Manevi Terbiye Ve Ruh Arınması kaydında Abdulhanehu ve gocdevani, kalpte Sallallahü Sırrı Hazretlerinin nasihatleri ile üstadımızın nasihatleri birbirine çok benziyor. Bir düşündüm acaba yazmış olduğu şiirler aynı tarihte mi diye o kitabın tap olunmasından, çıkartılmasından sonra öyle değil. Efendimizin şiirleri bu kitaptan çok önce. Fakat çok bir uygunluk gördüm. Demek ki…
Abdulhanehu ve gocdevani, kalpte Sallallahü Sırrı Hazretlerinin nasihatleri ile üstadımızın nasihatleri birbirine çok benziyor. Bir düşündüm acaba yazmış olduğu şiirler aynı tarihte mi diye o kitabın tap olunmasından, çıkartılmasından sonra öyle değil. Efendimizin şiirleri bu kitaptan çok önce. Fakat çok bir uygunluk gördüm. Demek ki gönül alemindeki manevi birliktelik bu başka ne olacak? Hace Abdülhalık ve Vojdevani Hazretleri, Gatta Sallallahü sırra evladı manevileri ikinci halifesi Hace Evliya-yı Kebir için bir vasiyette bulunmuş. Vasiyet şu, Vasiyet eylerim sana iyi oğul ki cemi halde ilim, edep ve takva üzere olasın. Asarı selefi tetebbu eydiyesin. Geçmiş büyüklerin hayatını okuyasın. Onunla hayatına yön veresin Ve sünnet cemaate mülazım olasın. Cemaatle namaz kılmayan ve fıkıh ve hadis öğrenesin. En önemli olan o konular.
Fakat dendiği zaman İslam hukuku, bunun içerisinde tefsir de var, hadiste var, tasavvuf da var hepsi var. Cahil sofulardan perhiz eyleyesin. Namazı cemaatle kılasın. Az ye, az uyu, az söyle ve halktan kaç, arslandan kaçtıkları gibi ve daima halvetinde ol. Yalnız mekanlarda bulun. Ve demiş devam ediyor. Bayağı uzun nasihatleri. Hemen hemen özeti diyebiliriz buna. Bir de üstadımızın nasihatine baktığımız zaman birbiriyle gerçekten çok örtüşüyor. Vasiniyet iyi derim size. Abdest alın taze taze. Bu abdestimiz olduğu halde yeniden abdest almak. Diyelim sabah almışız, öğle namaz kılacağız, yeter bu abdestim öğle namazına da demeyin. Yine alın. Nur üstüne nur olur. İki fena güzel yüze yapma işte riyadır bu. Bilim, edep, takva olsun. Gönlünüze feyiz dolsun. Kov istemem, ihvan bilsin. Söz getirmek fenadır bu. Sünnete temessük edin. Sünnet-i Muhammediyeye uyun sallallahu teala ve sellem.
Cami cemaate gidin. Emir tutman, ihvan adın, saliklere muzırdır bu. Fıkıh ile hadis ören nefsini yıkmaya davran, mürşide binde bir vuran sakal altı sualdir bu. Cahil sofulara varma, bağlandığın ipi kırma, Huzurda boynunu burma. Görür içi röntgendir bu. Daha bir uzun, bayağı bir uzun. Hep birbirini tamamlayacak şekilde. Bir de ayrıyeten Sami Efendi Hazretlerinin, Hadise Allah'u sırra Hacega'nın nasihatleri diye öğütlerde bulunmuşlar, nasihatler gitmişler. O da bize ışık tutuyor. Böyle hallerde manevi böyle yaşanılan işte güzel rüyalar bazı keşif ve kerametler hakkında Efendi Hazretlerinin çok güzel vermiş olduğu bilgiler var. Bunu bilirsem size arz ederim. Vakti aziz tutmak diye ele almış. Lehvü'layip'le buyuruyor, vaktinizi geçirmeyin. Lehvü'layip oyun ve oyuncakla.
