Mevlana Halid'in Vasiyeti ve İmani Hayat kaydında Fatiha'ya muhtaç olan gök kardeşlerimizin ruhuna üç ilaç bir Fatiha. Üstadımız. Üstatımızın emrine ittiba, Mevlana Halid Ziyaüddin El Bağdadi hazretlerinin menkıbasından konuşacağız inşallah. Rabbim arasında ne lütfederse, müminlerin kalbi ne çekebilirse, Rabbim Tevfikini ihsan buyruk ne konuşturursa konuşacağız. Rabbim tesirine kalp…
Mevlana Halid'in Vasiyeti ve İmani Hayat ne anlatıyor?
Mevlana Halid'in Vasiyeti ve İmani Hayat kaydında Fatiha'ya muhtaç olan gök kardeşlerimizin ruhuna üç ilaç bir Fatiha. Üstadımız. Üstatımızın emrine ittiba, Mevlana Halid Ziyaüddin El Bağdadi hazretlerinin menkıbasından konuşacağız inşallah. Rabbim arasında ne lütfederse, müminlerin kalbi ne çekebilirse, Rabbim Tevfikini ihsan buyruk ne konuşturursa konuşacağız. Rabbim tesirine kalp…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 16 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Fatiha'ya muhtaç olan gök kardeşlerimizin ruhuna üç ilaç bir Fatiha. Üstadımız. Üstatımızın emrine ittiba, Mevlana Halid Ziyaüddin El Bağdadi hazretlerinin menkıbasından konuşacağız inşallah. Rabbim arasında ne lütfederse, müminlerin kalbi ne çekebilirse, Rabbim Tevfikini ihsan buyruk ne konuşturursa konuşacağız. Rabbim tesirine kalp eyleyen. Söyleyenden, dinleyenden, amelidemden, Rabbimiz razı olan rızasına muvaffak Medha layık ahlaklı. Hamilü'l Ezra. Ezaları götürür. Beyanı'l-medya ve tatlı. Konuşması gayet tatlı. Talihu'l-Lisan lisanında sadakat var, konuşmazsa sadakatli. Allah yolunda layimin levminden havf etmez. Allah yolunda layimin levminden hıf etmez. Ayet-i celile de Halık-ı Zül Celal'ımız buyuruyor. Şair de diller, kahin de diller, sair de diller. Lakin Halık-ı Zülgelal size öyle şey lütfetti ki, öyle şey lütfettim ki, hiç kimsenin önüne geçemeyecek.
Takdir-i hoca kuvve-i bağzu ile dönmez. Allah'ın takdir-i kuvvetli bilek bir yerle kimse döndüremez. Bir şama ki Mevla yaka bir vechile sönmez. Seni yakan Allah-u Teala hazretleri seni parlatan Mevla, hiçbir vechile, hiçbir cihetten seni söndüremezler. Zannetmiyor ki, yani Laimin lehbinden hayfette geriye çekilme irşadına devam et. Üstadımız bazı iftiralara uğruyoruz. İftiralarımız da sırf neşeli sohbetlerimize tahammül idimeyenlerin, hasetlik, hasetlik damarları galeyana gelerek çatlayan yıllarda, nasıl bunu hangi iftira ile İslam'ın gözünden düşürür diye çabalayan insanlarımız oluyordu. Allah cümlemizi ıslah etsin. Öyle, öyle hakaret bu cebimdeki hep muskala, hecinni tasaddetinden. Yani bu kadar hakareta uğruyoruz. Sırf de kendi kanalımızdan giyiyoruz kurşunu. Yani buradaki bulunan kardeşlerimize bir ikisinin kalbine zor geliyor. Ben niye konuşamıyorum? Ben niye dinliyorum?
Ben niye şöhretlenemiyorum? Ben mi? Vereyim ben ona düşünemiyorum. Ona hakaretla, iftirayla mahve çalışacağım diye de çalışıyor. Allah muvaffak etmesin inşallah. Bu üstadımızın huzuruna vardım. İftiralar çok büyük oldukça. Birisi essah olsa dağın üstüne düşse dağı eritir, yani mahvüme bütün Fatiha-ı Ali'ye yiyen insanları mahveder. Bir hecinin aklı çıktı. O kadar çok üstadın huzuruna vardım, murakabaya atılan o oğlana açıklar söylemek lazım. Vücudun bir apartman gibi olmuştu karşısında. Birer birer geziyor böyle kalbe gidiyor, ruha gidiyor. Ayağının sesini duyuyordum böyle. Böyle diyor ki böyle yürüyor. Elhamdülillah dedi. Elhamdülillah dedi. Gözüm açtım. Müminin kardeşi buyuruyor Allah-u Teala hazretleri. Böyle topraktan kargaşa demezsin. Yani dinimizde gardaş, İmanımızla gardaşın. Canımızla, kanımızla gardaşın. Hazreti Adem'in oğluyu gardaşın. Hazreti Hazne'nin oğluyu gardaşın.
