Kalbi Selim Ve Ruhun Arınması kaydında Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi. Diye, üstadımızın şiirlerinin içerisinde bulunduğu bir kitap var. Bunu çok kısa bir zamanda yazmışlar. Bu yazıldıktan sonra, bu yazıldıktan sonra Sami Efendimiz hazretlerine okunmuş. Okununca buyurmuşlar ki İhvanımız bunu talim etsin. Çünkü yolumuzun esaslarını bildiriyor. Bir de baş kısmında…
Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi. Diye, üstadımızın şiirlerinin içerisinde bulunduğu bir kitap var. Bunu çok kısa bir zamanda yazmışlar. Bu yazıldıktan sonra, bu yazıldıktan sonra Sami Efendimiz hazretlerine okunmuş. Okununca buyurmuşlar ki İhvanımız bunu talim etsin. Çünkü yolumuzun esaslarını bildiriyor. Bir de baş kısmında itikada müteallik konular. Ondan sonra ibadet ve alat ve Mekke, Medine vesaire hususta yazmış olduğu şiirleri içerisine almaktadır. Bunu Hayser'de bulunan ihvanlar, o zaman tuttu sayıları, Konya'da bulunan, Ankara'da vesair yerlerde, Adana'da. İhvanların ezberindeydi bunlar. Ezberlerini okurlardı. Bize de çok faydalı geçen bir sunucu kardeşimiz teşrif ettiler. Dedi ki siz Yahya'lılar olarak mutlaka ezberinizdeler Bu şiirler dedi ama bunlar adına demiyorum, kendi adıma diyorum, biz üzüldük. O, 0 istiyordu ki bu şiirleri hep arkadaşlarımız, üstadımıza değil.
Ondan okuyalım, kısa zamanda yazmış, bir anda gönlüne inmiş. Yoksa onlar şiire düşkün bir kimse değillerdir, pek meşgul olmazlar şiirle. Bizim bir ara şiir yazdığımız anda buyurdular ki şiirle değil de gönlüne bazı ilhamat olursa, misaller düşerse, onları yaz o nedünnidir diye, bundan da men ederlerdi. Bazen coşkunluk hali zuhur ettiği zaman yazılabilir diyorlardı. Fakat üzerinde durmazlar. Onların gönlüne Halıkı Lemyezelden düştüğüne göre bizim için çok faydalı olan esaslar vardır. Bu şehirlerden bir tanesi vasiyyet diye başlıyor, tavsiyelerle başlıyor. Rabbimizle bize Kuran-ı Azimüşşan'da birçok hakikatleri tavsiye olarak bildirir. Mesela Lokman Aleyhisselam'ın oğluna olan nasihatleri bize tavsiye olarak buna benzer pek çok ayat-ı ilahiye var. Lokman aleyhisselamın oğluna vermiş olduğu öğütler var Kuran-ı Azimüşşan'da. O sadece o devre ait değil de artık kıyamete kadar geçerlidir.
Mesela ilk vermiş olduğu öğüt ve nasihat şudur. Katiyen Allah'a ortak koşmayın. Şirk en büyük hatadır. Çünkü yaratan Mevlamız, bize rızık veren Mevlamız, hayat veren Mevlamız, gözlerimizi aydınlatan, kulaklarımızı duyar hale getiren elimizin tutmasını, ayağımızın yürümesini, organlarımızın çalışmasını, çoluğumuzu çocuğumuzu mal mülk ne varsa hepsini lütfeden Mevla, aramıza sevgiyi koyan Mevla, ona karşı olduğu için bu tavır büyük bir günahtır diye buyruluyor. İsyandır, günahtır. Artık böyle tarif edebiliyoruz. Büyük bir zulüm buyruluyor. Ondan sonra namaz konuları gelir. Birbirimize hakkı tavsiye etmemiz bildirilir. Zerre kadar bir hata da yapsanız orada geçen bir buğday tanesidir. Bu buğday tanesi dinmesi en küçük bir taatiniz de olsa, işte bir taşın altında da olsa, ne öyle olursa olsun, Allah'ın huzuruna gelecektir diye.