Bir de bunların nasihatlerine baktığımız zaman bu kamil insanların Kuran Azimüşşan'la çok benzer aynen Kuran-ı Kerim'in tefsiri izahı mahiyetinde görüyoruz biz. Hadid suresinde bunlara baktığımız zaman dünyayı Cenabı Hak lehiv velay. Oyun ve oyuncak çocuğun eline verilen bir oyuncak gibi tarih buyuruyorlar. Burada da nasihatinde hep onu gördüm. Eğer tamam ahval ve vecitler bize verseler, vecit manevi bir coşkunluk bu, vecit ve teveccüh. İşte gönlünde kabına sığmayacak şekilde bir aşkı ve muhabbet hali yaşar, budur. Fakat bizim hakikatimiz ehli sünnet ve cemaat akaidi ile müzeyyen ve mütehalli kılmasalar, diyor itikadımız kitaba ve sünnete muvafık düşmese ve hali biz bu diyor o keşif ve keramet acayip halleri. Haraplıktan gayrı bir şey bilmeyiz.
Manevi Terbiye Ve Ruh Arınması kaydında Abdulhanehu ve gocdevani, kalpte Sallallahü Sırrı Hazretlerinin nasihatleri ile üstadımızın nasihatleri birbirine çok benziyor. Bir düşündüm acaba yazmış olduğu şiirler aynı tarihte mi diye o kitabın tap olunmasından, çıkartılmasından sonra öyle değil. Efendimizin şiirleri bu kitaptan çok önce. Fakat çok bir uygunluk gördüm. Demek ki…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Eğer tamam haraplıklar bizde cem olsa, bunlardan hiçbirisi bizde belirlen, belirlemese belirlenmese, meydana gelmese fakat hakikatımızı da akaidi ehli sünnet vel cemaat akaidi ile taltif etseler. Yaşantımız kitabı kerim'imize, sünneti Muhammediye'ye muvafık düşse bu halimizden de hiç keder etmeyiz buyurmuşlardır. Bir de vakti azim tutmak diye çok önemli bir konuya işaret buyuruyorlar. Lüzumsuz olan birtakım rüsumdan ve adattan hiçbir kar fetholunmaz. Şimdi Sami Efendi Hazretlerinin hayatı ta bin sekiz yüzlü yillardır oradan başlar. Ondan dolayı, ondan dolayı efendi hazretlerinin dilinde biz aşinalık bize uyarlanması biraz güç oluyor. Çünkü dillerimiz çok değiştiği için çok değişti. Kendileri Arapçaya vakıf, parçaya vakıf ve Türkçe bunların birleşiminden Osmanlıca ki biraz bundan dolayı güçlü çekilebiliyor ama çok güzel. İfadeleri güzel.
Anlayabildiğimiz kadarıyla lüzumsuz olan diyor şekil, şemayı, biçim dünyanın geçici süsleri ve adattan diyor. Yapılagelen hallerden bu halin de Kitabı Kerim'e uygunsuz ve sünneti Muhammediyeye muvafık değilse bunlardan kar feth olunmaz. Hadis-i Şerif'te yakında işlerim diye tabiik ve tesvif edenler helak oldular buyruluyor. Ömrü mevcudu, şu yaşadığımız hayatı, mevhum işlere sarf eylemek, böyle boş, hayır. Böyle geçirmek ziyade müstekkrehtir. Çok çirkin bir harekettir. Nakdi vakit emri ehemme sarf olmuş ola şu hayatımız diyor mühim olan emri ilahilerle nelerle geçirilmeli? Hak Teala Hazretleri bizleri birtakım muzafferatı la yani ititiharı unutma, müyesser kıla. Buyuruyor ki şu dünyanın muzafferat süsleri demek. Ondan sonra bunlara meşgul, bunlarla meşgul olmak suretiyle kendimizi helak olmaktan muhafaza eyleye dedikodu mahsullar değildir devamında.
Dedikodu bahçeye ektiğimiz diyelim fasulyedir, nohuttur, güzel meyvelerdir. Bunlar mahsül ama bir de çakır dikenleri neleri var? Bunlar mahsül değildir. Bir benzetme ile ifade buyurmuş. Dedikodu boş sözler faydalı değildir. Selameti kalp talep edeler. Kalbin huzurunu talep edeler. Bu çok mühim. Rabıta da önemli, murakabede de önemli, yerken önemli, içerken önemli, gezerken önemli. Biz zannediyoruz ki murakabeyi, rabıtayı, dersimizi seccadenin üzerinde. Zaten o seccadenin üstünde yapılan vazife umumi olan işlerimizde bize yol göstermek için yapılıyor. O kapalı alanlardaki zikir, insanlığın salahını sağlamak için başta kendimiz, dedim ya işte hayatımızın her anında murakabe var. Rabbimizin bizi gözetlediğini bilmek. Bu illa bir kapalı dar bir mekan içerisinde yapılır diye düşünmeyelim. Her yerde.