İbrahim aleyhisselamın filsilesinden gelir, kargaşa. Muhammed Mustafa'nın ümmetinden olduğumuz için kargaşa, imamımız olduğundan kargaşa, İmamı Azam'a bağlı olduğumuzdan kardeşiz. Nahs-i parıydında gazip, parıydında sürer verdi geçti Gülşah'ı, halveti celveti bütün turunçda Aliyyeden bulunduğumuzdan kardeşiz. Efendiler gibi bir zata, evlat dostumuzdan kardeş ey elhamdulillah. Anasını akraba gibi böyle anneden babadan doğan kardeş gibi deriz biz Elhamdulillah. Bu zat diyor ki: Allah, bu zat de diyorlar ki Allah yolunda layıimin, ğiminden havf etmez. Acimetle amel eder. Acimetle amel eder. Bir bak, izah istersen vereyim. Azimetle amel, ruhsatla amel. Şeriatı garre-i Ahmediye ile amel eden ruhsatla amel eder. Bir de üstüne tarikat aldı da tarikat celle amel ki tasavvuf insanları yaparlar.
Bunu İmam-ı Azam efendimiz radiyallahu anh, Tarikat doğruysa yiyemez, başkasına verilmesi lazım, azamet gelir. Etva mezheplerinizde affedersiniz, başka bir su yolundan kurutmakla, dörtte birini mülevves etmeden orta varmakla sıyırıp şöyle elinin ucunda kurutmakla namaz caiz. Gayet yani dikkat edilirse. Lakin tarikatta suyla yıkamayınca olmaz, acimetle amel, mutlaka baharatını iyi yapmak lazım. Mesela o dersime konduğunda gelen vesveselerine rahatsızlıktan geri dön. Hemen Kitabları emrede, elbiseni değiş, normal bir suyla gusül et, bir gizli gevater, istiğfar çek de gelsin yani temizlen. O indubas hali ilmisat haline dönsün. Onun için dikkat etmek lazım. Bu zat daima azimetle amel eder. Hastaları ziyaret eder. Çok allayan ırkonlarımız var. Zenginlik yok ağzına kadar çıkmış tepesini aşanlar var. Hem fakir kendi yatakta defter var.
Yani bu sarı kargaşırdı düşünce niye gözünden düştün böyle o da kardeşim diyor. Diniyorlar, senin malınla bir kimseye yardım etmezse senden ya da ahde kim şefaat eder derler? Kime sok Adile bilir sen? Burada kardeş olur mu? Senin malın senin Benim verdiğimden ver diyor, anlasa Benim verdiğimden diyor, kendi kazandırma verme. Sen kazanmadın, oğlumu, elini, fikrini, depanı her şeyini ben verdim. Ben verdim malını, servetini, semaanı hayat ben verdim. Benim verdiğimden gerek oğlum diyor Allah. Ben sana sermaye verirsem, senin koynuna verdiğim sermayeden şu arabaya bin lira ver deyince hiç kaygılanmadan, nasihat etmeden, tereddüt etmeden yürüsün. Yani çünkü benim sermayemi bire veriyorum. Allah'ımızdır sermaye benim diyor. Sende benimsin, malım da benim. Bisikletini ver, sadakanı ver, dişen ikrarları kaldır, bir şey olmaz korkma. Öte yandan bire var, bireyi yediniz, hesabı veririz.
Hem hesabı çalar, hem bereketi çalarır. O zatın öyle konuşurken diyor ki: Hastaları ziyaret eder. Salihin ahsenehal ve ikmali dinvar üzere terbiye ederdi. Salihleri azarlamayla, gününü tırmayla, genci de etme ile terbiye etmez. Gayet güzel ahlaklarla terbiye ederdi. Evin sızdır tutuyorlar filan, olmaz. Sen irşad oldunsa gülerekten onu irşad edeceksin. İrşad bulamadığın için ona hakaret etmiş olursun günah olur. Günah olur. İyilikle O hadis-i şerifin içerisinde cem-i ahlakın techemi etti buyuruyor Peygamberimiz. Bu ahlakla, bu hadis ile kim amel ederse biiznillah cennettir o kimse. Nasılmış bir belda yürüyelim, keşke konuşayım, çoğalıyor cümlem umumünde. Baş gelemeyeceğim bi'zmü'l-Arabî Hazretleri. Sizden sıla'yı kat eden, sizin evinize gelmeye tenezzül gitmeyen, ikram bağlarını, akraba bağlarını kıran kimsenin evine sen var, onu sıla-ı rahim yap ve dördünü al diyor Peygamberimiz.
