Manevi Terbiye ve Teveccühün Gücü kaydında Mürşei Kamilimiz Gaddesallahu Sırra gece bir defter veriyor ama defterde hiçbir yazıyor ama oku diyor. Mükerreren defalarca, efendim yazıyor oku. Ondan sonra diyor okudum. Bak, bunlar çok mevzu mevzu açar, ne biter ne tükenir. E bir tasarruf sahibi onlar. Ondan sonra müşahede sahibi, teveccüh sahibi. Teveccühü bir kardeşimizdi, yine…
Mürşei Kamilimiz Gaddesallahu Sırra gece bir defter veriyor ama defterde hiçbir yazıyor ama oku diyor. Mükerreren defalarca, efendim yazıyor oku. Ondan sonra diyor okudum. Bak, bunlar çok mevzu mevzu açar, ne biter ne tükenir. E bir tasarruf sahibi onlar. Ondan sonra müşahede sahibi, teveccüh sahibi. Teveccühü bir kardeşimizdi, yine Sivas'ta'sı, dedi ki efendim dedi, tevekkülden pek bahsedilmiyor. Teveccüh konusu müstesna. Teveccüh indiği zaman illa dizinin dibine alacak da karşısında müride kendi başına yapamaz ama. Bir mürşid-i kamil bunu kendi başına hiç yapamaz. Ona ilahi haber olmadan mümkün değildir. O işaretle yapar onu. Öyle söylüyor Bayezid-i Bistami Hazretleri. Ebu Hafs Hattat Hazretleri diyor, şöyle bir gönlümü verdim. Efendim, ben senin işte hutbiyetine haber verdim deyince, Elemteradan aşağı sureleri okuyayım demiş. Kalben de demiş ki ben seni okuttum.
Siz de beni okutun deyince, kırk senede alamayacağım ilmi diyor, o anda aldım. O ayrı teveccüh bu şekilde olduğu gibi. Mesela bunu biz Meryem suresinde göreceğiz. Meryem suresinde göreceğiz. Orada Meryem validemiz, işte İsa aleyhisselamın doğumu, tabii bazı sözler oluyor diyeyim, biz oraya girmeyelim, oluyor. İşte kuru bir ağaç onu silkele. Sallıyor, ondan böyle yaş hurmalar inmeye başlıyor. Hani o teveccüh dediğimiz müstesnadır, anlatılmaz o. Bizim gibi insanları zor tartamayız. Anca alabileceğimiz kadar vüs'atimiz yani gücümüz nispetinde verilebilir. Biz oraya geçelim. O teveccüh noktası ve müşahede halini Cenabı Hak nut etmiş, ihsan etmiş ki biz diyelim ta Doğu'dayız, Batıdan teveccühünü yapar o. Yani büyüklerimizde öyle bir hal var ki Es'adi Erbili Hazretleri öyle buyuruyor bir müridi için, bir hale nail olmuş da manevi bir nimete, nakşi kutupları yaman olur demiş.
Es'adi Erbili Hazretleri hiç görmeden irşadını ve ıslahını temin ediyor Biiznillahi teala. Bu ayrı. Teveccüh konusu Biiznillahi teala, ben Kuran-ı Kerim'den söyleyeyim, kuru ağaçtan yaş meyveler dökülebiliyor. O mübarek zat, Allah'ın dostu. Şimdi Bayezid-i İslami hazretleri ben seni diyor zahiren okuttum, sen de beni batınen deyince, kırk senede alamadığım ilmi diyor aldım. Çok, bunun misalleri pek çok ama biz çalışacağız. İlla bu şekilde olacak diye düşünmeyeceğiz. Size bir hatırayı Sami sultanımızdan anlatayım Hadisullahiu Sırrı. Torunları Mahmud Efendi, imtihana girecek. Babası demiş ki, oğlum kitabına dedene var. O nereyi gösterirse oraya çalış oradan çıkar senin sorular demiş, hocanın soracağı sorular çıkar. Kitabı almış. Dedeciğim ben imtihana gireceğim. Acaba nereye çıkar sorular? Almış ellerine kitabı. Bir yıl açmış, oraya diyor elimi koydum.