İnsanların içerisine karıştığımızda da ticaretimizde de konuşurken de aile hayatımızda da her şeyimizle murakabe. Önemli olan bu zaten. Eğer bunda huzur meydana gelirse kalbinde bambaşka bir aşk, şevk onu yaşar. Kişi nasıl yaşar derseniz her letaibin kendi arasında bin tane perdesi var. Bu aralanıyor mu? Aralayanlar müstesna. O kalp zikrinde gönlümüze gelecek olan şu, kalp zikri bizde bu dünyayı hiç mesafesinde görmek, değer vermemek. Zaten Rabbimiz değer vermiyor. Habibi, Kibriya sallallahu teala aleyhi ve sellem böyle kokmuş bir cifeye benzetiyor. Gönlünden kalp zikrinde dünyanın muhabbeti tamamen biter. Ruh zikrine geldiği zaman ahiretteki nimetler orada huridir, gılmandır, köşklerdir vesair. Çünkü o Hadis-i Kudsi'de göz görmedik, kulak duymadık, kalpten bile geçirilmesi mümkün olmayan nimetler bahşediliyor. Onlardan da geçecek ruh zikrinde.
Perdeler aralanırsa yaptık deyip geçmek de olmuyor. Üzerinde tam durmamız gerekiyor. Ondan sonra sır zikrine geçiyor. Sır zikrine geçtiği zaman iki dünyayı da ortadan kaldırmış oluyor. Hem dünya hem ukra sadece gönlünde Mevla kalıyor. Bu işlerini terk ediyor değil, işlerine sımsıkı sarılıyor ama Mevla'ya bağlılıkla her şeyini emri ilahiye uygun bir şekilde yapıyor. Daha sonrası ta müşahedelere gider. Yaşayamadığımız bir şeyi anlatmak nasıl olur? Sadece bir imrenmek. Biz sünneti Muhammediye'ye dikkat edelim. Gayret gösterelim. Cenabı hak men yatta illa yecallahu makraca Allah'ımızın korkusu bizde galip olursa o yolları açıyor zaten. Bu kişinin çalışmasına bağlı. Çok güzel esasları belirlemişler büyüklerimiz ve anlatıyor bizim konuştuğumuzu çok muhtasar, özlü bir şekilde vermiş. Dedikodu mahsuplar değildir. Selameti kalp talep edilir.
O huzuru diyeyim size, böyle geçmeyelim de, o kalpteki bambaşka bir huzur. Bu naz ve niyazdır. Cenabı Hakk'a ilticadır. Tecellilerin meydana geldiği yerdir. O melekut, ceberut, la hut bunları konuşmakla olmaz ama imrenelim diye, imrenelim diye söylüyoruz. Bunlara kapı aralandığı zaman esamne, o huzur hali bizim bizim imanımızın ziyadeleşmesine sebep olur. Ondan şuna dikkat edeceğiz. Bu doğuda görev yapardım. Geldim, bu Konya'nın ılgın var. Güzel şifalı suların olduğu bir yer. Üstadımız bazen dikkat çekiyordu. Bir kısım hususlerde. Buyurdu ki oğlum, eğer yetiştirmek istiyorsan dedi rabıta dönemindeysen rabıtanı bırakma. Murakabe dönemindeysen murakebeni bırakma. Bu kalbi taatler de asıl. Bunu Es'adi El-Bida Hazretleri bedeni olan taatleri şöyle anlatıyor, buyuruyor ki, karıncanın yürüyüşü gibi diyor bedeni taatler.
Eğer kalbi olursa kalbi demek buyurdu ya aleyhissalatü vesselam Efendimiz, mübarek parmakları ile kalplerini işaret ederek takva buradadır, takva buradadır. Yine bir gün mescide dahil oldular. Birisini gördüler ki böyle kaşığıyla, gözüyle, sakallıyla meşgul oluyor. Eğer bunun kalbinde haşyetullah, Allah'ımıza saygı olsaydı, azasında da olurdu buyurdu. Bunlar hep kalple alakalı. Mühim olan, burayla yapabilmek vazifeyi. Gönül olarak yapabilmek. İbadette misalleri var mı? Bitmez, tükenmez. Secde, kişinin, Allahü zülcelal'e en yakın olduğu zamandır secde. Bu Allah'ımıza yakınlığı beden olarak yapılır mı? İsyandan kaçmak suretiyle taaka koşarak fakat bu gönülde beliriyor. Böyle yapılacak olursa bunun mükafahatı sonsuz zaten. Bir, dille yapıyoruz, bedenle yapıyoruz. Aşr u emsalya. Bire on.