Ben böyle yapardım diyor. Ben yapamam efendim. Yapamazsam Peygamberin ahlakı ile ahlaklaşamam, hiç burnuma kaldırma bir insanım, diyor. Terazım var. Yani sıla itmiyor onu sıla edeceksin. Niye? Diye diyor ben bağırırsam beni azarlar, ula diyen hep şeytan. Şeytan nefis, şeytan sıfatı insanlardır bunu. Vardıktan sonra o adam verir alete. Mutlaka varmak lazım sığınman kata. Buraya busunuzun varsa ister istemez olmaz. Çevirelim böyle devam edelim inşallah. Size zul medeni siz affedin. Size zul medeni siz affedin. Olur mu? Zulmediyor da affedilir mi? Aff verilirse Peygamber akladığında olunur. Affedilmezse Peygamber'in akladının gayrı ahlakta bulunmuş olursun. Allah Allah zor boşlıyorsunuz ya. Sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz ya Ali, ya Ali, ya Ali buyururlardı. Sahabe I kiram dediler ki, Hazreti Ali'yi çöp değiyorsun ya Muhammed aleyhisselam. Damadın olduğundan mı? Yevenin olduğundan mı?
Harplerde hastanın olduğundan mı? Neden oluyor? Biz bilemiyoruz. Bizden artık faziletin ne Ali gel Mümtazanın? Kendi ortada yok dedi Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Sizden soruyorum. Size din zulm eden olsa siz ne yaparsınız? Affederek Ya Rasulallah. Aynı adam yine zulmü verse ne yaparsınız? Affederek yaraşırlar. Aynı adam yine zulüm ederse ne yaparsınız? Sahabe sükut ettiler, yalan söyleyemezler. Yalan söylese Cibril-i Eynin Şener filan kişi yalan söylerdi. Kalbinin demediğini diliyle diye bildiği derhal haber verir korkularından seslenemezler. Hz. Ali'yi çığırdığında kopuştular. Vahi cihan güneşi Muhammed aleyhisselam olsun, sizi istiyor. Kopuştular. Hemen zıfk ve elbiseler yine gelmiş, o ucunu dağılmış, gelmişler. Ek Vallahi dünyevi göremedik. Ya Ali, size bir zulmeden olursa ne yaparsınız? Affederim ya Rasulallah. An bu adam yine zulmetse Canım size kul bonus.
Allah'a yemin ederim ki, ikimiz haddi'ye ne kadar ömür verse bu suanı mütemadiyen sorsan yine affilerim, yine affilerim. Istediğiniz zaman, herhangi bir şey istediğiniz zaman sizi kim mahrum ederse günün birinde altın kapılı, ağaç kapılıya işi düşecek. O da size gelecek. Bana dürüst çocuğu yok ve bağımızı bahçemizi deftereceğim diyecek. Şu içimizde çalış diyecek sen fakir olsan dolayı bu İslam ahın bir muhabbeti böyle devam eder. Bir günah yapalım da diyor, sosyalist tasul diyor. Bunlar yanılıyorlar ve küfre varıyorlar. Çünkü Halid-ı Zülcelal zenginzi yükseklettir ki birbirine muhabbet etsinler diye. Zengin mi fakire işi düşsün, yalvar yalvarır kardeşim gözün her şeyi işimizi gör. O ona karar versin, böyle sevişme kaynaşma olsun diye. Allah bu kadar da halk etti kulunu bozamazlar inşallah. Namazlar inşallah.
Bozmak müddetinde olanları, İslam ahlakını bozmak arzuunda olanları, ıslahları mümkün olmadığı belli oldu otladılar. Allah kahhar ismiyle kahhar. Sizi mahrum edeni var siz verin buyuruyor Yani kim mahrum ettiyse ben ona verirdim. Ben veremem efendim filan. Vaatum tükeninden para istedim. İstanbul'a gideceğim, Ankara'ya gideceğim, girmedi. Birkaç gün sonra geldi geldi. Vermem diyor. Diyorsem bana niye vermedin, derim. Böyle diyorsem Peygamber ahlakında olmaz. Ben sana diyorum ki: Peygamber ahlaklı olalım, bıkıl tutarım diyorum. Allah bize de size de aynı ahlaklara Tacacuk etmeyi Rabbim nasip etsin diyor. Böyle de geçiyorum şöyle. Kötülük edenlere dini gidin, buyuruyor. Peygamber Efendimiz. Size kim kötülük eder? Siz onlara iyilik edin. Bu Peygamber ahlakı. Yapabilir misin? Yaparım Allah'ın inayet'ı ile. Gelin bu Peygamber ahlakıyla ahlaklaştım demek. Yapamıyorum mu? Yapamıyorum.
Peygamber ahlakını ahlakını emzirmıyor, kusura kalma. Terazi senin elinde kendi kendini dağıtacağız böyle. Benimzemeyim, benzemez miyim? O aklar da aklar da benzemiyor, gözzir mi? İki gündür hazıratlı Ali Efendimiz çok dilimize geliyor ve yine misal ondan geldi. Ne yapayım söyleyeceğim. Hz. Ali efendimizin yine bir vatası yine aralıklı bir kafiri, ne tavırlu bir kafiri haddi yıkmıştı böyle uçurdu. Öldürmüyor. Gittiği zaman dizlerini, Hz. Ali Efendimiz onun kollarını üstüne çöküyor. Kılıcı da boğazına tutuyor şöyle. İbn-i Hammi Muhammed Mustafa Mustafa Allah'ın vahbanyatını Muhammed 'ın risaletine kabul ettin ve onun kurtuluyor. Yoksa geliyor boğaz gitti diyor. Bakıyor, iman etmeye gömülü gelmiyor. Kesilip görecek. Son hakaret olmak üzere yüzüne olsun tüküreyim diyor. Hazreti Ali efendimizin yüzüne layık olmadığı halde tükürüyor.
Gelmemiş tükürük amma kılıcı kaldırmışlar ve şöyle oturmuşlar. Perişan bir vaziyette ayağa kalkmış kafir varmış yanına. Yani benim daha çabuk keste canım çıktığını bilmeyeyim diye yüzüne tükürdüm de ne diyor böyle kesivermediniz de affettiniz? Peygamberimizin hadisine uymak arzusundan kötülük edene iyilik etmiyor. İman etmem desen kafan gitti gibi. Yüzüme tükürünce belki nefsimin ağrına girer de, kendi şahsım için seni kesmiş olurum da kötülüğüne kötülük etmiş olurum. İslam dinindeki ahlaka aykırı gelir de yapmadım ne hak ettin sena gününü. Kılına gelip el ile, ayak ayakla, kemiği alsa birbiri ile elveda el frak dediği gün gözlerimiz semaya dikilip yavrularımız boyun büktübül. Hadisi bitirmiş olduk. Ben tekrar ediyorum lakin içinden tühü yazanlar olur. Onun manasını konuştuk burada.
Üst ağzımız büyük Efendimiz Mevlana Halid Ziyaittinir Bağdadi'nin ahlaklarını konuştuklarına buraya askerdi. Ahsen-i hal ecmel-i minval üzere müritleri, salikihi terbiye ederdi. Harbunu kesmedi, haktan işgal etmezdi, meşgul etmezdi. Harbun çokluğu onlarla konuşmalar, görüşmeler Allah'tan gaflet, gaflet vermez. Daima huzuru daim de olurdu. Işık olup insanla kalbi olup bir yezzan ile olurdu. Işığı insanla olurdu kalbi yezzan ile Allah'a olurdu. Şahin Nakşibendi Efendimizin buyurduğu gibi olurdu. Zahiri bir halk batını bihak olurdu. Zahiri halk ile olurdu. Batını Allah'ına vardı. Lafımız, biz ikimiz de öyleyiz bu inşallah. Keşfette halvet bile diyorlar. Keşfette halvet olmama olmazdır hutduzu ve lahretları. Çok mutlu halvet bulmak lazım. Şehir içinde dahi dolaşırsanız unutmayın, diyor. Kafirlerle harp bitmiş gibi sevaba nail olursunuz.
