Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca efendi Böyle otururuz kendimizden şikayet ederiz. Deriz ki neden ben düzgün hareket edemiyorum, neden hep yanlışların içerisine Aslında bu duygu ve düşünce güzeldir. Bu acziyetimizi ifade etmektir. Neden Rabbimize layık kul, habibine layık ümmet, üstazarımıza layık evlat. Birbirilerimize de niçin saygılı olamıyoruz deyip sızlanırız. Mesela ev içerisindeki geçimsizlikler, kardeşin kardeşe olan ilgisizliği, birbirlerine olan yanlış tavırları, birbirlerine olan yanlış tavırları, bir tatsızlık, bir huzursuzluk, karı ile kocanın arasındaki sıkıntılar bakıyorsunuz, komşunuzdan da bir rahatlık, bir huzur, bir sükun içerisinde değilsiniz onlardan da şakilsiniz. Alışveriş yaparsınız, alışveriş yaptığınız insan da siz de rahatsızın. Böyle cemiyette bir tatsızlık. Bunu müşahede ederiz. Neden bu? Neden bu şekilde oluyor?
Diyoruz ki bu manevi körlükten ileri geliyor. Bir kere basiretimiz bağlanmış. Karşımızdakini bir kere Halid sıfatı, sıfatıyla yaratmıştır. Yaratılanı yaratandan dolayı sevme duygusunun olmasından, olmayışından. İnhad bir tavrımızdan. İlla dediğim dedi kodun kodun. Ancak benim dediğim olacak. Bir başkasını da dinleyip çok güzel, söylediğiniz söz Hakk'tır diyebilmek ama bunda ölçütü tespit etmemiz lazım. Konuşacağız ama neye göre konuşacağız? Bir ara der ve öyle başlarlar. Böyle tecrübesizlik, her şeyi bilirim diyoruz ama bunun yanında bir de kalkıp Eslairi billah, Bilmediğiniz bir hususta bilene sorun duygusunun olmaması. Tedbir yok tedbir. Sonra çok gazup hallerimiz. Trafikte bile az bir önümüzdeki arabanın geç hareketindeki tavrımıza bakın, öfkenin. Şöyle gözüne bir bakan olsa neredeyse canını alacak gibi bir tavır arz eder. Öfkenin. Bu doğru hareket edemez. Yanlışa elbette ki düşe.
Böyle kendimizi beğenmek, varsa anca kendimiz başka kimse yok demek. Bir Esad Erbili Hazretlerinin, kalpte Sallallahü'l-Arabî Hazretleri şu alemde zerre bile olmayan Esad deme duygusunu yitirmek ve çekememe hali. Bunlar bizi yanlışa götürüyor. Mesela bir kimsenin hizmeti de olsa gayreti çabası hasetliğinden dolayı katiyen takdir edemez. Sonra bir kimseyi severken de ölçüsüz sevmemiz bizi yanlışlığa götürüyor. Çünkü onu sevdiğimiz için hataymış falan ne ise kusurüymüş bunları hiç görmüyorum salı ve kır. Bir de misafirler geldi hoca olan bir zat, vaiz kendisi emekli olmuş. Çok sevdiği bir üstazı konuşurken ilmi bir meseleyi dedi ki üstadım size olan saygım sonsuzdur. Müsaade buyurursanız çünkü izin veriyor konuşuluyor konusunda izin vermez, ayrı onu başka bir zaman uygun bir tarzda görüşürler.
Efendimiz de bu konu okuduğumuz eserlere göre şu şekildedir bir seferilik durumuydu, Hani sevgisi kendisini kör ve sağır etmedi, ondan müsaade almak suretiyle yanlışlık budur diye ifade etti ve yanlış da demez, çok tatlı bir tarzda ifade etti. Sonra hayvani duygulara kapılmak biz alsın, yanlışlığa götürün. Nefsimizin istediği gibi yaşamak. Rabbimizin istediği şekilde yaşamama, nefsimizi Allah korusun nefsini ilah edenlerini nefsani arzusunu görmedin mi buyuruyor. Sonra modeli aldığımız insanlar çok önemli. Bizi yanlışa götüren mühim sebeplerden birisi bu. Halbuki modern olarak bize ashabına legadke kanaekun fi resulunillahi husvetun hasen en güzel örnek Allah'ın resulü sallallahu aleyhi ve sellem tecellilerin hepsine mazhar olan her şeyiyle kamil efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem. Yani insanın bir mükemmele ulaşma duygusu var. Her şeyinin güzel olmasını istiyor.