Gönül olarak yaparsa Kuran-ı Kerim'de bir tane yedi başak, her başakta da yüz tane olmak suretiyle yedi yüz. Bunu okurken Lokman suresindeki ayeti celile ile karıştırdığım için okuyamıyorum. Habbetinci diyeceğim, hemen Lokman suresindeki, Bu yapmış olduğunuz azıcık bir amel. Diyelim taşın altında, semada arza olsa bile Allah'ın huzuruna getirilecek diye buyruluyor. Bu Bakara suresinde geçen ayeti celile ile gönül olarak yaparsak yedi yüz misli ecir ve mükafat var. Muhabbetle yaparsak doyamıyor. Bunu biz büyüklerimizin hayatını okuduğumuzda görüyoruz. Veysel Karani Hazretleri diyor bir gece kalkarmış bu gece kıyam gecesidir sabaha kadar kıyamda. Rüku yapmıyor değil, yapıyor ama ayakta çoktur. Ondan sonra ikinci bir gecede o da rüku gecem diyormuş. Üçüncüsü secde. Bir gün demişler ki nasıl dayanıyorsun bu kadar secdeye yatmaya? Bir süphane rabbiyel ala demeye sabah oluyor demiş.
Asıl bir alaka vuruyorsa Cenabı Hak'la muhabbet içerisindeyse, o zevkten dolayı bilemiyor. Sami Efendi Hazretleri Develi'ye gelmiş. Bütün hayat öyle zaten. Bu misali bir de biz pek doğru görmüyoruz çünkü o müstesna bir Allah'ın kutbul aktab, sevgili bir kulum. Sabahlara kadar elleri dizlerinin üzerinde duruyor. Bunda zorlanmıyor. Çünkü mahbub-u hakiki olan Cenabı Hak'la beraber o. 0 sevgiden bilemiyor zaten, gece nasıl geçti diye. Huzur hali bizi buralara götürür. Asıl olan da bu muhabbetin zuhurudur, muhabbetle yapmak. Yine anlaşılsın diye bir misal daha verelim Rabbimizin izniyle, bir tanesi Efendimize geldi sallallahu teala teala. Dedi ya Rasulallah, ben bir gecede Kuran'ı Kerim'i hatmettim. Efendimiz şöyle bir nazar buyurdular sallallahu aleyhi ve sellem. Gözyaşı nerede buyurdu. İşte gönle sirayetindir gerekiyor. Buraları çalıştıracağız.
Allah'ımızın insana vermiş olduğu değer hiçbir şey de yok. Bütün kainat insanoğluna hizmet ediyor. İnsanı da zatı için yaratıyor. Ondan üstadlarımızın emrine elimizden geldiği kadar dikkat edelim. Bak ne güzel demiş. Bize çok söylediği sözler var ya efendimiz Hazretlerinin, bunlar yazılı elhamdülillah yazardı. Rabıta döneminde, rabıtanı murakabe döneminde murakabe. Aman iyi çalışın. Çünkü yol oradan açıl. Diyoruz ya Allah'ımızın Esma'sının alemi melekuttur. Ora ancak onun da açılıyor. O kalpten açılıyor. Sonra ceberut, sıfatlarının, değil mi? Sıfatlarının. Sonra lahut, Allah'ımızın zati sıfatları. Bir sıfatlarından ikramı var Cenabı hakk'ın. Diyelim ki, ilim. Zaten ilim, El Alim ismi celalinden damlamazsa ona ilim denmez. Faydasız ilimden Allah'a sığınırım buyuruyor. El Alim ismi celalinden damlayacak kalbince. İlim bir güç olarak, bir kuvvet olarak değil, hikmet ve marifet olarak.