Aman dedim diyor burayı kaçırmayayım ki sorular buradan çıkacak. Böyle orayı bırakmıyorum, dışarı çıktım, acaba nereyi açtı diye bir baktım, gördüm ki fihristi hepsine çalıştı. Eğer bir Bayezid-i bislamiye hazretleri kırk yılda alamayacağım ilmi aldım demişse bir bedel ödemiştir bedel ödenmeden mümkün değil öyle kolayına zannetmeyelim bunlar öyle bir bedel ödemiş ki o bedelli istersen sözü buraya getirerek ifade edeyim üstadımızın bakmış olduğu o kitapta insanda dedik ya bir Rabbımızdan nefha olan ruh var Bir de canlılığı sağlayan diğer mahlukatta olan bir ruh var. Şimdi hayvani olan ruhun bir veziri var. Onun veziri şeytan. Yani danışmanı diye düşünelim biz. Ondan sonra yeri neredir? Aklı maaş. Aklı maaş nedir? Dünya aklı. Böyle ahiretten hiç kapak kaldırmaz. Varırsınız, oturursunuz, konuşur, görüşülür ama hep dünyadan bir de huzur-u ilahiyeye varacağız.
Manevi Terbiye ve Teveccühün Gücü kaydında Mürşei Kamilimiz Gaddesallahu Sırra gece bir defter veriyor ama defterde hiçbir yazıyor ama oku diyor. Mükerreren defalarca, efendim yazıyor oku. Ondan sonra diyor okudum. Bak, bunlar çok mevzu mevzu açar, ne biter ne tükenir. E bir tasarruf sahibi onlar. Ondan sonra müşahede sahibi, teveccüh sahibi. Teveccühü bir kardeşimizdi, yine…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 8 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Şu yediğimiz içtiğimiz helal mi bir düşünelim. Haram lokmayla beslenen bir vücut, Allah korusun ateşle terbiye olur diyelim hemen hemen bulamayız. Çok az. Az çünkü aklı maaş. Kafa hep dünyanın halleri, durumları nasıl yaşarız, nasıl hayat süreriz bunu. Bunu anlatırken müellif hazretleri buyuruyor ki, mukaddes Sallallahu Sırra, böyle olan kimseler diyor aklı dünyada, ondan sonra akıl bir nurdur aslında. Bunu izah çok zaman alır. O zekadır aslında, zekadır. Geçelim biz. Şimdi, nerede ne yiyeceğiz? Yemeklerin çeşitleri, ondan sonra evde kavgalar, hani ben sana yemek yap demedim mi? Niye böyle birkaç tabakla yetindin? Neden? Fazlası bir başkasındaki yemek öyle değil, çok güzel yapıyorlar, sen niye öyle yapamıyorsun gibi kavgaları çıkarır o kimse. Hep yemede içmede. Gözü yok, başka yok. Bir gün biz bir kurulmuştu, onun temelinde bulunan kimseler bizi de davet ettiler. Olunuyorum orada.
Yalnız bir sohbet başladı ama hep yemek, oturuyorum, daraldım yavrum, daraldım. Çıkamazsın da oradan. Konuşuyorlar, bildiğimiz böyle iyi dediğimiz insanlar onlarda. Balık şurada daha iyi olur, Şurada şu düzeltir. Kabak tatlısı şöyle. Konuş bir ara. Gezin. İbrahim bin Edhem hazretleri buyuruyor ki deyince hep kulak kesildi. Dinliyorlar. Bu dünyadan kimse hiçbir taam tatmadan çıkıp giriyorlar. Olur mu efendim? Yeniyor, içiliyor, sabah kahvaltı yap. İşte akşama doğru veya nasılsa onda da yeniyor. Hayır hayır buyuruyor. Marifetullah'tan tatmadılar. Öyle deyince bir gözyaşı başladı elhamdülillah. Eğer biz hayvani ruhla hayatımızı devam ettirecek olursak şeytan da onun veziri sadece dünya olursa, dünya olursa, dünya olursa hep bu sevdalar. Bizim Antalya'da turistlerle meşgul olan bir kardeşimiz. Dedim ki turistler anlıyor dinlerini. Dedim ne konuşurlar, ne ilerler. Hiç.
Dedi onlar böyle din, iman, kitap, Kuran olmazsa dedi, hep yemeler içmeler. Nerede, ne yiyecek, ne içeceğiz. Kuddus-i Veli Hazretleri buyuruyor ki, yeyüp iki ben uyumakla insan olunmaz, Bu sınıf zümre-i hayvana mülacezir. Yani hayatı mutfakla ihtiyaç yeri olarak görmeyeceğiz. Çünkü bize verilen bir görev var, ilahi bir görev var. Sad suresine baktığımızda onu buluruz. Adem'in yüzünü kendi yüzünden halk etti. Şimdi itirazlar başlayacak. Ne diyeceğiz buna? Ne diyeceğiz? Cenabı hakk'ın esmasının sıfatlarını, efalinin, hele çok mühim zati bir tecelli. İnanın Rabbimiz öyle bir güç vermiş insana. İnşallah bunda yoğunlaşacağız, yoğunlaşacağız. İnsanın sağ tarafı, sağ tarafı Esma-i ilahiyyenin tecellisi iken, sol tarafı zat. İşte biz bunu eğer Evradesker almışsak, işte amcam aldı, daim aldı, arkadaşım aldı vesaire aldı demeyeceğiz. İntisab etmek için itmeyeceğiz. Rabbimizi bulmak için.
Böyle bir kimseye tesadüf etti. Kendisi yazarlardan, çizerlerden. Ondan sonra yayınlara çıkar. Şu yakın tarihi çok güzel bilir, birisi çok kaldı diye. Onu çok isterdim. Böyle görüşmelere gelir görürdüm ama çok dikkatli bakardım. Allah'ım derdim, şunu üstadımızın sofrasına oturt derdim içim. Çünkü kabiliyet var besbelli. O Selçuk Eraygın'ı bilirseniz, Mahir İkiz hocamız ona göz koymuş. Böyle şortlu olarak Bandırma'lı Ali Efendi onun yanına geliyor, diyor ki Mahir Bey böyle açık saçık, nedir bu genç? İçine bak Ali Efendi diyor, içine bak. Onun içindeki diyor, kabiliyeti bir görür. Hani mürşid-i kamillerimizde bu var işte. Kimin hangi noktaya geleceğini biiznillahi teala bilirler. Öyle bilmeseydi Essadi El-Bidî Hazretleri benim makamımı koruyacak er geliyor diyor Galata Köprüsü'nün üzerinde Sami Efendi Hazretlerini görünce.
Daha çok genç, Saul Hariri Hazretleri, Es'adi Elbili Hazretleri'ne yirmi üç yaşında intisab ediyor. Bir sene sonra hazretımın makamına diyor geldim, görüyor. Hatta diğer hulefa diyorlar ki böyle söz olarak dinliyorlar da gönüllerinden geçiyor. İşte çok genç, yaşlı kimse olsaydı deyince gönüllere biz inayet Teala vakıf olan Teala hazretleri Esad'ı ben emretmiyorum diyor. Anlaştık Demek ki sadat-ı kiram efendilerimiz ashabımızı seçiyorum onları Seçilmiş bu. Biz bir öğretmenlik yaptım ben. Okullarda yaptım bir zina. Yalnız bizi durdurmayacaklarını da biliyoruz. Fakat gidebildiği kadar gitsin. Girdim. Şöyle bir baktım bir zina-i Teala. Hocamız çok iyi bilir. Zaten okulumuzun yanından geçti. Çok sevindim ama Mustafa Tatil bir evliyaullah oku, mübarek evliya. İsmi vermiş. Şimdi baktım şöyle. Üç tane öğrencim ama güzide. Üçü de seçtik. Tabi biz muvaffak görülmeli birileri tarafından çıktık.
Bir kardeşimiz bizden sonra gelecek. O da elhamdülillah, çok iyi tanıdım. Dedim ki çok güzel öğrenciler, kırk, elli tane var. Şu üçünü bırakma. Üçünü bırakma. Bunlar gerçekten müstesna. Yani biz bir kul olarak bunu ifade edebiliyoruz. Bak, şunu da bir kabiliyet. Evliyaullah'ın gözü hiç görmez olur mu? Seçiyor, biliyor. Biiznillahi Teala. Üstadımız şeyde, Gülhane Hastanesi'nde bir tedavi oluyor. Tedavi olurken orada başhekimlerden birisi, yani ruhani ciheti olan birisi. Ona bizlerden birisi bir misal vermiş. Sonra biz vardık yanına, dedi ki sizin dedi yakınlarınızdan biri bir misal verin, ben hayran kaldım dedi. Demiş ki efendim kaplumbağa yumurtaların üzerine bir tavuk gibi oturamaz. Gözüyle demiş, yumurtalara bakar, ondan civcivin çıkmasına, ondan civit demeyelim biz ona, o yavrunun çıkmasına vesile olur ve yavru çıkar. O yumurtayı kırar, çıkar. Evliyaullah'ın gözü bu mu diye bir misal.
Şimdi bir kuş var. Buna alıcı kuş derler. O kuş semada böyle uçarken yerdeki bir böceği uyuşturabiliyor. Gözüyle uyuşturabiliyor. Onu ne sağa ne sola hareket ettirmiyor ve o avını kap. Evliyaullah biiznillahi teala diyoruz ya, doğru olsun, batıda olsun, Allah'ımızın vermiş olduğu müşahede ve teveccüh nuruyla ona vakıf izni eder. Şimdi yemeği, içmeyi, giyimi, kuşamı hep dünya ister. Eğer hayvani ruh, ruh o haline kalırsa, yok eğer sultani olan ruh, Allah'ımızdan nefha olan ruhun yardımcısı kimdir? Meleklerdir. Yeri nedir? Aklım mal. Buna din aklı denir, ahiret aklı denir. Şimdi durum şu, böyle bir maden. Bilmiyorum burada maden nasıldır? Memleketimizde mevcut biliyorsunuz. Dağın altında çok kıymetli madenler var ama çok güzel madenler. Eğer toprağın altında kalır taşlarla, nelerle ürülü bir vaziyette bulunursa kimin haberi olacak? Onun ne değeri olacak?
Çünkü çalıştırıldığı yok, ettiği yok. Yani Cenabı hak bizim şu cismimize öyle madenler lütfetmiş ki mesela, böyle bir nimet lütfetmiş. Onu nasıl bir halde edeceğiz? Nefs ve onun heva arzu ve isteklerinden kurtarmak suretiyle aksi halde çıkaramayız onu. O sultanı ruhun ibadetle, taatle, zikirle, rabıtayla, muhatabeyle helal letaiflerle eğer onun üzerinde etki yapabilirsek Şimdi büyük bir cihadın içerisindeyiz. Aleyhissalatu Vesselam Efendimizin dediği bir cihat. Küçük cihattan büyük cihada dönüyor. Tebük seferi ki çok zor. Tam meyvelerin olgunlaştığı, artık sıcakların her tarafı bastırdığı bir zaman. Nedir Ya Resulallah, nefsimizdir buyuruyor. İşte nefse fırsat vermeyecek olursak her istek ve arzusuna Allah korusun emaredir o. Yine aynı eserde geçen yüzde sekseni imansızdır. Bakın yürüyüşler, seyri sülükler iki şekilde devam eder.
Birisi Kadirilerde olan emmare levvame mülheme mutmainne ra diye merdiye. Bunu nefsi safiyedir. Şimdi nakşilerdeki yürüyüşe bakınca letaiflerde yürüme var. Yalnız bu letaiflerde yürürken nefsi emmareyle onun arzu ve isteklerini kırmazsak, nefsimizin mertebelerini geçmeyecek olursak o zaman murakabede de olsa kişi emar edersin. En önemli olan bu. Bazen soruyorlar bize, diyorlar efendim, büyük bir insandı, bak övülüyordu, seviliyordu, her tarafa duyuluyordu. Niye böyle oldu? Neden öyle olmamız? Belki letaifleri geçmiş olabiliriz ama nefsimizin mertebesini geçmeyince o halde kalır. Ondan buna çok önem verirler. Nefsimizin mertebelerini geçmeye azami önem verilir. Ama Allah'a, çünkü ibadet ve taatin kabul noktası da mutmainnedir ama kötülüğün tamamen bittiği bir noktadır. Rabbimizin hitabına erişebilmek de mutmainnedir zaten.
Sevindim hocamız burada Kuran-ı Kerim okurken elhamdülillah bizi dedim eğer dikkat edersek nefsimizin mertebelerini de aşarsak cennete koydu dedi. İnşallah dikkat ederiz, riayet ederiz nefsimizin mertebelerini aşmak için. Iyi bir mücadele istiyor. Bu vücut ülkemizi şeytana teslim etmeyeceğiz, nefse teslim etmeyeceğiz. Dünyaya kötü niyetli insanlara değil, Rabbimize teslim edeceğiz. Ona teslim ettiğimizde eğer dönecek olursak buna münip derler. Dönecek olursak Rabbımızdan gelecek nimet müstesnadır. Bizim dergahımızda İstanbul'da Muhammed abi bir söz söyledi ama çok müstesna sözler söylerdi. Bir gün dedi ki, kovayı alıp dedi, kovayı alıp buluruz dedi, böyle paralara tutuyoruz dedi. Yahu altına tutun, yakuta tutun diyordu. Hani demek istiyor ki Allah'ımız, Bakara suresinde Celle Celalühü, o diğer surelerde de var.
Mesela Bakara Suresi'nde, Bakara Suresi'nde ikinci ayetin alt kısmındaki onlar, onlar ahireti terk etmek suretiyle karlı bir ticaret yapmazlar diye buyruluyor. Baştaki ticaretleri dünyayı aldılar ama ahirete meyletmemeleri sebebiyle hüsrana uğrarlar böyle olduğu zaman zarara giriyor O diyeceğim, ayet celle bir ayrıydı yani Musa aleyhisselamın kavminin, orada Rabbimiz öyle bir hakikate işaret buyuruyor ki, işte kudret helvası, bıldırcın eti, bundan usandık diyorlar, soğan istiyorlar, sarımsak istiyorlar, mercimek istiyorlar. Ondan sonra ne diyeyim? Allah'ımız buyuruyor ki yüksek olanı, engin olana değiştiler. Engin olanı yükseğe tercih ettiler. Biz ilahi güçlere değer vereceğiz Rabbimizin emrine, Habibinin tavsiyesine ve evliyaullah'ın da o güzel güzel, nebaza nasihatlerine kurtuluşumuz ancak bu şekil. Yoksa nefsimizin esiri olur, helak olur.