Sonra tevazu hakkında, daha indiğimiz zaman kibritmememiz, seslerin en çirkini birbirinizi kırmayın diye devam eder. Seslerin en çirkini merkebin sesidir, buyrulur. Çünkü onun şehevi arzuyla sesini çıkardığı ifade edilir. O bağırması şehevi arzusundan dolayı. Bu sebeple seslerin en çirkini merkebin sesi. Biz sadece bunu merkebin sesi olarak ele almayız. Deriz ki Rabbimize münasip olmayan haller, tavırlar, günah olan durumlarımız da buna müşabihtir diye bitmez ve tükenmez anlamını bitiremeyiz. Çok tavsiyeler Uraz-ı Müşran'da Efendimizin tavsiyeleri sallallahu aleyhi ve sellem. Hadis-i Şeriflerde, Evliyaullah'ın tavsiyeleri. Menakıb kitaplarına baktığımız zaman görürüz, bitmez ve tükenmez. Çoğu eserler var. Burada da vasiyet diye başlamış, vasiyet ederim size abdest alın, taze taze, içi fena güzel yüze, yapma işte riyadır bu.
Kalbi Selim Ve Ruhun Arınması kaydında Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi. Diye, üstadımızın şiirlerinin içerisinde bulunduğu bir kitap var. Bunu çok kısa bir zamanda yazmışlar. Bu yazıldıktan sonra, bu yazıldıktan sonra Sami Efendimiz hazretlerine okunmuş. Okununca buyurmuşlar ki İhvanımız bunu talim etsin. Çünkü yolumuzun esaslarını bildiriyor. Bir de baş kısmında…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 14 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bu dörtlüğün içerisinde ulema-i kiramdan bir zatın dediği gibi ben demiş bir ay vaaz ederim. Zaten bakıyoruz abdest alın taze taze, bir abdest konusu, Abdesti tastamam almak, insanın günahlarının aklına vesile küçük günahlarımızın, derecelerin yükselmesine vasıta, sebep bir abdest konusu. Eğer dualarla alacak olursak bir abdestli dualarla bir de o aza ile yaptığımız günahlara tövbe edecek olursak son damlasına kadar küçük günahlarımız affoluyor. Bunu İmam-ı Azam Efendimiz Rahmetullah Ali Hazretleri de keşfen kalben müşahede ediyor. Bundan dolayı mai kullanılan suyun vücudumuza sıçramaması gerekir. Eğer hatırlarsanız bizim büyüklerimiz bu hususta maluma sahip olanlar izlerini bir lurt alırlar, o suyun sıçramaması için. O günkü imkanlar dahilinde söylüyorum, tabii bugün ona pek ihtiyaç duyulmuyor. Bir abdest konusu, abdesti alma. Ne büyük bir sır o abdest alma.
Azalarımızın temizlenmesi, çünkü Rabbimizin huzuruna duracağız. Sizi bir düğüne davet etseler, bir nişana davet etseler, bir toplantıya davet etseler, en azından bir kaymakamdı, bir valiydi, bir diyelim bakandı, bir başbakandı, bir reisi cumhurdu, oraya davet edilse kişi ne yapar? Bugün ben yüksek bir huzura davetliyim, onun için her şeyimin temiz olması gerekir, yeni elbiselerimizi giyer öyle çıkarız. Bu huzuruna çıktığımız kim? Mevlayı zülcelal. Çünkü namaza durduğu zaman kişi bizzat Rabbimizin karşısında oluyor ve meleklere iyi meleklerin siz kan dökecek, fesat çıkaracak kimse diyordunuz. Şimdi kullarım nasıl bağ, şimdi taat için huzuruma geldiler, namaza durdular diye iftihar ediyor meleklere karşı. Bizim kıymetli bir hocamız felç geçildi. Bu rahatsızlığından dolayı çok zorlanıyordu, çok sıkıntı çekiyordu abdest almasında da hareketlerinde de.