Allah'ımızın Kitabı Kerim'inde bir deniz, yedi deniz ilave edilse yine kudreti tükenmez derken, oradaki ilim ve hikmettir aslında. O esrar. Bu gönülden açılıyor, buna dikkat edeceğiz. Rabbi Zülcelal'imizi, Aişe-i Sıddıka validemizin görüşü bu. Bunu mütalaailerirler, buyuruyor ki Resulullah sallallahu teala aleyhi ve sellem, Cenabı Hakk'ı kalben görmüştür. Çok doğru. Kalbi müşahede edince bedeninin vücudunun görmemesi görmemesi görmemesi mümkün değil. Aişe annemiz öyle bir güzel ifadede bulunuyor ki, ilminizin böyle yarısını yarısını humeyra'dan Aişe annemiz biraz renk olarak kırmızıymış. Ondan dolayı humeyra buyuruyor. Bundan öğrenin. Bundan öğrenin diye buyuruyor. Müstesna bir, iki binin üzerinde hadis-i şerif rivayet etmiştir. Ashab-ı Güzin efendilerimiz gelip gelip ona soruyorlar. Ya Aişe, şu mesele nedir? Hazreti Ömer de radıyallahu anh gönlünden geçti.
Dedi ki, annemizle görüşürken bir perdenin arkasında görüşürse deyince onun görüşüne muvafık olarak bu hicap ayetleri indi ve annemiz perde arkasından görüşmeye başladı. Çünkü Resulullah'ın mübarek vücudu zaten ruhlaşmıştır. Gölgesi yere düşmüyor. Dahsın demeyin. Sonra uykusu abdestini bozmuyor. Nur, enemin nurillah buyuruyor. Ben Allah'ın nurundan halk onundum. Onu hakiki görüşle nur olarak seyretmektir zaten. Nurdur o. Biz ondan ne kadar ışık alabilirsek o kadar zulmetten kurtulmuş oluruz. Demek ki gönüldeki huzur bizim imanımızın güçlenmesine vesile oluyor. Burada Üstadımız Hazretleri selameti kalp talep edeler ve aslı tefekkür edip malayaniden tamamıyla iraz edilir, boş sözlerden ve tamamı himmeti rızayı Mevla Celle ve alaya sarf edilirler. Hazzı nefiste kalmayalar. Nefislerinin arzu ve isteklerinde kalmayalar. Bunu Bayezid-i Bistami Hazretleri'nde vesairelerinde de görürüz.
Her zaman söylediğimiz bir sözün dışında bir söz olsun. Bayezid, İslami efendimizin Cenabıhakk'a bir naz ve niyazı var. O ilticasında Rabbimize olan naz halindeki sözünden biri şu. Allah'ım ben senden seni isterim diyor. Biz leylek diyoruz ya, aslında o leylek, leklek. Bu hayvan bile lek lek seni ya Rabbi, seni diyor. Muhyiddin Arabi Hazretleri, Kaddafi, ben diyor hayvanatın zikrine, bayağı bir guresim de gelmiş, hayvanatın diyor zikrine iki defa ulaştım diyor. Yetişmem mümkün değil diyor. Hayvanatın zikrine diyor bu muhtin geçemedi diyor. Hiçemedin diyor. Buraya Hacı Zühtü Efendimiz geldiğinde şuna da çok hayret ediyorum. Hacı Zühtü Efendi Hazretleri Kayseri Uremasından ama müstesna. Devrin diyanet reisleri ondan soru soruyorlar meseleyi halletmeye. Dedemle çok görüşüyor ve günlerce de kalıyor burada. Sohbet ediyorlar birbirleriyle. Çok sıkı münasebetleri var. Dedeme anlatmış.
Mustafa Efendi ben Yahyaliğe geldim. Pek demiş, yatacak yer bulamadım. Bir değirmende kalmış. Demek ki değirmen sıcak oluyor ki orada demiş kaldım. İbadese de kalktım. Biliyorum ki İsra suresinde Cenab-ı Hakk Rabbımızı zikretmeyen hiçbir varlık yoktur. Değirmende de kaldığı için eski usulle çalışan bir değirmen. Acaba demiş busun zikrullah olarak hangi ismi celali zikrediyor, dedim. Şimdi gönül kulağımı verdim, bu kulak değil. Gönül kulağıma gelse bir sada, ey kulum haccın eyle eda. Sadece bunda değil bu. Biz mutmainne sıfatını elde etsek bu hitap o zaman başlar. Bakmış su, gönül kulağını verdiğinde Hu hu diye ahudu. Bunu üstadımız da söyledi. Reşat diye de böyle şelale şeklinde akıyordu su. Bunu etrafında bulunanlara buyurdu ki su ne diyor dedi. Buraya seyri haline gelmiş de su gözü var burada küçük şelale. Köylülere sormuş, busun demiş, ne diyor? Göz bakar, su akar demişler.