Çünkü ehli rablet diyor sokaklarda dolaşan orda huzurlu dolaşırsanız çok faideniz olur. Hapzı zikir olanlar onlardan faidelenirler. Cenabı Hak ruhani hizmetini özelimizden eksik et. Halife. Sultani Enbiya Efendimiz Medine-i Tahireye davet etti. Hicaz yakın diye. Yetmiş de. Şuraya süpürdınız. Medine-i Tahir'ye geldiler. İkisi abdest alıyor. Abdest alıyor, baktılar. Abdest alır hele. İlki kollarını yiyorsun sonra yüzünü yiyorsun abdestle kalır. Diyor ki kulağına verir, sonra başına verir. Hayatını yürü, ondan sonra ta ağzına verin. Hani abdestte tersine arıyor, karışık arıyor birisi. Mustafa'lılar diyor. Çünkü Kuran'da hafız, hadiste alim, Allah şakasına nail. Bunu görünce cahil biçareler diyor. Böyle abdest almayı bilmediği halde hacca gelmiş, yazıklar olsun diyor. Kalpel. Abdest falan varıyor yakasını tutuyor. Ya Mevlana Halid.
Tecrübe olunmadığını neden biliyorsun da bana dakrediyorsun diyor. Yani abdest caiz değil mi böyle? Tertip bozuluyor. Namaz kılınır mı diyor böyle? Kılınır diyor. Cenaze yıkanıyor. Yalnız tertibi bozuluyor. Tertibi de biz ricalı gaydık seni tecrübe için Allah bizi koydu. Mevlana Halid görür gözlü mü görmez gözlü mü tecrübedim şunu dedim, seni tecrübe ediyor diyor. Niye birden naklettin kalben, dedi. Biraz kendi kusurumu düşünür cahil ederim dedi. Estağfurullah ya Rabbi. Ellerine kapanıyor, o beğenmedi, yüzlerine yüzünü sürüyor. O beni affet ve irşad edip. Ya istav diyor. Hayır, biz irşadlık bu irşad değildik. Onlar ayrı. Biz imtihan memuru yok. Yani rical-ı Rahip'in böyle dolanıyoruz. Sizleri imtihan ediyoruz. Bir daha böyle şeyi Mekke'ye varınca yapma, dedi. Peki, Mekke'yi kelimeye gelmişler. Sabahleyin bir kere Heytullah'a nazar ederek böyle sevaba nail olayım diye.
Bir avam kıyafetli girse Mevlana Halid'i de yönünü görmüş. Ama böyle kafasını sallıyor şöyle. Yani, anneden yavrunun yemesinden süt istediği gibi, Mevlana Halid'den bir şey istiyor gibi yalvarıyor gibi diyor. Şu adamın terbiyesizliğine bak. Beytullah'a arkasını dönmüş. Bana ününü dönmüş. Utanmaz adam diye kalben kalktı yakasına sarıldı. Diyor ki: Vedine-i Tahirede ki tembihi ne kez unuttunuz? Orada demediler mi ki: Mekke'ye böyle şeye karışma demediler mi? Dediler. Hem senden soruyorum: Elhamdulillah, Beytullah'tan senin kalbin daha ehtal mı ehtal değil mi? Bir mümini kamilin müttakinin kalbini Değil mi dedi? Var ki Hacc-ı Ekber es. Bir gönül yap ki o gönül yapmaklığın sevabı Hacc-ı Ekber sevabı olsun. Bin defa yer uçurmuş da sen yapmış gibi bir gönül yapmanın sevabı bin defa Beytullah'ı yapmış gibi sevap olduğunu bilmiyor mu tezi?
Kabe'yi Kabe'yi bina eden Hacer'in oğlu İbrahim aleyhisselam değil mi? Ekber olan Halid'e Zülcelal kalbi yapan Allah değil mi? Neden sen böyle yettin, dedi. Ayaklarına kapanıyor, ağlayıp, diyor. Allah'ın rızası için benim şu içimdeki vesveseyi alın. Beni irşad edin diyor. Ben bu nefsimden öldüm yahu, diyor. Biz irşad memuru değiliz. Allah'a yemin veriyorum, imkanım varsa beni irşad edin. Bende imkanın yok da irşad olacağın yeri olsun, göstereyim ayağımın üstüne bastı diyor. Ayağının üstüne bastım diyor, gözünün perdesi alındı. Hindistan'da cihan abat dehl şehri gözümün önüne böyle yerinde. Nereyi görüyorsun ya Mevlana harfi? Bilemiyorum bir şehir görüyorum. Hindistan'da cihan abap Dehle şehri, Abdullah Dehlevi Hazretleri var. Lahşi tarikinin kutlu ahbaplarından o zatı bulmayınca bu kalbin vesvesini güzel demez. Ben illa o melaha varsınız. Geleceksiniz.