Bu gece ibadete kalkıyor fakat elbisesini giyiyor. Halbuki pijaması var. Fakat gündüz nasıl bir iş yerine giderken, bir meclise gelirken elbisesini giyiyorsa, aynen onun gibi böyle takım elbisesini giyiyor. Hanımı diyor ki hastalıklarını da bildiği için, ki hastalıklarında bildiği için, hocam rahatsız olduğunuz belli, bunu giyerken ne zahmetler çekiyoruz. Gel bu sıkıntıyı çekme, bak pehlivanla kıl deyince hanım ben kimin huzuruna çıkıyorum biliyor musun? Tabii Rabbi Zülcelal'imizin huzuruna çıkılacağı için abdestle tertemiz olmamız gerekir. Ama şartlarını haiz olarak ama şartlarını haiz olarak alınır. Hele misveh. Gerçi parmaklarımız ifade edilir başparmak ve şehadet parmağı ve bir bizle temizlenmesi kitaplarımıza geçer. Fakat misveğin yerini tutmaz tabii. Ne kadar olsa bile misveğin temizleme özelliği var.
Sonra onun bir parçası midemize düşecek olsa yine bir sıkıntı açmaz ve dişin en gizli yerlerine isabet edecek de şekillenir. Soruluyor, ya Aişe, Resulullah'la sen her zaman berabersin, bize onun tavrından haber verirsen ne yapar, ne eder, evdeki durumlar nasıldır. Biz görüyoruz, mescitte görüyoruz, dış işlerde görüyoruz, pazarlarda görüyoruz, tebliğinde, davetinde müşahede ediyoruz. Ama ev halini bilemiyoruz, evde durumu nedir? Mislek mübarek ağızlarından düşmez diyor. Yatacağı zaman mis bekliyor, kalktığı zaman mis bekliyor. Öyle ki diyor Sahabe-i Kiram sanki dişlerini oynatacak gibi. Bir defasında Eba Eyyub El Ensari Hazretleri evlerinde misafir olarak kaldılar aslında o ev Efendimizin evi. Meliki Tüba orayı ahir zaman nebisi için diye yaptırıyor. Aslında kendi evlerine oturuyorlar sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz. Bir diyor yemek hazırladık, Resulullah'a takdim ettik.
Yedikten sonra da diyor biz teberrük ederdik. İşte mübarek elini, mübarek elleri nereye dokundu, nereye değdi diye o yemekten diyor teberrüken alırdı. Şuraya mı acaba eli değdi, şuraya mı mübarek eller isabet etti. Baktık diyor yemeye yememiş. Bir isabet etmiş ama yememiş. Ya Rasulallah neden yemediniz? İçinde sarımsak vardı buyurmuş. Ben Cebrail aleyhisselam'la görüşüyorum. Temiz bir ağızla, bak Kuran-ı Azimüşşan'ı okurken de temiz bir ağızla denir. Namaza dururken öyle. Soğanla, sarımsakla, ağızdaki uygun olmayan bir hal ile mescidimiz'imize yaklaşmayın buyuruyor. Öyle bir koku olduğu zaman mescide girilmesi bile doğru değildir. Çünkü bir başkasını da rahatsız edeceksin. Diğer hususları da artık düşünelim. Ben buyuruyor Cebrail Aleyhisselam'la görüşüyorum, temiz bir ağızla görüşmek istiyorum. Cebrail Aleyhisselam getiriyor ayat-ı ilahiyeyi.