Allahu ekber, o kelimeyi kullanmak bile isim ama gayeyi çok iyi bileceğiz. Hedefi olan kimseler her zaman muvaffaktır. Hedef koyacağız kendimize. Rabbim beni kol olarak yarattı, ona itaat etmek mecburiyetindeyim, deyip. Okuyacağız, eserlerde çok güzel haber veriliyor, o noktaları yakalayacağız Rabbimizin lütfuyla. Çünkü bu ahirette olmaz. Hatta aynı eserde diyor ki Müellif hazretleri ömrümüz kifayet etmeyebilir çalışalım diyor. Şu nimetleri elde edelim ilahi nimetleri. Çünkü dünyaya döndüğümüzde bura bitecek. Dünyanın içindekilere meylettiğimizde onlarda kalacak. Ölüyü üç şeyi takip eder. Konuşmamızın sözü bu. Efendimizin mübarek sözüyle sallallahu teala aleyhi ve sellem ölüyü üç şeyi takip eder ehlidir, malıdır ve amelidir. Bunların ikisi de kalacak. Bak dünyada meylettiğimiz insanlar yerine göre bize sırt dönebiliyor. Yirmi sene dost olmuşsun, otuz sene dost olmuşsun, sırt dönüyor.
Bir tanesi ağlıyormuş da, niye ağlıyorsun demişler. Dostum öldü demiş. Ölmeyen dost tutsaydın demiş. Ölmeyen değerlere kıymet veren kimseler de olursa arşı azamın bölgesi asıymış. Biz hep hedefi gözetleyeceğiz ve çok iyi düşüneceğiz, tefekkür edeceğiz, atla anlayacağız. Allah'ımız büyük bir nimet vermiş. Bak o madeni söyledik dağın içerisinde. Nasıl kazmaydı, kürekti, dozerdi, bilmem filandı, bunlarla ona mahsus adetlerde çıkarılıyor. Fabrikasına götürülüyor, işleniyor ve çok büyük kıymeti haiz oluyor. O madenleri biz mürşid-i kamilimizin fabrikasında ne yapacağız? En kıymetli bir hale getireceğiz. Ashab-ı Güzin efendilerimiz, bunlar şirk içerisindeydi. Resulullah'ın fabrikasında Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Radıyallahu Anhüm ve Raduan. Allah onlardan, onlar da Allah'tan razı oldu haline geldiler. Efendimizin Ashab-ı Müziğini vasfediliyor ve vasıfları da bildiriliyor.
Çünkü o fabrikaya girmiş. Bir Abdülkadir Geylani efendimizin fabrikasına girmek ne demek? İnsanı öyle bir hale getirir ki biiznillahi teala fenafillah ve beka billah, likavullah ve cemülcem. Ne büyük haller, ne güzel sıfatlar. Yarın huzur-u ilahiye bu vücudumuzda değil ruhumuzla varacağız. Onu zenginleştireceğiz biz. Bu düşünmeyle alakalı düşüneceğiz, tevekkül edeceğiz. Ben ne yapmam gerekir? Onun için halvet gerek. Bir müddet kendimizi hesaba çekeceğiz, düşüneceğiz. Hatırlayabilsem, Abdullahi Dehlevi hazretlerinin dört tane nasihati var, dört tane nasihati, birisi huzuru daim, o huzuru daim dünyevi işlerimizde de bulunsa Allah'ım rızkımı helalinden lütfet düşüncesi olursa huzuru daim oluyor. Ondan sonra nedir? Def'i havatır, yersiz düşünceleri atmak. Bu nasıl olacak? Mesela diyelim ki akşam oldu, her taraf karardı. Bu karanlığın izalesi, yok edilmesi ancak neyle olacak? Işıkla olacak.
Lambayı yaptığımız zaman her taraf aydınlanıyor. Karanlıktan eser kalmıyor. Havatı, yersiz düşünceler bitiyor. Mesela gece karanlık güneş doğduğu zaman her taraf aydınlanıyor. Bizim kalbimizde imanın tasdik yönü eğer parlayacak olursa, ibadet ve taatin esrarı, hikmeti belirecek olursa, güzel ahlak ruhu ederse havadır diye bir şey kalmıyor. Huzur-u daimdir, def-i havadır tevessültür. Ne güzel. Cezbe ve cezebar. Allah'ımızın kulunu kendisine çekmesi, onu razı edecek, onun razı olduğu amelleri yaptığımız zaman tecelli eder o. Velhamdülillahi