Buradan hemen hac mı yapayım devam edeyim derler. Siz onlara da siz lazımsınız. Sizi gelirler, bulurlar, ben gitmem deme. Yani git onlarla beraber, iyi mi diyor, peki diyor. Diyor. Yüzlerimize geldik diyor, Müslim ithamlı gölet ederek geldiler. Esselamu aleykum ya Mevlana hali. Hindistan'a gitmek istiyor musun? Evet, bilelim aynen. Müderrisliği kim terk ediyor? Bismillah diyor, devam ediyorlar. Çok uzun yol. Deveyle çok uzun yol geliyorlar. Yani kitapların dediği hatırıma gelmez mi bilmiyorum. Allahu alem. On ay kadar devam ederler, gelenler öyle mütemadiyen gidiyorlar. Bir sene yolda mübahasaya ilimler olur. Suallar cevaplar olur, hepsinin üzerine sahip olan Mevlana hariç daima yüz çıkan sualara cevap verir. Kitapta çok uzun kısaltayım. Üç yerde üç karar veriyorlar. Mevlana Halid'in ilmi hızlı yağan yağmur gibi diyorlar.
Bir yerde diyorlar bakıyorlar ilmine çok o cilveli mezheplerine'yi, Kadri ne'yi sünni etmiş sohbetinden, yani habutla olmuş hepsinde. Onlar diyor ki: ve mana Halidin ilmi hızlı akan efendim, duruşu kakma gecesinde hızlı akan bir ırmak gibi zannediyor, verirler ilmini. Daha mı iyiye diyorlar ki: Mevlana Halid-i ilmiye bulunmayan bir denize bağdair. Allah şefaatine nail. Kırk gün kalmış diyor. Yani cihan, abat, dehre şiarı kırk gün kalmış. Şehrinin kokusu gelmiyor. Haşlanır bana diyor. Kırk günlük yerden kokusunu alıyorum mest oluyorum. Aradı ve Paris'i Şeyh şeyhleri nehy-i Hayat-ı Mekhe, devam ediyor, nehyediyor, nice risaleler var hakkında geliyor efendim böyle. Kırk gün daha gittikten sonra varıyorlar. Devazı çekiyor, geliyor. Kendini şurada mı istikbal edecekler, burada mı? Abdullah Dehlevi hazretleri bütün mürid ile geliniyor da karşılayacak diye bekliyor. Sinattaki gıtıplamaz.
Hiç kimse yerinden gıtıp. Efendim, tekkenin havısına kadar giriyorlar, oraya dinleniyor. Kimse iltifat etmiyor. Haber gönderdi dedi ki: Mevlana Halid geldi. Kabul buyururlar mı? Hallete alırlar mı? Nereden hallet olacağı müşteri? Şahapen de aldıkları. Bana hazretimi neden göreceğim müşteri? Allah Allah. O dedi. Devam hizmet istiyor. Yani hazretli olsa bir hizmet buyurun. Haklısın. İhvan'ın binlerce müridin abdestte çıktığı abdesthanelerin sünnet olsun diye üç, beş, yedi taşlarla filinti yapılır. Ondan sonra su ile taharat edilirmiş. Sagunun neyin çok kıt bulunmadığı zaman, hele bir şey değmesin diye, o pis taşları yıkamaya devam etsin Mevlana Halid diyor. Otuz dokuz gün aynı o taşları, o silindir taşları yıkama ile meşgul oluyor.
Otuz dokuz gün olunca nefis dayanıyor, diyor ki: Güç taifattan mezun Kur'an-ı Kerim'e hafızsın, tefsire vakıfsın, muhaddissin, hadisleri tefsir etmeye kadirsin, ruhu gören tefsirleri, ruhu maamiler, Kuran-ı kerimler hadisten seni irşad etmediği üzere bir cahilin kapısında yüz numara başlarını yıkan yazlık olsun, hafriyatsiz alan diyor kendine. Arkadaşları vur çek buradan diyor. Ey Nebi! Seni buraya sokana kadar ne çek? İmtihanı uyar. Seni buradan çıkıp gitme yağmur, gitme. Son çünkü kesilecek buradan elini ayağını bağladın, bıçağı görünce nasıl debelenir? Böyle debelenmeye başlıyor nefis. Hiç debelenme, seni keseceğim diyor. Hiç kıpırdama. O zaman su ile yıkıyordum, şimdi parmağını o pis şekeri kazıyacağım. Diyor. Böyle kazımaya başlıyor. Üstadın evi tek gelen sunarak elini koşuyorum. Buyur yeter artık diyor. Çık ortayı, çekiyorlar. Yine halvet-ü eser olmuyor.
Bu daha sudaşı, nefsinde bir bakiye kaldıysa o da mahvolsun da ondan sonra gelin diyor. Daha kabul edemem diyor huzuruna. Daha kabul etmiyor. Sen diyorsun ki: Efendi bize hürmet etmiyor. Ders okuyorum, ben kazanamıyorum. Küçücük neslin nefsine, cesedine innenin ucu derse göklere hoplayan bir adama feyiz gelir mi? Hutluğa ne kadar nefis dolmuş da feyiz gelir mi? Hoy tarafı gelinlik olmuş da feyiz gelir mi? Dolu yap diye zerre kadar su girer mi? Onun için olmaz gardaş, yeryüzünde. Allah ikinizi boşalttın inşallah, tevazu olarak verdin. O yolda hizmetler nasip etsin inşallah. Der ki: yedi sekiz ay kadar oldu su taşıyor. Bir gün huzura istediler. Bir teveccüh etmede gasil-i Azam olmuş. Gasil-i Azam oldu. On ay kadar kaldıktan sonra Halid brüt, yani Halid bizim çok yükümüzü aldı üstüne ve müsaade ettiler o memleketten.
İstikbal etmeyen, istikbal etmeyen Abdullahi Dehlevi hazretleri bütün müridiyle beraber yedi ters hamle ediyor, teşyi ettiler. Mevlana Rabbani'de kılavuzladılar. Ya Mevlana Halid, haydi yüklendin geliyorsun. Çok düşmanların olacak daima muvaffak olacaktın korkma. Dünyyeyle bir şey ister misin? Soruyorum. Efendim, müritle irşad için dünya da lazım. Dünya da olsun, dünyayı da büyüdük, diyor. Yani Habibim, Muhammed'im o el senin değil diyor. O yeyi kudretin diyor. O benim evim diyor. Sen attın mı o ğunda topladığın kumları birkaç insanın gözüne dolardı. Ben attığım için diyor, o el benim idi, senin de el, benim kudretim varıldı elde, her kafirin gözüne bunu yerleştiren benim, diyor. Senin Allah'a bir kuvvet verdim, Hadid-i Muhammed'in bir anda sünneti müntehaya yüzattım. O ayak senin değildir, benim kudretimiz var. Sen yüklenemezsin.
Sana öyle bir kulak verdim ki, ta Sidretil müntehada aşağıda yürüyen Dilali Habeşinin ayağının sesini buyuruyordum sana. Kulakları veren benim, ağabeybim. Sana öyle kuvvet verdim ki Sidretil müntehada her zaman hizmetimde bulunan Cibril bir ağır daha daha gelirse, yanırsa seni yapmadım yanıma kadar isterim. Onun için Rabbimiz öyle bunları var ki Rabbimiz, ayağı genel olurum, gözü genel olurum, kulağı genel olurum, demiyor Allah. Yani gözü benim kudretimle bakar, eli benim kudretimle tutar, dili benim kudretimle söyler, kulağı benim kudretimle, dinler ayağı benim kudretimle yürür. Böyle kullarım var benim diyor, elhamdülillah. Allah o kulları bize ser desin Ya Rabbi. Bizi o kullardan etsin desene. Kendime ümidim az, av, yalnız hüsnü zanneden kardeşlerimin karşısındayım. Size ve bize Allah niyetler versin. İnşallah dualarınızı kabul etsin. Mevlana Halidimiz gitti.
Yolda diyor, yolda bizzat var benimle selam söyle görüş diyor. Oraya geliyor, soruyor, bütün köy harap bulmuş. Bir yere nakletmişler. O zaafın mutabakatında oturamıyorlarmış. Şu bu cakta oturur, kimse görüşemez. Sen gidersen git diyor. Peki diyor ve geliyorlar. Geliyorlar. O zat görüldüğü zaman, görüldüğü zaman ayağında zelde kadar can kalmamış Mevlana halidir. Allah'ım nasıl bir kul ise o da öyle gök oluyormuş. Yani Hızır aleyhisselam'dan soruyorlar. İmamı Şafii hakkında ne dersin? Gudbur ahbaplardandır, diyor. Ahmed ibn Hanbel hakkında ne dersin? Sıddıklardandır, diyor. Biştihih hakkında ne dersin? Onunla Allah arasına giremiyorum diyor. Allah'ın öyle kulları var. Onunla Allah arasına giremiyor, bilemiyorum makamını diyor, Hızır Aleyhisselam. Onun için Allah'ın böyle kulları var. Kim olduğunu ben de bilmiyorum. Kitapta böyle yazıyor, geçiyor.
Ben diyor yine diyor murakabamına'yı bırakarak şıhıma rağuta iptir. Abdullah Deylemi yazlıklarına ayaklarıma can geldi ve görüştüm. İlk Konya'ya geldiğim sene fakirede oldu bu hal. Bizi Allah afiyet versin, o Saraç Hacıvenmez angut Mevla anamıza götürdü. Yeni geldiğim şehir ve yeni girdiğim Mevlana. Kapıdan girdiğim zaman ayağımı zannettim. Bir aşığın kadar, bir metre kadar yukarıya çıkmış. Can tahta delize kadar kalmamıştı. Amca koyup geliyor, gelsene diyor. Ben daha olaraktan onu istiyorum, sen buraya gel diye. Canım gelmiyor, gelmiyor diyor. Bir adım atsam ağız üstün kaparacağım, Mevlana'nın türbesine. Geldik kolumdan. Çünkü büyük saf, günahlarım hep gözüme görünüyordu. Beni huzuruna kabul etmiyordu. Sonra sürünü sürünü varmıştın. Bir de Beyt-i Şerif'te oldu. Beytullah'a yirmi, bir sene evveli gençliğimde gitmiştim. Şimdi Heyura gibi gidip çıkıyoruz.
O zaman kafayı girdik, yedi kişiyi saydı derin birbirimizi zenci etti, tutuyor. Kafi Beytullah'ı görünce ayaklarımda can kalmadı. Her bir günahım dağı gibi, okeylara böyle gözümde. Varmama imkan yok. Benim gibi alçağı kabul etmiyor. Yani böyle vurdum kaldım. Şimdi gelin baktım niye kesılıyor yahu diyor filan. Haramça diyor, gevşiyor gevşiyor filan diyor, imkanı yok. Geldi, elimden tuttu, gözüm ayrılmış, böyle mütemadiyen yaşlı duruyor. Sürüyü sürüyü götürdüler, koskoca köye. Dayıp, değil dedim, o zaman ziyaret ittirdi. Yani, Mevlana Halid'imizde. Muazzam varamıyor da rabıta da hatırıma gelmedi. Daha yeni mütalaalarından geçtiği için şimdi biliyorum. Ravza-i zatin yanına varım diyor. Halid'in Zülcelar sana gaz-i altamlık nasip etti. Aleyhinde çok hakaretler olacak. Her zaman da muvaffak olacaksın korkma dedi. Allah seni muvaffak edecek.
Biraz dediler efendim Bağdat'a irşad ile meşgul oldular. Uzun bahislar hiç tükenmez. Ondan sonra orda mektep ettiler. Aleyhinde nere yazdılar? Sürgün ettirdiler oradan. Diğer vakıf, Halep, Şam böyle gittiler. Hikmet varmış oraları bütün irşad etti, geldi. Anadolu kısmına nakşet haleti nasip olması Mevlana Halidimizle geldi. Allah şefaatine nail. Ben yine onun geldiğini. Benkibatını söyledim. Şimdi öğütlerini vereceğiz artık dinliler sana. Köylerimizin şeritlerine sahip olmamız. Devam etsin inşallah. Açılın bir açıkla. Imanı Aramadık şöyle noksanlarımızı Allah affetsin. Sizin de kulaklarınızı rencide dilerlerse affedin, affedin artık. Evlatlarım diyor size vasiyet ederim. Ederim. Gizli ve aşikar Allah'tan korkumuz. Yani Mevlana Halid'in vasiyeti bizlere. Gizli yerde olsun, aleni yerde olsun Allah'tan korkmasın. Celle ve ala hasadlarının siparişi bu diyesini biliyorsunuz.
Hayatı ilim, seviyor, basar, irade, kudret, kelam, tekdir. Allah'ın izniyle, aşikatı ile ikisini görmede fark yok. Gecenin karanlığında, karataş üzerinde kara karıncanın hem yürüdüğünü görür, hem ayağının tapırtısını uyacak kudret var. Çünkü Semi basar sıfatları var. Ayet-i celilelerle cevap verelim.
Kaynak: Genel
Mevlana Halid'in Vasiyeti ve İmani Hayat | Mihmandar