Efendimiz mübarek dudaklarını hareket ettiriyor. Çok yakın Cebrail Aleyhisselam'a. Dudaklarını hareket ettirmesi de ayat-ı ilahiyeyi hemen kapayım buyuruyor. Biz bunu okuruz da şahsımızda yaşamayı pek düşünmüyoruz. Biz de Allah'ımızın emrini tatbikte çok süratli olmamız gerekiyor, çok gayretli ve çabalı olmamız. Diyor Resulullah sen ölse, Allah'ımızdan emir geldi diye o emri almak için dudaklarını hareket ettiriyor. Aman ha bir kelimesini, bir harfini, bir noktasını zayi etmeyin diye. Habibim dudaklarını hareket ettirme, biz Kuran'ı senin gönlüne yerleştiririz buyursunlar. Yakın. Mübarek diyor dişlerini, dişi saadetlerini diyelim, böyle sökecek gibi misle kullanırlarmış. Bir ara rahatsızlıklardan dolayı memleketimizde olan, dediler ki bir filip meydana geldi, o mahlukun ismini de vermek istemiyorum sizin nezih huzurunuzla ve şu nezih mekanda eller yıkanacak dediler.
O zaman düşündüm, dedim ki eller yıkanacak bilmem falan deniyor. Rasulullah bunu her zaman söylüyor Sen de Allah diyor. Yemeğe başlamadan önce, ellerinizi yıkayın, bunda bir ecir vardır, yemekten sonra yıkarsanız iki ecir vardır, uyandığınız zaman biraz hicap edeceğiniz durum ama yıkayın çünkü ellerin uykudayken nerede gezdiği belirsiz buyruluyor. Ellerinizi yıkayın diye öyle kaideler öyle esaslar koymuş ki hayran kalmamak mümkün değil, sadece bir konuda da değil, her konuda bir abdestli alma dedem Rahmetullahi Ali Hazretleri, alay yürütüsü İbrahim Efendi, Yahya Ali'yi teşrif buyurur. Ta yirmili yıllar olsa gerek. Gelir, o zaman ilan edilir. Büyük bir camimiz var. İşte Es'adi Erbili Hazretleri'nin Uhlefasından, Alay-ı Müçtüsü İbrahim Efendi geldi, intisab etmek isteyenler buyursun diye intisab ederler. Delerini de çok muvafık görürler intisab için, tanıdıkları için.
Bir kere kendisi Seyyid, efendimizin soyundan geliyor sandıyallahühu. Anneleri de belli, babaları da belli, ceddi aileleri belli, tanınan bir aile. Dedi ki Mustafa Efendi intisabiydi. Dedem genç daha, der ki görmem lazım, hal ve tavırlarını bir kere müşahede etmem lazım, kolay kolay insan gönlünü bir yere kaptırmaz. Hacı Zühtü Efendi Hazretleri bir kimseye diyor ki evladım nereye intisaplısın. Kendisinin Hüsamettin Efendi diye bir şeyhi var. O da, siyitlerden. Sima olarak da Cenabı Hak çok güzel halk etmiş yaratan Rabbimiz. Diyeceksiniz ki şekil şemail olarak acayip görünen nedir? Ona da Rabbimiz ayrıyeten bir güzellik vermiştir. Üstadımız bize talip efendi diye yolmayan Üstadımız bize talip efendi diye yolmayanlığından anlatırdı, Adanalı. O kadar çok anlatıldı ki biz çocuğuz. Tabii anlata anlata anlata acaba bu talip efendi kim, talip efendi kim merak ediyoruz.
Gördük ki adam şekil olarak Allah'ımız öyle halk etmiş, çirkin diyemem Mevla yaratıyor. Fakat öyle bir duruş var. Bir onu gördüm, bir Mehmet abinin, bir han abinin babasını gördüm. Bir de Sami Efendimiz Hazretlerinin, kalpte Sallallahu Aleyhi sırra, yanında bir zat gördüm. Böyle birkaç kişi huzur ehli olduğu şekillerinden belli oluyor. Oturuşundan, kalkışından, bakışlarından belli oluyor. Çok ağır ol diyorlar, çok ağır. Üstadımız ellerini ceplerine sokarmış, parasını alırmış, cüzdanını açar oradan infak edermiş. Efendimiz buyuruyor sallallahu aleyhi ve sellem sıddıkın cebi benim cebim buyuruyor. Sıddıyın cebi benim cebim. Ama Allah'ımız öyle bir manevi güzellik vermiş ki hayran kalmamak mümkün değil. Üstadımızın yanından hiç ayrılmayan bir zat var. Ladikli Ahmet Baba yedilerden. Bu yedilerden denir, işte gözünde nasıl, kalbinde gönlünde nasıl canlandırmışsa görünce bu muydu demiş.