O zaman efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem kendi nefsi için arzu ettiğini, kardeşleri için de arzu etmediyse kamil mümin olamaz buyuruyor. Biz rahat yerken, içerken, yaşarken mülteci durumda olan Suriye'den gelen Afganistan'dan gelen Bosna Hersek'den gelen artık nereden hicret etmişse onların da durumlarını düşünmek nedir en güzeli örnek almak suretiyle sonra duygularımızla hareket etmek bizi mahveder. Bir kimse için komplo bir iftira bir hal ile ortaya çıkarlar biri der ki kardeşim evet ben o kimseye karşı bir hazımsızlığım var sevgi ve ilgim yok ama şu hakkı yerine getirmemiz gerekir. Bu kimse, bu kimse bu yanlışlığı yapmamıştır. Bu kimsenin her türlü hareketinde düzgünlük vardır. Nefsaniyete düşmeyen bir kimsedir. Evet ben sevmiyorum. Ben de sizin gibi o kimseye karşıyım ama hakkı teslim etmek lazım der.
Duygularımıza kapılmamak, az bir yanlış tavırla duyduğumuzda, bilmem filan da yanlış sözlerle muhalefet etmemek. Bunu biz şahsımızda yaşadığımız şu hayatta yağ bal oldu bir süt duyma hiçbir şey tatlı tatlı kelam var, sözler işte böyle olmayacağız. Her zaman doğruyu doğru olarak kabul edeceğiz yani hislerimize mağlup olmayacağız. Olmayacağız. Belki dalmıştır selam verme hususunda gözü görmemiştir belki görse bile haberdar olmayabilir insan. Bundan dolayı ikine, nefrete gitmemek. Mesela zihni karışmış ise karışık bir zihin var, karmakarışık. Doğru düşünemeyecektiler elbette. Biz buna kafa karışıklığı diyoruz. Yanlış anlıyor. Dikkatli bir şekilde de dinlemiyor. Sadece zahire aldanıyor. Bunlar bizi yanlışlığa götürür. Mesela bilerek bir insanın yanlışlığa götürülmesi, aldatılması. Yahu neden aldanıyorsun? İki taraf dinlenmeden verilen hüküm yanlıştır.
Mesela karşımızdaki insanın bile bile doğruları çarpıtarak konuşması yalana, hileye başvurmasın. Nasıl inanırsın sen buna? Ama bir de karşıdakini dinlememiz lazım. Paslık size bir haberle girdiği zaman onu araştırınız. Biz onu dinle bakın dinlemeye hiç tahammülümüz yok bunlar bizi yanlışa götürür. Yerine göre unutkan, olmuş. Yahu dinilmişti sana bu şekilde unuttu. Bak neler söylendi, benim fikrime göre senin fikrine göre değil Rabbimizin kitabına göre, Habibinin sünnetine göre, Ehlullah'ın görüşüne muvafık bir tarzda dinmedi mi sana, iyi unuttum. İşte bunları hataya götürüyorum. Sonra ahmak zeka noksanlığı da öyle. Anlayışları böyle yeterince de bir şeyi fark edememe ve bilmiyor. Hareketler bizi yanlışa götürür. O zaman ne yapacağız? Bir kere, bir kere biz Rabbimize tamamen kendimizi teslim edeceğiz.
Onun varlığında yok olabilmek için, onunla da beka, var olmanın güzelliğini birbirlerimizle güzel geçim, hakkı tavsiye etmek, sabrı tavsiye etmek, iyilikte yardımcı olmak, kötülüklerden sakındırmakla olacak. Bir de bize hadiselere bakışımızın sağlıklı olması için yol gösteren gerçek Ulema-i Kirama ve Mürşid-i Kamillere teslim olacağız. Okulumuzda çok görüşler düşünceler olurdu. Derdim ilimde de Allah'ın izniyle bir payeye ulaşan, ilim ehillerine yön veren üstazı alimizin düşüncelerine başvuracağım, derdim. O ne diyorsa o şekilde hareket edelim diye çünkü onun hayatında bir yanlışlık kolay kolay görülmemiştir ve kurtulur. Mesela diş mevzuları olurdu derdik işte bu gençlikte dişlerimiz, nelerimiz olduğu gibi çekilip de rahatsız olmayalım, sıkıntıya düşmeyelim derken mürşid-i kamilimiz derhal o noktalarda bizi ikaz buyururlardı ve kurtulurdu.
Yanlışlar, hatalar zayıf ve eksik olduğumuz için meydana gelir. Böyle hataların sebepleri ahlaki olur, zihin olarak olur, yani ruhsal da olabilir. Yanlışa düşünen konular sebepleri dikkate alınması gerekir, dikkate alınmalı. Cahil bir insanın üretilmeye elbette ki ihtiyacı vardır. Kişi bilmediğinin düşmanıdır denir. İhmalkar bir kişi, elbette ki uyarılmaya ihtiyaç duyar. Çok iyi bildiğimizi zannederiz ama hakikat ehillerinin huzurunda bulunduğumuz zaman Eyvah dünyayı boşa geçirmişiz, hiçbir şey anlamamışız deriz. Hiçbir şey anlamamışız deriz. Müstaz-ı Alimizi meczubinden bizzat, Sami Efendi, Kaddi Sallallahü Sırrı Hazretleri'ni, Ulema-i Kiram'dan biri, bir de irşa delillerinden üç kişi ziyarete gelirler. Elli yıl, ilimle meşgul olan zat ne dese beğenirsiniz, der ki arkadaşlar, elli yıldır tahsil hayatım var, meğer hiçbir şey öğrenememiş. Sebebi ne, doğru bir pusubaya eriştiği için.
Pusulası doğru, ölçüsü ve tartısı düzgün, böyle bir kimsenin huzurunda bulunduğu için söylüyorum, ömrümü heba etmişim diyor, hiç anlamamışım. Bu dünyayı diyor gözü kır bir şekilde geçirmiş. Ama onları görünce, gözüm de açıldı, kulağım da açıldı, gönlüm de açıldı, beynimde açıldı, gözümden yaşlar, gönlümden haşet, havf-i ilahi beynimde ise yüce kudreti sihir, baktığımız eşyadan ibret almak suretiyle Mevla'ya yakınlık tespittim, diyor. Bunu İmam-ı Azam rahmetullahi Hazretleri de buyuruyor. Eğer iki sene olmasaydı imam helakde idi diyor. Neden efendim diyor ne? İlmel yakin biliyordum ama aynel yakin hakkal yakin bilebilme sırrını ancak Ehlullah'ın huzurunda bulunmakla öğrendim diyor. Onlar sayesinde gönül aleminde bir açılma oldu da hissettim hadiseyi öğrendim demişlerdir. Çok meşay-ı yazamdan, ulema-i kiramdan dolu.
Mesela İmam Malik hazretleri Rahmetullah Ali bir söz söylüyor, hayran kalmamak mümkün değil. Der ki mübarek zat ilimsiz, tasavvufa dalmak insanı zındıklığa götürür. Tasavvufsuz ilme dalmak da, ilimsiz tasavvufa dalmak, Allah korusun küfre götürür, tasavvufsuz ilme dalmakta insanı fıska götürür, hataya götürür diyor. Kibir meydana gelir, benlik meydana gelir bunu ifade eder eder mübarek. İmam Ahmed bin Hanbel Hazretleri de buna benzer sözler söylenir. Der ki biz öğreniyoruz, çok malumatımız var ama ihlasa ermeyi, her şeyi Mevla rızası için yapmayı ariflerden öğrendiktir. İmam Şafii hazretleri de bunu söyler. Biz de ariflerin sohbetinde iki şeyi öğrendik. Birisi vakit kılıçtı, sen onu kullanmazsan o seni keser. İkincisi, hak ile kendini meşgul etmezsen batıl seni istila ederdir.
İmam Malik hazretleri de eğer fıkhı öğrenmezse kişi, kişi zındıklığa, fıkhi bilgiden mahrum olursa fıska doğru giderdir. Daha birçok ulema-i ikramımızın sözleri var. Teraziste düzgün, pusulası da şaşmayan, gönlü Mevla'ya aşık, aklı zekası yüce kudreti idrak eden kişilerle beraber olmak Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi.