahi, bir toprağı dahi kendisinden üstün görüyor. Niye? Neden? Sebebi o taş niçin yaratılmışsa görevini o şekilde icra ediyor. Ben ise bir kul olarak yaratıldım.
Neden görevimi kulluk vazifemi yapmıyorum diye endişe duyar, baktığı her eşyadan ibret alır, mütevazidir. Muhammed Bahaüddin hazretlerine sorulur. Üst azim insanlarla nasılsın? Onlar bizden çok üstündür, ibadeti ile taatiyle. Af buyurun bir hayvanla nasılsın, bir merkeple o insanların yüklerini taşıyıp götürüyor. Şimdi insandaki mükerremiyet bir ayrı. Burada yokluğu ifade ediyoruz. O insanların yükünü çekiyor. Ben hangi insanın yükünü çekiyorum? Hangi fakirin gönlünü görüp fakiri, yoksunu gözetiyorum? İhtiyaç içerisinde olanların ihtiyaçlarını kaldırabiliyorum. Efendim gübrelerle o gübre bir ağacın bir meyvenin diplerine dökülecek olsa ona hayat veriyor. Ben hangi gönle Allah'ın Kitabı Kerim'i ile Resulünün ehadadisi Muhammediyyesi ile Evliyaullah'ın, Suhahanın sözleriyle gönüllere hayat verip onları istikamet üzere yürütebiliyor muyum?
Ben o kadar bile değilim diyecek kadar mütevazi olmaktır. Böyle bir tevazu ermenin yolu fenafillahtır, beka billahtır. Allah'ımız da yok olmaktır, varlığının da Allah ile olmasıdır. Bunu büyüklerimize deniyor, üst lazım sizin için kutbul ak tabiri kullanılıyor deyince bu Sami iki şeyi düşünüyor bir esamnek lukkum minma immehin. Sizin için kutbul aktab tabiri kullanılıyor deyince bu Sami iki şeyi düşünüyor bir esamnek lukkum minma immehin. Sizi bir kokar sudan, bir çirkin sudan, engin sudan, hakir sudan yaratmadık mı? Bir de ashab billah Taha suresinde elli beş. Ayeti celilede topraktan yaratıldığımı kokar sudan çirkin bir sudan yaratıldığımı ve sonumun da toprak olacağını tefekkür ediyorum demiştir. Bu Allah'ımız da yok olmanın işareti değil de nedir neden bu varlıklar oluyor derseniz biz Kemal ehlini göremediğimiz için oluyor Diyelim siz bir mahaldesiniz, bir havuz var.
O mahalde bir havuz. O havuz sizin gözünüze çok büyük görünür. Bir barajı görecek olsanız Allah Allah ne kadar da bu baraj büyükmüş. Bir deniz gibi görünür gözünüze. O barajı büyük görürsünüz. Bir Hilfamlı, bir Kebanı çok büyük görürsünüz. Çünkü daha ilerisini görmediniz ama bir gölü müşahede edecek olsanız, bir Tuz Gölü'nü vesair gölleri seyredecek olsanız ne dersiniz? Allah Ben barajı görmüştüm, bu baraj onun yanında çok küçük kalır dersiniz, bir Hazar gölünü görecek olsa. Gerçi denizde ifadesi kullanılır ama bir Van gölünü görecek olsa o baraj onun yanında çok küçük kalır. Bir de denizi görecek olsa, Akdeniz'i görecek olsa Allah Allah ben orayı bambaşka çok büyük tahayyül ediyordum, görüyordum Bu ne kadar da büyükmüş der, o onun yanında küçük kalmaya başlar. Sonra bir okyanusu görecek olsa, o zaman da o deniz onun yanında küçük kalır.
Müminin Şahsiyeti ve Tevazu ile Ruh Arınması ne anlatıyor?
Müminin Şahsiyeti ve Tevazu ile Ruh Arınması kaydında Imanda kemale eren müminin kendi şahsında riayet edeceği hususlar edep ve erkan bir kere kamil mümin nefsiyle yapacağı görevlerde şunlara çok riayet etmesi gerekir fihye evvul velfagatu velle meskene Mümin kul, müminlere karşı çok müşfik, merhametli kanatlarını yayarcasına, güler yüzü, tatlı dili gönlündeki o hüsnü kabulü ile en güzel bir…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 10 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
İnsan yaklaştıkça, yaklaştıkça uzaklaştığını, yaklaştıkça her şeyin küçüldüğünü, onun azameti karşısında bittiğini görür. Bu hep Rabbimizi tanımakla alakalı. Onu tanıyamadığımız için, bir yaratma sıfatını bilemediğimiz için hayatımız karmakarışık bir şekilde gidiyor. E o hayatımızda öyle, ticaretimizde öyle, insanlarla münasebetimizde, bütün tavırlarımız, yaşantımızda. Bakıyorsunuz hiç ummadığınız, ibadet, ve oyuncakla meşgul olmayın diye buyurulduğu halde gözlerimizi oraya dikiyoruz. Bu gözlere yazık değil mi? Bu büyük bir sermaye değil mi? Bu gözleri ne olur ibret için aleme baksak, şu bahar mevsiminde Allah'ım her taraf yemyeşil oldu ama benim hala kulağımda manevi bir yeşillik yok, hep hayvani duyguları tahrik eden sözleri, çalgıları dinlemekle meşgulüm, uygunsuz sözleri diyerek, bir hasret ve nedamet duygusunda olamadığımızı düşünmemiz icap eder.
Bu tevazuğun zuhuru ancak Mevla'mızı tanımakla bütün güzelliğin temeli budur. Tanıyanları göreceksiniz. Sözleri başka, özleri başka, gözleri başka, onlar otururken siz müşahede ederseniz başka alemleri seyrettiğini görürsünüz. Yani bizim maçıydı, bilmem falandı, Bu dünya bize cennet gibi görünüyor, oraları müşahede edemediğimiz için. Ana karnındaki bir çocuk, eğer dinlense onunla konuştuğumuz zaman bak yavrum sen üç beş litrelik bir mayi bir suyun içerisinde dönüp dolaşıyorsun. Yediğin de belli, içtiğin de belli ama sen bir gün öyle olacak ki öyle bir aleme doğacaksın. Yıldızlar, ay, güneş bir avize gibi seni semadan aydınlatacak, uçsuz ve bucaksız bir aleme doğacaksın dendiğinde haydi ve şuradan benim bildiğim bu alemdir demesi gibi bizim ilahi alemleri seyredemeyişimiz. Ne olacak? Bu dünyadan bir arabayla, bir uçakla, bir füzeyle çıkacağız, düdeleceğiz de öyle mi olacak? Hayır hayır.
İçimize döneceğiz, kalbimize döneceğiz. Adana'da Sami Ramazanoğlu abdestımız yemek yenirken yemeği huzurla yiyelim buyurur. O anda gönüllere teveccüh edince üstazı alimimiz kalbin geniş olduğunu ancak o zaman gördüm diye kötülüğü terk eden isyandan dönen Rabbimize gönlünü kaptıran, tamamen ona odaklanan kimseler için ben ne yere ne semaya ancak kamil müminin gönlüne doğarım, muhabbetim doğar, oraya iskan ederim. Ya Davud, gönlünü temizdeki ben iskan edeceğim, muhabbetim oraya yerleşecek diye buyuruyor. Bunun için Mevlana'mız Beytullah'ı görünce bu bir mecazidir, hakiki mescit, hakiki beyt Evliyaullah'ın kalbidir demiştir. Gönül aleminden oraya seyredeceğiz. Biz dönüyoruz gönül alemine, evet kalbimiz yanıyor, batıyor, vuruyor. O vurduğu anda bile öyle duygulara nail oluyoruz ki biz hedefi gözetlemediğimiz için erişemiyoruz.
Hedefimizi bir gözetlesek o anda binlerce perde açılacak ve göreceksiniz diyeceksiniz ki boşuna oyalanmışım şu dünyada, vaktimi zayi etmişim diyeceğiz. Bunu diyen insanlara çok tesadüf ediyordum. Üstaz-ı alimizin, gönül alemi bahri muhit der büyüklerimiz. O manevi deryaları gören insanlar, hiç biz tanıyamamışız gözü kör gelmiş ve gidiyoruz diyerek, yakındıklarını müşahede ederdim dizlerine vururlar de Eyvah diye. Yoksa başımız semadan aşağı inmez biz. Neden şuna buna iltifatta bize yok demeye zillete düşürmesi anlamına değil bu konuştuklarım, katiyen. İç aleminde, gönül aleminde Rabbimizin karşısında kendimizi yok hissedip, kibir edenlere karşı kibir sıfatını takınmak, onlara karşı dinimizin üstünlüğünü ifade etmek müminlere şefkatli ve merhametli kafirlere karşı onurlu olmamız, bu elbette Rabbi Zülcelal'imizi de tanımakla olacaktır.
Onun azametini müşahede eden kimseler onun hakikatini Rabbi zülcelalimizin kutsi hakikatlerini her zaman korur ve muhafaza eder. O hususta sizin çok uysal dediğiniz, böyle mütevazi dediğiniz insan aslan kesilir. Allah'ın emirlerinin gönüllere yerleşmesi için, hayatta onun uygulanması için. Hazreti Ömer diyor ki radiyallahu anh, ben diyor çok uysal, çok mütevazi, sessiz zannettiğim Ebu Bekir-i Sıddık radiyallahu anh bir konuydu, işte Üsame hazretlerinin genç bir yaşta ordu komutanı olarak tayin ediliyor. O hususta öyle diyor celallendi. Onu Rasulullah tayin etti, sen de mi ya Ömer diye diyor ayağa kalktı. Rasulullah'ın emrine muhalefet olmasın diye.
Mesela bir zekat hususunda eğer bir keçi dahi Allah'ın zekat emrinden saklayıp onu vermeyecek olurlarsa, onlara harp ilan ve her şeyde her şeyde Allah'ımızın emirlerini gözeterek, gezse de dolaşsa da yese de içse de konuşsa da görüşse de bütün tavrı nedir? Hep iyilikleri almaya gayret ediyor. Hep güzelliklere talip, her işinde. İbadetinde de öyle, taatinde de öyle, insanlarda münasebetinde de öyle. Mesela insanlarla konuşmasında bunları nasıl olur da Allah'ın yoluna kılavuzlayabilirim? Her tavrında bu, bunu gözetle. Mesela bir yolculuk esnasında eğer fırsat bulabilirse yanındakine hakkı ve sabrı tavsiye eder. Nefsi ve afatiye, nefsin arzu ve isteklerini tamamen terk eder çünkü Mevla'ya yöneldiği için ondan da tatlı bir şey olmayınca hiçbir tatlıya meyli kalmayacaktır. Hiç şüphesiz, kalır mümkün değil. Bir kardeşimiz anlatıyor, ben diyor tatlıya çok meyleden bir kimse idim.
Geceleri kalkar tatlılardan yer ve Ya Rab bana tatlıyı perhiz etme derdim. Bana diyor perhiz edildi, yemeyeceksin dediler hatta haftada bir çay kaşığı kadar baldan alabilirsin diye doktor tavsiyede bulundu. Çok arzum olmasına rağmen bir gün tatlıları görünce kardeşimiz ifade ediyor, gönlüme doğdu. Ya Rab, senin muhabbetinden tatlı ne olabilir ki dedim ve kurtuldum diyor. Nefsin arzu ve isteklerine düşmek o ilahi tatlardan almamaktan ileri gelir. Bunun için Esadi Erbili hazretlerinin evlatları eğer içimizdeki ilahi tadı, zevki, neşkeyi o manevi balı bilecek olsa padişahlar selli seyf ederdi, kılıç havale ederdi demiştir. Ta ölünceye kadar, hayatı son buluncaya kadar nefsine hadliyen dönmüyor. Bir veli hasta halinde, ayaklarını ovalarlar, bir el temas edince derhal çeker. Der ki tam ölüm anında korktum bir genç eli olur da ona kalbim meyleder mi diye. Böyle korkar Cenabı Hak'tan.
Yine üstazımızın üstazı vefatı anında iç giyisini elbisesine girdirmeye gayret eder, iç gömleğini, ben haya ediyorum demeye, onlar için kullanılacak tabirin çok güzel olması gerekir, o iç elbisesine girdirmeye çalışır, iç gömleğini, açılır diye çok büyük bir endişe duyar, görenler tabii duygulanıp ağlamaya başlarlar, üstadımızdaki şu edebe bakın diye, son anında aman üzerim açılmasın diye tutuyor elbisesinden, bu hali görenler elbette duygulanıyor ve ders alıyorlar. Dünyaya katiyen iltifat etmeyip eli karda ve karda gönlü de yar olan Mevla'da olmaktır. Tabii böyle olursa bir arabayla misal verilirse arabanın motoru çalışmasını teminler, direksiyonda yolu tayin yolu temin eder. Şimdi kafamız, kafamız bir direksiyon gibi dünya işlerimizi tedbir edecek, ayarlayacak. Arabanın motoru gibi de kalbimiz Mevla'nın zikriyle onun azameti ilahiyesini tefekkürle yerine getirmek için kullanmaktır.
Çünkü dünya sevgileri bizi Mevla Zülcelal'e, hurbiyetten, yakınlıktan alıkoyacaktır ve Tam manasıyla, öyle geçici değil, bir anlık mevsimlik değil, her zaman, her vakit, her vakit nefsiyle cihad içerisinde olacak. Nefsine fırsat vermeyecek. Yolumuzda gayret edenlere Rabbi Zülcelal'imiz ve yolumuza gayret edenlere yollarımızı açarız diye buyuruyor. İlim yolunda olursa ilmin yolunu açarız, nefsinin ıslahı yolunda olursa nefsinin ıslahı için mutmainne hallerine, Raziye ve Merziyye hallerini, Halıkımız Lutdeler, ihsan eder. Ehli küfre karşı mücadelesinde de aynen o şekildedir. Murakabesiyle, gönlü ilahi aşkla doluyor. Nihayeti de elbette gözünde ibret yüzünden nur secde eserleriyle gözü yüzü nur gibi olacaktır.
Nasıl ki bir kabın içerisinde bir cam, kasenin içerisinde portakal suyu varsa portakal bölünecek, vişne varsa vişne, portakal varsa portakal, işte vesair, şeftali varsa şeftali görünecektir. Kalbimizde iman kemal buldukça, azamızda da, insanlar ile münasebetimizde de, her türlü tavrımızda da belirecektir. En çok korktuğum, şu anda hatırıma geliyor, içten bir kin. Böyle yüzün tebessümü, yüz tebessüm ediyor ama içinde kin var. Bu çok kötü bir sıfattır. Böyle konuşurken bir tebessüm gibi bir harekete giriyor ama içinde bir kin, ehlullah'a bu hal çok belli olur. Yüzünde tasdikler gibi görünür, hat içi yetmez o, tanır Allah'ın izniyle. Bu nifak sıfatı olmasından çok korkarız. Eğer bidayet halinde, başlangıç halinde ilahi zevklerle yanacak olursa ibadet ve taatler göreceksiniz. Neticesi nur olarak zuhur edecektir. Eğer küfür olacak olursa gönlünde bir cam kase ile ifade ediyoruz, ne olacak?
Küfür yüzünde zahir olacak, hareketlerinde zahir olacak. İman varsa iman ibadet varsa ibadet, zikir varsa zikir, şükür varsa şükür hep onlar zuhur eder. Düşünmeyecek ben erişemem diye bir düşünceye düşmeyecek Şimdi ben vasıl olacağım içerisinde düşüncesinde olmamalıdır. Ben erişeceğim, ben eriştim düşüncesi ehli küfür nasıl onu takdir edemiyorsa bir Mümin-i kamil de ibadeti ve taati zikriyle de eriştim buldum demek suretiyle ona vasıl mümkün değildir. Evet, vasılı ilallah olmak için gayretle çaba göstereceğiz ama ama ona hakkıyla erişilemez. Çünkü Efendimiz aleyhissalatu vesselam, seni hakkıyla tanımadık diye buyuruyor. Onu tanımak elbette mümkün değildir. Kendisini nasıl tanıtıyorsa o öyledir. Bayezidd-i İslam Hazretleri ben diyor bir defasında nübüvvet makamına erdim diye bir düşünceye dalınca önüme öyle bir ateşten derya açıldı ki geçmenin imkanı yok.
Allah için bir yön, Allah için bir sınır takdir edemezsiniz. Onu kuşatacak hiçbir şey yoktur. Onun sığınacağı da bir mekan yoktur. Gecenin üçte ikisi geçtikten sonra da ibadet ve taatle meşgul olup uykuya dalmamaktır. Evet, bir kere bid'atçilerle yolunu şaşırmış insanlarla konuşup görüşmekten kurtulmak ve muvakkaten lisa illa bişartiha kadınlarla görüşmede de riayet etmemiz gerekir. Bilhassa gözlerimizi koruyup, muhafaza edip Allah'ımızın azametini, gözümüzü kirletecek olursak olursak onun Rabbimiz katında verilecek cezasını düşünmek suretiyle. Bakın Ehlullah anlatır. Bir tanesi, Vasıil-i İllallah oldu diye ifade edilen bir kimse gözünü haramdan korumadığı için yüksek makamlarda da olsa ithal ettikten sonra cehennem ateşini gösterdikleri, onu görünce devamlı feryadı figan kopardıklarını öyle kolay değil o alem.
Hasan-ı Basri, çok şey ifade ediyoruz, şeytan kötü bir fiil ve düşünceyi hatıra getirecektir. Üstazının emri olmadan hiçbir harekette bulunmamalı, adım atmamalıdır. Bu inatlığın hiçbir zaman faydası yok. Bunlarla sizin gönlünüzü rencide etmekten Allah'a sığınırım. Ancak kadınlarla oluş, onu ifade etmek istiyorum. Bir cemaat halinde olursa yol, yoksa halvette yalnız kalmak katiyen caiz değildir. İşte akrabamdır, bilmem filan bu hususta Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam, Elhamü ve El mevtu, bu ölümdür, daha da biterdir buyuruyor. Şimdi burada anne ve baba ve manevi babalarımız hakkında bir izahat veriliyor. Diyor ki, bizi dünyaya getiren anne ve babamız, gelmemize vesile olan anne babamız ruhumuzu ulvi alemden, süfli aleme indirmiştir ama manevi babalarımız ve yukarı ıha ilallahi teala, Allahü zülcelal'e yakınlığı ve onun yolunu göstermek suretiyle anne ve babadan bu cihette hakkı üstündür.
Anne ve baba ise bunu pek düşünmez ama şeyh tabiri, ulema-i kiram için de kullanılır. Üstazı alilerimiz, masiyet kötülüğünden bizi ibadet ve taate doğru yönlendirir. Neyse anne ve baba ise bunu pek düşünmez. Oğlum dükkanı niye açmadın, bilmem filan. Niye geç kaldın, niye çalışmadın? Evet, bunlar olmakla birlikte ibadet ve taat noktasında yoğunlaşmazlar. Ahirete doğru meylettirir. Dünyadan, geçici süslerinden gönülleri kurtararak insanları Mevla'ya kılavuzlar ama anne ve baba bunu pek düşünmez. Yine bizim kıyamet ahvalini anlatmak suretiyle ebedi nimetleri ifade ile Allah'ımıza yönlendirir. Anne ve baba ise bunları pek gözetmez. Cenabı Hak cümlemizi yolunda daim ve kaim eylesin.
Kaynak: Genel
Müminin Şahsiyeti ve Tevazu ile Ruh Arınması | Mihmandar