Bir daha yanına yaklaşamaz üstadımızın. Ne oldu bilmiyoruz. Adam şiirler yazdı, nadim olsam kabul etmem mi efendim, ne davet etsem bağışsam al mefh, yazıyor, yazıyor. O bağışlamaz olur mu? Allah'ımız bağışla denilen sırrı fakat hassas bir tire dokunuyor. Bir gün fakir de sordu, üstadım da sordum. Konuşuluyor kardeşim, gerilerden diniyor, kırklardan diniyor, ricalühugayt deniyor. E bir de söylüyor da Üstad-ı müstakim mübarek bir insan diyor, şekil şemail bakıyorum çocuğum ama. Dedim ki bunlar hep bu şekilde böyle olur oğlum dedim. Herkes onları tanıyamaz. Kendileriyle anlattı bize, Rozza-i Mutahhar'ye girdin buyurdu. Ashab-ı Suffe'de otururken bir adam, bizim dedi köyümüzde Mustafa amca diye birisi vardı, Hattan Osmanlılar dediler. Onun gibi dedi şöyle bir şey gördüm dedi ama kalbim itiraz etmedi dedi elhamdülillah dedi.
Bu ne arıyor orada diye, diğer gibi Ashab-ı Soffe'de, meğer Pakistan'dan Ricerü'l Luyayib'dan Muhammed Can Hazretleri imiş. Sırf bunun için Sami Efendimiz Hazretleri dil öğreniyor dil, görüşeceğim diye. Şam-ı Şerife hicretlerinde kapıya bu zat gelir, yanında bulunan kimse şimdi görüşme zamanı mıdır, biraz sert davranmış. Sami Efendimiz benim çok sevdiğim bir zatı kırdın demiş, bu kadar. Ama uzatta kırılmış, ne demişse bir daha da yanına yaklaşamaz zaten. Kardeşlerim hiç belli olmuyor ki, bilinmiyor ki. O zaman ne yapacağız? Her geceyi kadın, her hurdüğümüzü Hızır bileceğiz ama yine dikkatli olacağız. Nasıl bileceğiz onu? Kokuları gelir. Onların kendisine mahsus bir kokusu vardır. O dişinden de tırnağımdan da belli olur. Onu bilmemek mümkün değil, eğilince malum o. Biiznillahi Teala.
Dedem Rahmetullah Ali Hazretleri, bendir onun halini araştıracağım, alayın mevzusu İbrahim Efendi abdest alır, şu dirsek kısmını merak ederiz. Burayla beraber kol burayla beraber kol yıkandığı zaman e, tamamdır abdest. Ebu topuklar da bu şekilde. Yalnız dedem çok hassas bir insan. Burayı pek geçmiyor merakım. O zatta kerameten demiş ki sen üstadımıza intisap edeceksin Esad-ı Erbili Hazretleri'ne, hakikaten de öyle olmuş. Şer'i böyle pek yanlışlık değil de edep olarak görülmüş. Edeb olarak. Bu da onun çok büyük bir hassasiyetini, şer'i Şerife dikkatini gösterir. Bu Yeşilhisar içmecesini çokça anlatıyoruz. İçilen su münasebetiyle dışarıya çokça çıkılır hatta pijamalı bir şekilde veya bol elbiselerle çünkü çok güzel dışarıya çıkartır o, hiçbir kimse kolay kolay gelip de abdest almaz. Çünkü hemen yine dışarıya ihtiyaç duyulur. Üstadımızın üstazını gördük, her defasında abdest alıyor.