Biz böyle, bizim halimiz bu. Su akar, göz de bakar. Gönül kulağıyla hu dediğimi. Sonra, değirmen taşının zikrini düşünmüş. Onun da Allah dediğini celle celalühü, yalnız Mustafa Efendi, dilim yetişmeli demiş. Bir taş kadar zikredemedim diye bastım ağıdı demiş. Tahammül edemedim, baktım dilim yetişmiyor o taşın zikrine. Bunu yabancılar da söylüyorlar. İşte bir taş saniyede iki yüz defa hareket ederdi. Muhyiddin Arabi Hazretleri saniyede iki yüz defa Allah'tır buyuruyor. O da bu şekilde. Taneleri döken tahta parçasını onu da dinledim demiş. O da entel baki entel hak leysel hadi illa hu diyor. Zaman olsa size burada Nemil suresinde Süleyman Aleyhisselam'ın kuşlarla konuşmasını tefsirlerde ele almış. Bu ele aldığında kuşların hepsinin ayrı ayrı zikrinden bahis buyruluyor. Bütün Cenabı Hakk'ı kainat zikrediyor. Bak, Kayseri'den geldiniz. Kayseri'den bir sebep yok.
Kayseri bizim de memleketimiz. Üstadımızın daraldığı zaman Sami Efendimiz buyurmuş, Kayseri'ye git. Orada açılırsın diye. Demek ki gönlü yanı aşık insanlar var. Ne kadar bozulmalar olsa dahi bakıyorum sabahki gelen kardeşlerimizin ekseriyeti de kaydettir. Demek bir nur var. Esad Erbidi Hazretlerinin bir teveccühü olmuş zaten. O ulema-i kiramı. İnşallah devam eder. Bunu yok etmemek lazım. Devamını Cenabı Hak ruh etsin, ihsan etsin. Çünkü çok büyük bir bozulmaları hep müşahede, siz de ediyorsunuz. Bir annemiz, gece kalkıyor Zikrullah'ı. Bunu çok sevdiğimiz bir kardeşimiz anlattı bize. Demiş ki yeğenim demiş, gece kalkıyor. Böyle başımı arkaya yaslıyorum. O görünmesi güç olan küçücük mahlukatın öyle bir zikri var demiş. Onu dinliyorum böyle demiş. Hepsi birden Rabbımızı bambaşka diyor bir zikrin içerisinde. İnşallah buna dikkat edersek derslerimize, rabıtamıza, murakabemize halıkımız açar.
Ondan sonra insan der ki, Bayezid-i Bistami Hazretleri'nin dediği gibi ve buna mümasil Rabiatü'l Adeviyye annemiz de bunu söylüyor. Mevzu buraya gelince onların sözleri hatıra geliyor. Vakıa suresinde işte kuş etlerinden cennette ikram edilecek deyince o zaman feryadı basmış Rabiatü'l Adeviyye annemiz. Ya Rab, beni kuş etleriyle oyalama Çünkü Cenabı hakk'ın cemalini seyir, buradaki yaşantımıza göre. Öyle olacak ki bu gibi kimseler için bir engel yok. Her zaman görebilme nimetine mazhar oluyor. Burada tommaktan hacı baba gelirdi. Şu çok dikkatimi çekti. Tombağın imamı? Tombağın imamı. Abdullah kesinir. Tombağa gittiğimde Abdullah Efendi dedi ki bize, efendim dedi ben sizin dedi bantlarınızı dinliyorum, şurayı dinliyorum. Bu tombaklı Ahmet Efendi'den dedi, çok anlatıyorsunuz. Neden, dedi, anlatıyorsun. Neden anlatmayayım dedim Abdullah Efendi.
Her gelişinde Ömer Nasuh'u bilmem hocamızın Nesaiah Kuraniye diye bir eseri var. Orada cennetin bir cennet var, bir de cennet'ül maarif var. Cennetin manevi nimetleri orayı oku. Bir oku. Yanındayım. Biraz da yakın oturdu. Şöyle Çok ağırdı. Amca Şöyle bir manevi bir ağırlık demek ki. Şöyle oturuşu, ne edişi, ne kadar ikram etsen değişmiyor. Ne kadar azarlasan, kızsan değişmiyor. O artık inanmış. O. Bu evin yapımıydı. Efendimiz dedi ki, ihvanın, dedi, en iyisinin eline bir süpürge ver. Bir de ibrik atsın, Şu ihtiyaç yerlerini temizlesin. O temizledi. Demek seçkin bir kimseymiş. Mevlana, Halid hazretlerine boşuna tuvalet taşı temizletmediler. Sami efendi hazretleri beydir. Bir beyoğlu. Kendisi hastaların altından alacak kadar hizmet etti. Her şey bir bedel karşılığıdır. Öyle bir hizmet etti ki Allah'ımız da onu nemalandırdı ve bu hizmeti de herkese vermezler.
Ancak kabiliyeti olan, gerçekten yetişecek kimselere verirler. Biz efendimizden daha iyi gördüm. Şu mübarek dizlerini herkese teslim etme de havalanmasında. İstanbul'a geldik, Erenköyüne. Bir kimse geldi. Onu gördüm böyle ama huzur içerisinde gibi müşahede etti. Çok huzur. Onu görünce mübarek ayaklarını uzattı. O ayaklarının ovalanmasında öyle bir ikramı vardı ki, onu bilenler bilir. Onun iç alemiyle meşgul oluyor o anda. Ruhuyla meşgul oluyor. Sırrıyla meşgul oluyor. Boşuna değil, onun her bir vücuduna ellerini değmesindeki güzelliği o kimse yaşıyor. Sonra bunu bir tanesini anlattım. Dedim ki, şöyle bir kimse geldi dedim. Şeklini, şemalini olduğu gibi bildirdim. Dedi ki, o benim babam olur dedi. Meh Vahdettin Efendi kıymetli bir insan oymuş. Koymuş. Huzur ehli, besbelli. Bu ilim yapımında da o hizmet etti. Birinci geldi. Onu da arz ettiğim kitaptan cennetin manevi yönlerini anlattı.
İkinci geldi, yine ilgileniyor oldu. Bir de üstadımızda özellik var. Bir konuştuğunu bir daha kolay kolay konuşmaz. Çünkü derya dolmuş, vermiş Allah'a. Şuradan anlayacağız sihirlerinde, oradan gelir söz bizdedir, arada tercümandır, oradan gelir dediği nedir o? Min endillah'dır o. Min ledünna ilmadır. Bir sıfatlarından istifade var, bir de zatından istifade var. Zatıyla olmuş o. Verilecek, verilmiş. Essanü vela sevfe yuhike rabbüke fetarda. Allah sana verecek, sen de razı olacaksın Habibim, buyurdular. Hatta sel tutta, iste verilecek. Sel tutta, iste verilecek. Allah'ımız bahşetmiş, nimet ikram etmiş. İyi sarılalım, bakın, rabıtasını. Gayret gösterelim, iş buradan açılacak. Bayezîd bin Sami Hazretleri böyle bir niyazında Ya Rabbi diyor senden seni isterim.
Rabiatü'l Adeviyye annemiz de aynen Yunus Emre'nin dediği gibi bunlar birbirleriyle de çok örtüşüyor, çok sözleri de halleri de uyuyor. Cennet cennet dedikleri bir köşk ile birkaç huri, isteyene ver onları, bana seni gerek, mevlam. Buna ulaşmak için ne yapacağız? Bir, fenafil ihvan olacağız. Kardeşlerimizi bağrımıza basacağız. İyilikte ve takvada yardımlaşacağız. Birbirimizin gıybetini, arkadan dedikodusunu, bilmem bana, beğenmemeler, kerih görmeler, çirkin görmeler bunlarla bu iş yürümez. Bir tanesini Sami Efendi Hazretlerinin kapısından kovmuşlar. İsmini de vereyim, Abdülmennan, hoca. Bu çok üzülmüş. Üstte azimize anlatmış. Deflenecek bir efendimizi bulmuş zaten. Gelirlerdi, defliler anlatırlardı. Efendim böyle bir şey başımdan geçti, ne yapayım deyince, Abdülmennan, o seni azarlayan kimsenin, tekdir eden kimsenin ayağına da kendini feda etmedikçe yetişemezsin, diyor.
Bak nasıl olgunlaşmış. Bu Eskişehir'de Abdülkadir Efendi vardı, girgin, Rahmetullahi aleyh çok seçkin bir insan. Bu bir kimse gönderiyor, Sami Efendimizle görüşmek için, bir de kart yazmış. Bu kimse, Sami Efendi Hazretleri ile görüşecek. O kartın erdiği kimse kartı ciltmiş, atmış, ısmarlama ders verilmez, haydi şuradan demiş. Adam üzülerek geri dönmüş. Abdülkadir Efendi'ye anlatınca demiş niye böyle oldu acaba, biz ne hata ettik demiş. Varmış demiş, ben bir bakkal parçasıyım, ne oldu, bir şey mi var demiş. Demiş ki, o tekfir eden kimse Abdülkadir, ihvan iki şekildedir. Bir, iltifat edilen, hürmet edilen, bir de yetiştirilen. Ben demiş, yetişmek istiyorum efendim. Öyleyse sabredeceğim. Bunun ölçüsünü Sami Efendi hazretleri, kalpte salallahu sırra çok evvelden vermiş. Hasan efendi ihvanı imtihan etme. Şimdi imtihan edilecek ihvan kalmadı buyurmuş.
Kalben imtihan Bu söylediğimiz kimseleri şimdi arada bul. Bir tanesi böyle güpegündüz aydınlık eline bir mum almış, dolaşıyor. Demişler ne arıyorsun? Adam arıyor. Bu mum ulan demiş çam, Alevi, bu da olabilir. Bununla nasıl adam bulacaksın? Ben de zaten bulunmayanı arıyorum. Efendim eğer huzur hali yakalayabilirsek bunu üstelememiz lazım. Daha çok bunları bizden kaybettiren dillerimiz oluyor. Gözlerimiz oluyor. Azamıza dikkat edemeyişimiz, kalbimizi muhafaza edememek, kimin huzurunda olduğumuzu düşünmememizden ileri gelir. Her zaman Rabbimizin huzurundayız. O görüyor, biliyor ve diyor. Üç yaşındaki Sehil bin Abdullah Ettüsteri Hazretleri gece dun namazı diyor kılıyordu, gece namaz kılıyordu. Üç yaşında. Dayısı Muhammed Sevvar kalpte Allah'u sırrı. Demiş ki dayı kalbim kararıyor demiş üç yaşında. O zaman demiş evladım Allahu may, Allahu nazeri, Allah'u şahidi, Allah'ım beni görüyor.
Allah'ım her halime şahit. Müşahede ediyor, Onun kontrolü altındayım. Her zaman gözetlemekte, her zaman murakebesi altındayız. Bunu düşün, demiş. Böylece huzura ermişler. Ve tamamı himmeti rızayı Mevla Celle ve Ala'ya sarf ederler. Hazz-ı nefisle kalmayanlar. Nefislerinin arzusunda kalmayanlar. Ferahata düşmekten ihtiras üzere olalar. Ehli iyali ile münasebeti tam peyda edeler. Ondan sonra uzuyor konu. Bu nasıl olacak derseniz şimdi ortalık aydınlanmış vaziyette güneş her tarafı almıştır. Karanlığı arasa kullanmıyoruz. Neden? Güneş doğmuş.
Kalbimizde bizim imanın yakin güneşi, gaybe iman güneşi, imanın tasdik güneşi, imanın yine tahkik güneşi, ibadet ve taatin ihlas güneşi, takva güneşi, ibadet ve taatimizde ki Rabbimizi görür gibi yapabilme güneşi, istiğfarımızda ki nedamet, tevhitdeki artık şuhud oluş güneşi, Sallallahü selam'daki Efendimizin ruhaniyeti ile buluşma Sallallahu Aleyhi ve Sellem güneşi zikrullah'ta zikirle kalmayıp meskuru bulma güneşi ile Rabbımızı bulma ona erişmek güneşi ile aydınlanırsa masivadan Allah'tan gayrı düşüncelerden hiçbir şey kalmaz. Bize bunun ölçüsünde vermişlerdir. Her şey bizim elimizde, anahtar elimizde o kapıyı açmak bize ait irademizi hayra kullanarak gerçekleştirilir. Velhamdülillahi rabbil alemin. El Fatiha.