Alır ende, Allah Allah, son derece dikkat ediyor. Zaten kulları ipinle ta yukarıya doğru kaldırıyor. Bunu Ankara vaizlerinden bizzat bize şunu anlattı. Dedi ki ben otuz sene kürsüler Hacı Bayram'da abdest anlattım. Ne abdest almışım dedi bize, ne de abdest tarif edebilmişim. Bir dedi Sami Efendi Hazretlerinin abdest suyunu döktüm, o zaman gördüm abdest nasıl alırım. Şunu gördüm, hatırladığım şu, şimdi mübarek üzerini yıkıyor su ile, tekrar su alıyor mübarek parmaklarını, gözleri çok çukurdaydı, zafiyet olduğu için hiçbir şey yok, bir, bir, bir, iki. İçini şu şekilde yokluyordu böyle, onu gördüm ama. Bu göz çukurlarından itibaren bu şekilde. Bir de kaplama mesh yapıyorlar. Masiyet ederim size, abdest alın, taze taze, içi fena güzel yüze, yapma işte rüya Abdesti bozunun diye tekrar abdest alıyor.
Fakat bunlar abdestli olduğu halde namaz vakitleri gelince yine alıyorlar nurun ala nur oluyor. İçi fena güzel yüze. Bu hadis-i şerif, dilin kalp ile uyuşmaz. Kalbi dile muvafık gerekir. Şimdi kalp çok değişik görüşlerde, değişik fikirlerde fakat diliyle sevmediği halde seviyorum diyor. Halbuki kalp de bize yine hocalardan bizzat anlattı. Ben diyor Üstadımız hazretlerine geldim, bir söz söyledim diyor. Sevgimi ifade eden bir söz. İçime diyor bir ses geldi ama bağırıyor diyor. Öyle kulakla diyor duymuyorum. Fakat benim gönlüm duyuyor diyor, bağırıyor o ses diyor, riya. Üstadına bir söz söylemiş. Demek ki bir medihte bulunmuş, bir de övgüde bulunmuş. Benim diyor, kalbime diyor, riya diye bir bağırıyordu. İki dil de olacak buyuruyor. E zülvechheynidir, buyurulur.
İşte bir tarafa bir türlü, bir diğer tarafa başka tarzda olursa iki dilli olarak Allah'ın huzuruna gelecek diye düşünelim iki tane dil. O da bu şekilde mi bakalım? Bilim, edep, takva olsun. Şimdi bu ne düniyet değil de nedir? Büyüklerimiz buyurur ki ulema-i kiram da bunu Mezhep imamlarımız, mezhepte müçtehid olanlarımız edebi olmayana ilim bile tarif etmemişler. Eğer edepli bir kimse değilse ona ilim bile tarif etmemişler. İmam-ı Züfer Rahmetullah Ali, İmam-ı Züfer'in Rahmetullah Ali görüşleri çok müstesna ve bir mevzudaki isabeti ulema beyninde çok kabul görür. Böyle olduğu halde İmamı Yusuf ve İmamı Muhammed gibi değil, İmam-ı Ammar edilir ikisine zaten iki imam İmam-ı Yusuf ve İmam-ı Muhammed, İmam-ı İmam-ı derim kitaplarımızda. Çok yüksek ilmen dirayeti olmasına rağmen diyor görüşü onlar gibi kabul edilmedi. Sebebi de iki kabin var. Birisi ata diyor yalan söyledi.
Bir kabı tutmuş öne, içine arpa korna, at içinde arpa vardır diye gelir, halbuki yokmuş. Bir de abdest alırken İmamı Azam Hazreti tabi geliyor rahmetullahi, ayağa kalkmamış abdest alma. Ondan diyor görüşü diğerleri gibi kabul edilmedi. Edep, bilim edep takva olsun. Gönlünüze feyiz dostsun. Kov istemem, ihvan bilsin, söz getirmek fenadır bu. Sünnete temessük edip belki mübarek dilleri anlaşılmayabilir, sünneti seniyyeye uyun, buyuruyor. Cami cemaate gidin, emir tutman ihvan edin, saliklere huzurdur bu. Kendi vücudu alilerine hizmet edenler oluyordu. Ezan okunduğu zaman biraz da latifeli tarzda, derhal camiye gönderirdi. Kendilerinin gitme durumu sıhaten mümkün değildi sıhhi yönünden. Elinden geldiği kadar gidiyordu, bir vasıtayla gidiyordu. Biz üstadımızı uzattı biraz mescidimiz, sonra yapıldı Kalender Camii.
Sabah namazlarını, yatsı namazlarını ve diğer vakitlere geldiğini iyice biliyoruz. Hatta gelir cemaat böyle bir füh yerinde adam tarladan gelecek vesaire işinden gelecek ondan dolayı beklenir. Ezan okununca hemen iştirak etmezler. İşte üstünü değişecek, ne yapacak nasılsa onun caminin önünde beklenir. Üstadımız Hazretleri yanına bir eser alırdı. Hatırlıyorum İmamı Gazali'nin Rahmetullah Ali bir eseri, demin de, mahlukatla alakalı yer, sema ve diğer hayvanatın ve insanın yaratılışındaki sırlar onu açar okurdu. Oradaki hur cemaat toplanırdı veya başka konular anlatırdı. Yani bir mektep gibi nereye otursa oraya rahmet oluyor biiznillahi teala. Kendileri hiç mescidi bırakmazlar. Son rahatsızlıklarında da arabalarla gidip geliyorlar ama yine bırakmıyor. Kendileri gelemeyince, etrafında bulunanlara aman ha namaza der böyle, şiddetli bir şekilde yetişin, namaza yetişin diye gönderirlerdi.
Tabii biliyoruz özelliklerini biliyoruz. Sünnete temessük edin, cami cemaate gidin, emir tutman, ihvan adın saliklere muzırdır bu. Fıkıh ile hadis öğren, nefsini yıkmaya davran, mürşide binde bir vuran sakal altı sualdir bu. Cahil sofulara varma, ne kadar güzel eskatları koymuş. Buna müteşeyrik derler. Mustasfifedirler. Bunu İmam Malik hazretleri ele alır. İlimsiz tasavvufa dalmak, ilimsiz tasavvufa dalmak zındıklığa götürürdür. Tasavvufsuz ilme dalmakla fıska götürürdür diye, fasıklığa götürürdür diye. Bağlandığın ipi kırma, huzur da boynunu burma, görür için röntgendir bu. Yani huzurda diyor böyle bir derviş gibi, sufi gibi oturma, için görünüyor diyor. İç halin görünüyor. Şöhreti talep eyleme, sakın cahimi boylama, Dersini ile söyleme. Mıntıka da lekedir bu. Halkın içine karışma. Bu çok önemli, tasavvufta çok önemli. Tasavvuf deyince dinimizin hassasiyeti demek bu.
Hani uygunsuz yerlerde bulunmayın demek halkın için derken, uygunsuz meclislerde, isyan olan yerlerde bulunmayın. Çünkü rahatsız eder. Şimdi diyorlar ki sığıra içen densen içmeyen daha çok sıkıntı çeker, daha çok rahatsız olur. Dumanındaki o mikropların daha tesirli olduğu ifade ediliyor içendense. Efendimiz buyuruyor var, kayınvalideeler var, kayınları var, yakınları mevcut. Orada levha yazarken gelen kimseler olmuş, onlar konuşuyorlar. Meğer yersiz konuşmalar da oluyormuş arada. Anlattılar bize gece rüyamda o gelen insanlara kimin heybetini yapmışlarsa onların ölü eti getiriliyor. Üstadımıza da bir tavuk eti getirilmiş, yiyemedim dedi. Onların ölü etini yediklerini görünce yemedim diyor. Hani bu gibi meclislerde bulunmayın. İbrahim bin Ethem Hazretleri'nin, Kaddesallahu Sır'a bir yere davet etmişler. Kapıyı açmış, içeride uygunsuz haller var gıybetli sözler ve sahip.
Kapıyı geri çekmiş çıkmış. Ya İbrahim nereye geliyorsun? Biz seni davet ettik yemek verilecek, siz katıklandınız buyurmuş. Siz şimdi gıybet ettiğiniz insanların ölü etini yiyorsunuz, ben böyle bir mecliste bulunamam demiş çıkmış. Bir mazeret olur rahatsızım denir, ruhen rahatsızım denir, kalben rahatsızım denir. Eğer varılacaksa bir akrabandır, varacaksın tabi. Gönül alacak kadar, gönül alacak kadar. Mütevelliye, Sami Efendimizin evlatlarına gelenler oldu başka bir vilayetten. Mustafa Alem der amca. Kendisinin bir kardeşi varmış orada, geldiler, bir kahve ikram edildi, kahve içti, hal ve hatırını sordular kardeş değil mi? Halini sordu hatırını sordu. Çok fazla sürmedi, sonra söze değişmeye başladı. Kalkalım dediler, işte bizi mazur gör, bizim programlarımızda devam ediyor diye halktılar. Mürşid-i kamilimiz görürdün, akrabasını bilgide toplardı. Bildi edep bu.
Küçük kardeşlerinin evinde toplandı. Orada demek ki gönülden geçmişte büyük kardeşleri var onun evinde niye toplanmalı da küçük kardeşinin diye. Buyurdular ki bu ilim ehli bir insandır. Ne kadar büyük kardeşleri de olsa ilim büyüktür diyor. Onun için ben ilim ehli kimsenin yanına geldim, diğerlerine de iştirak, ederlerse kendilerini bilir şeklinde gönüllerini aldılar, memnun ettiler. Halkın içine karışma, şeytan ile hiç barışma. Ne kadar güzel. Biz defineyi bırakmışız, hiç meşgul olmamışız. Üstadımızın mübarek sözleri hep Nur suresindeki ayetleri neleri hep bize uzatıyor. Zaten baştasak bitmez. Zalim bir kavim ile işi görüştükten sonra fazla durmayın buyuruyor. Çünkü rahatsız olursunuz, hasta olursunuz. Şeytan ile hiç barışma. Velette birru hutuvatis şeytan. O düşmandır onlar. Onların izini takip etmeyin buyuruyor. İhvanlar ile çekişme fena ahlak sıfırdır bu.
Artık çok uzun sürüyor, şu gıda ile tamamlamaya çalışayım. Halvet de kadınla oturma, kalp gülistanın batırma, oradan ora laf götürme, içimizde nemmamdır. Sizi bilmiyorum da hayran kalmamak mümkün değil. Şöyle akıcı bir dille bu doğuş değil de bir tuluvat değil de, garanti olarak ifade ettim, doğuş değil de nedir bu Doğuş değil? Şu kısa dört mısralık kıta içerisinde esasları öyle yerleştirmiş ki halvette kadınla oturma. Biri Rabiatü'l Adeviye biri de Hasan-ı Basri olsa buyuruyor. Şeytan kötü düşünceyi hatıra getirir. Çok şey anlatırım size de, söz oraya buraya çekilir diye ifade edemiyorum. Kalp gülistan'ın batırma, oradan oraya laf götürme, içimizde nemmamdır. Velhamdülillahi rabbil alemin. Görüşmemizin bu sonunda Kuran azimüşşan'la bitmiş oluruz, dinleriz. Çok hocalardan duyuyorum, ashable, hıtamıhu misk duruyorlar Kuran-ı Kerim okunursa bir sohbetten sonra sonu misktir diye.
Bu Mutaf Fifim Suresi'nde geçer. Buradan alarak ifade ediliyor. Biz de görüşmemizin sonunun misk olması için bilmiyoruz. Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi.