İnsanların Huzursuzluğu ve Rabbimize Yakınlığın Önemi
İnsanların Huzursuzluğu ve Rabbimize Yakınlığın Önemi kaydında Cuma sohbeti, değerli dinleyenler, şimdi sizlere Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin cuma sohbetini sunuyoruz. Rabbimiz Zülcelalimizden şerlerin hayra, fitnelerin huzura ermesini yüce Mevlamızdan dilerek başlıyorum. Çünkü bakıyorum insanlar kendi içlerinde bir huzursuzluk yaşıyor. Ailede huzursuzluk yaşıyor. Kardeş kardeşle, kız kardeş, kız…
Cuma sohbeti, değerli dinleyenler, şimdi sizlere Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin cuma sohbetini sunuyoruz. Rabbimiz Zülcelalimizden şerlerin hayra, fitnelerin huzura ermesini yüce Mevlamızdan dilerek başlıyorum. Çünkü bakıyorum insanlar kendi içlerinde bir huzursuzluk yaşıyor. Ailede huzursuzluk yaşıyor. Kardeş kardeşle, kız kardeş, kız kardeşle, baba anne ile, kardeş, kardeşle, akraba akraba ile, komşu komşu ile bunun yanında ilçeler olarak olsun ta biz bir mahalleden başlayalım. İlçelere, illere, devletlere bakıyoruz büyük bir huzursuzluk var. Biz bu huzursuzluğu nasıl aşacağız? Bundan nasıl kurtulacağız? Akif'in dediği gibi ey elleri böğründe adam kalk, ey elleri böğründe duran adam kalk dediği gibi bizim kalkmamız icab eder. Ama nasıl kalkacağız, nasıl edeceğiz? Şaşıracağımız Rabbimizin lütfu ve ihsanı ile hiçbir şey yok.
Gayrimüslimlerden birisi der ki bu nasıl bir peygamber sallallahu teala aleyhi ve sellem. Af buyurun tuvalette elin durumuna kadar anlatıyor. Kış gününde elin vaziyeti nasıl olacak? Yaz gününde elin durumu nasıl olacak? Ve bunun yanında ta idari noktalara kadar her şeyi ele alıyor. En ince noktalarına kadar, en ince noktalarına kadar ele alıyor. Bu diyor nasıl bir peygamber? Bakın tıbba dair öğüne esaslar ifade buyuruyor ki hayran kalmamak mümkün değil. Cüzzamdan aslandan kaçar gibi kaçın buyuruyor. Bir aslan ifadesi cüzzam mikrobunun ona benzediğini ifade ediyor, bildiğiniz bir husus. Buna benzer neler neler. Bunların hepsi ayrı bir konu. Tıbba dair söylemiş olduğu mübarek sözleri mesela ellerin hilallenmesi, ayakların hilallenmesi, el arası ayak arası rahatsızlıkların geçmesine sebep oluyor. Bir abdest almadaki özellikleri hem manevi hem de maddi olarak anlatmakla bitiremezsiniz.
O yüzdeki elektriklenmeler, menfi olan haller hep müspete abdest sayesinde dönüşüyor. Mesela namaz kılan bir kimseyle abdest alıp namaz kılan bir kimseyle kılmayan arasındaki fark resimlerle ifade ediliyor. İşte diyelim yetmiş yaşında bir Müslüman kimse, yetmiş yaşında da abdest ve namaz bilmeyen bir başkası. Bakıldığı zaman yüzündeki tazelikten, o yüzündeki güzellikten anlaşılıyor. Bir başkası tamamen kırışmış ve bed bir şekil alıyor. Korkunç bir hal alıyor. Baktığı zaman insanın tiksineceği bir tavır arz ediyor. Ama bir Müslümanın bakıyorsunuz yüzünde o kadar bozulma yok, tazeliğini muhafaza ediyor ve baktığın zaman zevk duyuyorsun. O kırışıklar arasında nurlar fışkırmaya başlıyor. Böyle bir kimseyi gördüm, daha çocuktum. Pek aklımın irdiğini zannetmiyorum ama zannedelerim temyiz anı olabilir. Yani iyiyi kötüden ayırt edebilecek bir vakitte olabilir ama bu bile değildi.
Bir annemizi gördüm, bir annemizi gördüm. Bu annemiz çok kısa zamanda seyri sülukünü tamamlıyor, ruhani ve manevi gelişimini tamamlayan tecellilere mazhar olan bir anne. Onun bizde kalan, gönlümüzde kalan şekli şu, şu kareler kaldı gönlümde ve kafamda. Onun gözlerinin uç kısmındaki bir nur, yüzündeki nur. Çünkü bu kimseyi yıllar sonrası yine gördüm. Tamamen tersiydi. Olumsuzluğu anlatmak istemiyorum. Herkese imanından dolayı saygı duyuyorum. Halıkımızın yaratmasından dolayı, halık sıfatından dolayı sevgi duyuyorum. Çünkü biz yargılamakla mükellef değiliz, o Allah'ımıza aittir, Sadece tebliğimizi yaparız. Uygunsuz bir tavrından dolayı mürşid-i kamiline olan bir saygısızlıktan dolayı değişti tabii. O gördüğümü unutamıyorum. Şu gözlerindeki kırışık yerlerindeki fışkıran nuru unutamıyorum.
İnsanların Huzursuzluğu ve Rabbimize Yakınlığın Önemi ne anlatıyor?
İnsanların Huzursuzluğu ve Rabbimize Yakınlığın Önemi kaydında Cuma sohbeti, değerli dinleyenler, şimdi sizlere Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin cuma sohbetini sunuyoruz. Rabbimiz Zülcelalimizden şerlerin hayra, fitnelerin huzura ermesini yüce Mevlamızdan dilerek başlıyorum. Çünkü bakıyorum insanlar kendi içlerinde bir huzursuzluk yaşıyor. Ailede huzursuzluk yaşıyor. Kardeş kardeşle, kız kardeş, kız…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 18 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Abdest ve namaz, ibadet ve taat insana öyle güzellikler meydana getiriyor ki, bunun arz ettiğim gibi maddi olan faydalarını da anlatmakla bitiremeyiz biz. Bir namazın dahi, bir taharetin elle yapılmasında tıbbi birçok faydalar anlatılıyor. Elle yapılmasında. Bir başın mesh edilmesi, bir boyun kısmının mesh edilmesi, birçok rahatsızlıkları tamamen deferep ediyor. Yani dinimiz öyle bir mükemmel din ki her şeyi ele almıştır. Ondan dolayı diyorum işte işin sözün başında ifade ettiğim gibi başta şahsımız, Eshablegu enfüsekum ve ehlikum nara Bir merkezden muhite doğru yayılış var. Hep buradaki sıkıntılar, şimdi alışveriş yerleri diyorsunuz bir sıkıntı var. Kimse bir diğerinden emin değil. Alıcı satıcıdan, satıcı alıcıdan hiç memnun değil, rahatsız ve bunu biz daha da genişlettiğimiz zaman ülkeler arası sıkıntıları görüyorsunuz, rahatsız. O zaman ülkeler arasındaki rahatsızlığı nasıl çözeceğiz?
Allah'ımız kitabı Kerim'inde, kitabı Kerim'inde buna da işaret buyuruluyor. Ra'd suresinde, Ra'd suresinde sekiz tane esas anlatılır. Bu sekiz esas dikkat edilirse cennetin, cennetin sekiz kapısına işarettir. Orada Ayet-i Celilelerde ifade buyurulan sekiz husustan birisi işte kötü olan huylarımızı güzel olan huylara tebdil etmek. Diyelim ki biz cehalette isek okumak suretiyle ve talimle ehlinden alacağımız bilgilerle maluma sahibi olmaktır. Yine bunun yanında gizli de olsa, açık da olsa Allah'ın yolunda sarf etmektir. Gizli olsun, açık olsun. Gizli verilmesi tabii ki daha hayırlıdır. Yalnız bir başkalarını teşvik için olacak olursa bir başkalarını teşvik için olacak olursa nedir? Bu daha hayırlıdır buyuruyor Mevla-yı Zülcelal'imiz. Şimdi biz bir iyilik yapıyoruz, bir infakta bulunuyoruz. Bu infakta bulunduğumuz zaman açıktan yapacak olursak Bu açıktan yapmış olduğumuz hayır nedir?
Daha da iyidir. Mevla-yı Zülcelal'imiz buna işaret buyuruyor ayeti celile-i cemilede mesela Esribillah Ayet-i celile-i cemilede onlar Allah'ın birleştirilmesini buyurduğunu birleştirirler. Bu ayeti celile'de akrabalık bağları diye geçer. Şimdi gurbet kelimesinden, yakınlık kelimesinden ele alacak olursak müfessirini izamın bir kısmı diyorlar ki sizin komşu olan ülkelerle olan bağınız da güçlenmesi gerekir. Ülkeler arası bağınız da. Mesela hakaret etmeyeceksiniz, sizin komşunuzdur. Zulüm katiyen edilmeyecek, ladarara ve ladırara ne zarar verilecek ne de zarara girilecektir. Rablerinden korkarlar ve kötü hesaptan da sakınırlar. Ve onlar Rablerinin rızasını dileyerek sabrederler. Ve egamus salah. Bu ayeti celleyi de çok iyi ele almak lazım. Kavmi fiili ile namazı dosdoğru kılarlar demek.
Şimdi görüyorsunuz namaz kılıçları şöyle bir cemaatin gerisinde durduğumuz zaman iki secde arasında Sübhanallah diyecek kadar durulur. Semiallahu limen hamide deyince bir Süphanallah diyecek kadar durulur. Azanın, azanın sükunete ermesi gerekir. Buna çok dikkat edelim. Azaların sükunete Mesela iki secde arası durduk ya, durduğumuz zaman böyle azalar bir oturacak. Secdesinde de öyle. Zaten üç kere sübhane Rabbiyel avim diyoruz. Rükunde sübhane Rabbiyel avim, secdesinde sübhane Rabbiyel ala diyoruz ve manasında düşünerek düşünecek olursak huzur meydana geliyor. Üç mezhebe göre, üç mezhebe göre Şafii, Hanbeli, maliki ta'dil-i erkan denir. Edep ve erkanına riayet ederek dediğimiz hususlara riayet etmemiz farzdır. Bizim mezhebimizde vaciptir. Terk edilecek olursa namazın iadesi gerekir. Ne kadar mühim ne kadar önemli.
Huzurla kıldığımız zaman dikkat ettiğimiz zaman gönlümüz arınacak ve temizlenecektir. Mevlamız buyuruyor ki kendilerine verdiğimizden gizlice ve açıkça bağışta bulunurlar ve yedraune bilhasenetis seyyyee. İşte onlar var ya o kıymetli insanlar iyilikle iyilikle kötülüğü ortadan kaldırırlar. Yalnızca onlarındır bu yurdun sonu. Bundan anlatılmak istenen nedir? Son yurt yani öteki dünya şeklinde anlaşılmasını ifade etmişlerdir. Yani ölürken iman-ı kamille kabirde huzurludur, belki hesapsız, kitapsız, sorgusuz sualsiz geçip gidecektir ve asan olacaktır. Şimdi huzursuzluğun boyutları belli, artık içimizde ve dışımızda ülkeler arası sıkıntılar. El küfrü milletin vahiyde, Küfür bir millettir. Kendi içimizde biz barışık olmadıktan sonra, dışta barışı da sağlamamız mümkün değildir. Eğer kendi içimizde, çünkü biz artı ve eksilerle kuşatılmış durumdayız. Artı olan nedir?
Ruhumuz Mevla Zülcelal den gelmiştir ve nefsimiz nefsimiz kötülüğün odağıdır. Bu ikisinin devamlı çarpışma halinde olduğunu görüyoruz. Nefis kötülüğü istiyor. Ruh ise temelinde güzellik var, bir diğerinin temelinde bozukluk var, Bunları uzlaştırmak, anlaştırmak nedir? Az yemek, az uyumak, az konuşmak suretiyle arzu ettiğimiz gibi yemeler değil. Mesela ben şu yiyeceği de canım istiyor, sofra hazırlanmış ama şu da olsun demeden onunla kanaat edebilmek. Elimizde olanla, neyse önümüzdeki onunla kanaat etmek. İşte bir başkası çok güzel börekler yapıyor, çörekler yapıyor, yiyecekler yapıyor, bizim evimizde olmuyor diye geçimsizlik ve kanaatsizlik yapmadan razı olup gidebilmek.
Kendi içimizde biz bu harbi durdurmadıkça, bunda sulha erişmedikçe, çünkü Cenabı Hak ve sulh-u hayır ayeti celilesinde sadece bu karı ile koca arasında değil, insanlar arasında değil, kendi nefsimizle de barışı temin etmek ve sulhu temin etmektir, kendi içimizde. Daralıyor, bunalıyor, çocuklarda da o yaşantıyı görüyorsunuz. Evlatlarında görüyor insan sıkıntılı. Bir damadına bakıyor sıkıntılı. Kardeşine bakıyor sıkıntılı. Amcasına bakıyor sıkıntılı. Dayısına bakıyor sıkıntılı. Neden? İçimizde bir sulhu temin edemediğimiz için. Ne olur sulhu temin edersek mümin nişne taaccüb edilir başına bir musibet geldiği zaman sabr eder, Allah'ımız mükafat ihsan eder, bir nimete kavuştuğu zaman da şükr eder, hamdi der, Allah'ımız nimetini artırır. Bu da ecir ve mükafat olur. Kendi içimizde sağlamamız gerekiyor. Çareyi sunmamız gerekir, adam hasta. Hasta olan kimsenin çaresi nedir? Doktor.
Öyle bir rahatsızlık meydana gelmiş ki, daha yeni duyduğum bir hadise, Saframda diyor bir rahatsızlık olduğunu yıllar öncesi doktor söyledi. Muayene neticesi, işte ultrasonla, ne ile bakmak suretiyle kendilerine mahsus aletle dediler ki diyor, bir sıkıntı var, aldırış etmedim. Bir gece diyor öyle bir sızı başladı, mecbur kaldım ölüyordum diyor. Derhal doktora başvurdum. Doktorun da ehil olması gerekir. Ehil bir doktor Allah'ın izniyle diyor kurtuldu. Hasta olduğumuz zaman ne yapıyoruz? Biz doktora müracaat ediyoruz ama ehil olmak şartıyla. Diyelim ki malumatı yok, bilgisi yok. Biz neyiz? Ne için geldik? Ne yapmamız gerekir? Görevimiz nedir? Çünkü bakışımızdan, duyuşumuzdan, yürümemizden, tutmamızdan, beynimizden, kalbimizden, aldığımız, verdiğimiz nefesten hepsinden mesulüz. Ne olacak şimdi? Bunu nasıl bileceğiz biz?
Kendi şahsımıza karşı görevlerimiz olduğu gibi, bizim Rabbi Zülcelal'imize görevlerimiz var. Kardeşlerimiz arasında görevlerimiz var. Üstatlarımıza karşı görevlerimiz var. Bunları nasıl öğreneceğiz? Ehil bir muallime müracaat edeceğiz. O muallim vasıtasıyla, öğretici vasıtasıyla biz bilgisizlikten kurtulacağız. Okullara yavrularını teslim edenler ne yapıyor? En kaliteli diyor, en tecrübeli hepsini Mevlamızın halık sıfatından dolayı iyi karşılamakla birlikte tecrübeli olanı tercih ederiz diyor. Eğitimde başarılı olana, onu tercih ederiz. Yavrularımızı onlara teslim ederiz. Çünkü yetişmesi ilk anda çok önemlidir uçucu. İlk alacağı bilgiler üzerine bina edecektir. Şimdi okullarda bile ilkokulda almış olduğu soruların bile üniversite imtihanlarında sorulduğu anlatılıyor. Diyor, aynen diyor, orada gördüğüm, ilkokuldaki gördüğüm derslerin neticesi sorular soruldu diye. İlk başta önemli.
Her hususta, sadece o çocuk için değil hepimizin eğitimi için, kurtulmamız için, çaremiz nedir? Cehalet gibi bir kötülükte muhafaza olabilmemiz için bilen kimselere müracaat etmemizdir. Genel olarak ifade edecek olursak ashable feselu ehadikle inküntum late alamun, bilmediğiniz bir hususta bilene sorun diye buyruluyor. Bu sadece bu sadece bizim ilmi yönde değil, diğer bütün meselelerde o şekildedir. Yalnız ayeti celleye, sorunuz, ehlez zikir, Ehil olanlara derken bir kısım ulema-i kiramımız ibadetli, taatli, zikirli, fikirli, şükürlü, taatli olan kimselere de demişlerdir. Onların daha çok tercih edilmesi gerektiğini Biz bunu bütün okullarda gördük. Biz hocalarımızı iyi ve kötü diye bir ayrım yapmıyoruz ama hem zahiren malumatı olan hem de batınen malumatı olan ehli zikir ehli diye tarif edilen kimselerden meselelerimizi halleder giderdik.
Bizim seksen beşte Diyanet'in bir çalışması oldu, Kastamonu'da. Orada tabii bilgiler veriliyordu, çok güzel. Hem vaizler hem müftüler eğitiliyordu. Bunun yanında gönül ehli de bir kimse vardı. Mehmet Feyzi Efendi diye rahmetullahi aleyh bakıyordum bütün öğrenci kardeşlerimiz, öğrenci diyorum, artık orada öğrenci durumundaydı, hocalarından bilgiler alıyordu, hepimiz bilgiler almaya çalışıyorduk, hakikaten de istifade ettik. Bununla birlikte o gönül ehli insanın da ayrıyeten huzuruna oturuluyordu. Bize, Ankara'dan bazı vaizlerden gelenler olurdu, emekli vaizlerden. Biz ilmimizi, bildiğimizi olduğu gibi dışarıda bırakıyoruz. Üstaz-ı Ali'mizin, Hacı Hasan efendimiz, KuddiSallallahu sırra öyle geliyoruz derlerdi. Onudup bildiğini alim ise nadan ol demişler. Onların huzurunda çünkü sana öyle bilgiler verecek ki ne verecek? Bana ne öğretecek o? Ne okudu? Ne etti?
Ben ilkokulu bitirdim, ortaokulu bitirdim, liseyi de bitirdim, üniversiteyi de bitirdim. Ben işte öğretim görevlisi oldum, yardımcı doçent oldum, doçent oldum, profesör oldum, ne olacak? Ben sağımda uzman bir kürsü sahibiyim. Ne alacağım onlardan? Biz okuduk da aynen Habibi Acemi'nin Hasan-ı Basri'ye dediği gibi bir ırmak geçecekler. Hasan-ı Basri Hazretleri orada bir kayık gibi sandal bir geçmek için vasıta arıyor. Bad Habibi Acemi Rahmetullahi aleyh Kaddesallahu Sırra suyun üzerinden yürüyüp geçiyor. Daha dün ben, benim elimde tövbe eden insan, nasıl oldu da böyle geçiyorsun? Üstadın, sen devamlı kağıt karalamakla meşgul oldun, biz ise sadrımızı nurlandırmakla meşgul olduk diyorlar. Demek ki sadece satırlardan okumak değil, gönülden okumak da gerekiyor. Satırlardan okumakla birlikte zaten satır satırlardan okumanın evvela icap ettiğinde beyan ederler.
Zahirisi olmadan, batınisi de olmaz. Onlar ne yapmıştır? Gönülden okumuştur. Gönülden okumanın neticesi onlara müracaat ediliyor. Biz demek ki ehil olan kimselere müracaat etmek suretiyle cehalet hastalığından kurtulup bir bilgi sahibi olacağız. Yoksa ne yaparız? Zul mü deriz? Başta Cenabıhakk'a innek şirkele zulmün avim bilmemelerinin neticesi peygamberlere kulak vermiyorlar. Vermeyince inen kitaplara da sahifelere de kulak vermiyorlar. Allah'a ortak koşuyorlar Celle Celalühü. Bu da en büyük bir zulüm oluyor Cenabıhakk'a karşı olan görevlerimiz. Kişi zalim oluyor. Eğer cehalette kalacak olursak Ebu Cehil'in biliyorsunuz Ebu Cehil dinmesi yoksa kendisi hikmetin babası deniyor, Ebu'l Hikem deniyor kendisine. Mühim bir kimse o, ilimde bir filozof o.
Ama Allah'ı ve Resulünü tanımadığı için Said Havva'nın Rahmetullah Ali dediği gibi asıl diyor bilenlerle bilmeyenler bir olur mu derken Allah'ı ve Resulünü tanıyanlarla tanımayanlar, yolundan gidenleri tanıyanlarla tanımayanlar bir olur mu ifadesini kullanmıştır. Sonra ne olur? Nefsimize karşı zalim oluruz. Biz bir kere mükellef olduğumuzu, sorumlu olduğumuzu bilmeyince ne olur? Kafamız karışmaya başlar. Gönlümüze karışır. Her işi birbirine karıştırıp gideriz. Bir huzursuzluk, bir tatsızlık, bağırmalar, çağırmalar, hep bunlar meydana gelir. Kendimizi bırakırız, bu zulüm sebebiyle hep başkalarıyla meşgul olmaya başlarız. Ya Musa Aleyhisselam, kendi ayıplarından fare olmadıkça başkalarının ayıplarıyla meşgul olma. Evvela kendini bir kere gözetle. Acaba vazifeni yapabiliyor musun, yapamıyor musun? Yapsak dahi Allahu Zülcelal'i tanımak mümkün değildir.
İsimlerini tanırız, sıfatlarını tanırız, fiillerini tanırız ama hakkıyla tanımayız. Arafnaka Hakk'a marifetik Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Seni hakkıyla tanımadık Ya Rab diyor Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hakka marifetlik, seni hakkıyla tanıyamadık Ya Rab diyor. Bu deftere düşeceğiz ve kurtuluruz ve kurtuluş için bunları çok sevdiğim için Allah'ın kullarını anlatıyorum ve buraya çok acele bir şekilde de geldim. Dedim kafalar, gönüller bunalmasın. Çünkü sıkıntıları biliyorum biiznillahi teala. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şu bedeni hastalıklarımıza mesela çevresine zulümeler durur. Nebi-i Ekrem Efendimiz tedavi olunuz diye buyuruyor. Bir iş için ehline müracaat etmemizi, işi ehline vermemiz icap eder. İş ehline verilmediği zaman, fentavirissa kıyameti bekleyin. İş ehlinin dışına verilirse ne olur? Esamile Allah'ımız bağışlayan ve yarattığını çok sevendir.
Bir manaya göre, eğer halkını sevmiyor, halkının helakini istiyorsa Allah korusun, mesela idari noktada diyelim ki yüzde doksan dokuz nedir? Kendisine itaat eder bir durumda ama bir tanesi itaatsiz, onun bile hakkını koruyacak adil sıfatını elde etmemiz icap eder. Eğer bu şekilde olursa işi ehline vermiş oluruz ama halkına zulüm edecek olursa halkına zulmetmeye başlarsa ev yok, park yok, yiyecek yok, içecek yok. Hani dinimiz öyle esaslar getirmiştir ki Bakara suresinde misli misline mücadeleyi yaparken, muharebeyi yaparken misli misline. Hani o ne şekilde girmişse siz de o şekilde. Onun kimyevi silahlar kullanma imkanı yok. Sen alır da o kimseye kimyevi silahlar kullanmak suretiyle ne yapıyorsun? Neslini de mahvediyorsun. Şima, oraya atılan bombalar işte. Hala meydana gelenlerde ne var? Sıkıntılar var, hastalıklar var, dertler var, sakat dünyaya gelmeler var. Misli misline buyur diyor.
Biz esaslara sarıldığımız zaman ne olacak? Allah'ın izniyle sol temin edilecektir. Her işte ehline müracaat etmek. Mesela diyelim ki biz doktor ehline müracaat edeceğiz, adam ehline müracaat etmemesi ameliyat oluyor tekrar ameliyata diyor ihtiyacım var. Yahu ehline var, bir defa iyi bir teşhis, o teşhisten sonra ameliyat olunduğu zaman biiznillahi teala kurtuluyor. Ama diyor parası çoktu, ulaşmamız da mümkün değildi, Biraz işi aceleye getirdik. Kim olursa olsun dedik. Ondan sonra da tekrar rahatsızlıklar meydana geliyor. Ehline müracaat etmemiz gerekir. Buna bize, bunu bize Allah'ımız emrediyor. Habibullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize tavsiye buyuruyor. Mesela Kuran okuyacaksınız ehline müracaat edeceksiniz. Eğer bir kıraat hocasını hakikaten kıraatte, kıraatte üstat olmuş kimse olacak olursa mesela aşere, takrib, tayyip ehline göre malum olan hususlar.
Bunu bilen bir kimsenin siz önünde oturun, Allah'ın izniyle ilk başta sizi öyle talim edecek ki, bir Sübhaneke'yi on beş günde geçiyor. Ne on beş günü? Daha fazla sürüyor. Şu diyor, boğazlarımızda yaralar meydana gelirdi. Bize ama bir zat gelirdi üstadımızın huzuruna. O ha kelimesini öyle bir ifade ederdi ki efendi diye üstadımız sevinirler, bir daha söyle amca diye efendi diye o ha'yı mahrecinden çıkarırdı. Şimdi bu ustaları bilmeyen bir kimseye müracaat etsek ne olacak? Başından düzgün gitmeyecek. Çocuklukta alınan bilgi, mermere kazınan yazı gibidir. Eline müracaat ettiğimizde onun okuyucu tarzı değişecektir. Biz imam hatiplerini de görürdük. Taşçıoğlu Kuran kursunda okuyanların orada hasbekli mümin hoca ehil bir kimseydi, bir kıraat hocasıydı o. Birçok hafızlar yetişmiştir ondan, kimseler hafız olmuştur ve gününün hemen hemen her anını orada geçirir.
Sadece Kuran okutmakla değil, Hadis-i Şerifler de okutur, tefsiri de okutur, diğer ilimlerden de, İslami ilimlerden de okutan maluma sahabe bir kimseydi. Biz orada okuyanların okurken ağızlarından bilirdik. Euzu billahi mineşeyattaani raciim diye. E biz de okurduk ama fakat bizim de üstadımız Hacı Hasan Efendi, Kuddisallahu sırrı olunca bir şey diyemiyorum, orada durdum kaldım. Giderdim hocalara kendisi ayrıyeten okuturdu bizi, o bir başka oluyor tabi. Fark ediyor tabi birbirinden çok farklı oluyor. Ehil olan kimselerden talim almamız gerekiyor. Bizim ruhumuzun da irşadı ve ıslahı olacak. Bunu nasıl temin edeceğiz biz? Çünkü biz eğitime muhtacız, sıkıntıların temelinde bu yatıyor. Nedir? Mesela bizim bir kere yanlış tavırlarımız bizden ne isteniyorsa onu yapmamız gerekir. Bakıyorsunuz eşyaya insanın ibret alması icap eder, ibret almamız gerekir.
Baktığımız gördüğümüz duyduğumuz her eşyadan. Gezerken dolaşırken işlerimizi yaparken sağa sola giderken nerede bulunursak bulunalım ibret alacağız, ders alacağız. Diyelim ki bir taş. Taş görevini icra ediyor. Bir yapıda kullanıyorsunuz. Ben yapıya konmam demiyor. O yapıda görevini icra ediyor. Mesela güneş doğmam demiyor, vazifesini yapıyor. Ay vazifesini yapıyor. Toprak işlendiği zaman emrinize itaat ediyor, Mülk suresinde ifade buyurulduğu gibi ayet cellesi, yeraltı ve yeryüzü kaynaklarından istifade edin, ben ürünümü vermem demiyor, veriyor. O vazifesini yapıyor, meyveler vazifesini yapıyor. Şimdi mevsim olarak biraz kışa doğru gidiyoruz da üzümlerden söyleyeyim, şu anda pekmezerin kaynatılma dönemidir. Artık tam bu dönem sayılır. Siz o bağ çubuklarından üzüm yerine erik alamıyorsunuz. Erik ağacından da kaysıyı alamıyorsunuz. Kaysıdan da elmayı alamıyorsunuz.
Elmadan da armut nimetini alamıyorsunuz. Artık onun yapısı ne ise onu veriyor. Bir çilek, üzüm olarak meyvesini sunmuyor, çilek olarak sunuyor. Çünkü yapısı bu. Bizim yapımız nedir? Bizim yapımız Eshable ve ma halaktul cinne vel insa illa liyabudun, İnsanları ve cinleri zatımıza kulluk etsin diye yarattık diye buyuruyor. Bizim yapımızda nedir? Kulluktur. Bunun dışında hiçbir şey olmaz. Bu kulluk tohumunu çok iyi muhafaza etmemiz gerekir. Bizim DNA'mızda bu vardır. Değiştiremezsiniz bunu siz. Değiştiği zaman, fıtratını değiştirdiği zaman insan zalim olmaya başlar. Adalet kelimesi tarif edilirken adalet, bir şeyin bir şeyin aslına uygun olarak yerine getirilmesidir demişlerdir. Ne kadar güzel tarif edilmiş. Yerli yerince kullanılmasıdır. Kendi yerinde kullanılması olarak ifade edilmiştir. Başka bir yerde olmaz. Bizim fıtratımızda, bizim tohumumuzda ne vardır, din vardır.
Bunun dışına çıkılmaz, en çok tohumlar üzerinde duruluyor. Allah'ımız Kuran-ı Azimüşşan'da bire on, bire yüz, yedi yüz, sonsuz, acaba biz bu tohumları nasıl ıslah edebilir de çok ürün alabiliriz diye bütün dünyada bilen insanlar, buzta uzmanlar çalışıyorlar, gayret ediyorlar. Tersinden Allah'a sığınırız, eğer bozulacak olursa insanın yapısı da bozuluyor. Tohumlar çok önemli. O tohum eğer ıslah edilirse, çünkü bizim tohumumuz fıtratımız dindir. Bunu muhafaza edeceğiz, bunu koruyacağız. Onun için bir çocuğun dinlendiği zaman ifade edeceği söz nedir? Allah lafzai celaldir, kelime-i tevhiddir. Mesela yavrularınız dillenmeye başlayınca İsra suresindeki son ayetleri öğretiniz diye buyuruluyor, eğer çıkarabilirsem. İsra suresindeki son ayetler bunları öğretiniz diye.
Eshabamde Kulidullahi Vidi'l-Rahman ayeti celilesi Bunu üreteceğiz biz yavrularımıza öğreteceğimiz bu Hangi ayeti celile derseniz İsra suresindeki son iki ayet. Bak fıtratı nasıl koruyor, nasıl muhafaza ediyor? Yedi yaşına geldiği zaman çocuklarınızı namaza alıştırın. O tohumu muhafaza buyurun, on yaşına geldiği zaman çocukların yataklarını ayırın, odalarını ayırın diye buyruluyor. Nasıl bir talim? Nasıl bir koruma? İşte diyoruz ki biz biraz ilerleyecek olursak, canım biz Müslümanız ama Müslümanız ama yaşantı hep böyle devam edip gitmez. Nasıl olacak? İman bir bütündür, siz bunu parçalayamazsınız. Kuvvet ve zaafı vardır. İmanın kuvvet ve zaafı vardır ama iman zede kabul etmez, katiyen kabul etmez. Trilyonlarca La ilahe illallah Muhammedün resulullah desek ama Allah'ımızın koymuş olduğu esastan birisini inkar veya onu hafife almak Cenabı Hak korusun imanımızda tehlike meydana getirir.
Zede katliyen kabul etmez. Allah'ımız bize ne emretmişse, o emri Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve sellem nasıl inanmamızı tavsiye buyuruyorsa, o şekilde inanmaya ne derler? İmandirler. Ama bunun dışına çıktığımız zaman inkarı veya Allah korusun, ya ben pek Kuran-ı Azimüşşan'da geçiyor, bu el kesmeler, ayak kesmeler ama benim aklıma bir türlü oturmuyor. Had yiyen olmaz. İman esasları zede kabul etmez. İbadet ve taat zede kabul eder mi? O zaman ne olur? Malımız hastalıklı olur. Meyvemiz, utanıyorum ama bir elmadan alacak olursak benekli olur. Yerine göre içine kurt girmek suretiyle arızalı olur. Ve fayda hasıl olmayacaktır. Mesela diğer giyeceklerimizde vesair kullandığımız evdeki eşyamızda döşemelerinde vesairelerinde halılarında kilimlerinde nedir? Defolu olacaktır. Faydasız bir hale gelecektir. İçine bir göğe girmek suretiyle ne olur?
Onu elbisemiz dahi en kıymetli bir kumaş da olsa faydasız bir hale gelecektir. Çünkü zedelenmiştir. İbadet ve taat de zede kabul etmez. Rabbınıza ibadet ve taat katiyen ona ortak koşmayın Ayet cellesini yine müfessirine izam bize izah buyururken buyuruyorlar ki, bize buyuruyorlar ki ayeti celile şunu ifade ediyor ayeti celilesi ile bize ifade edilen taatlerinizde katiyen, taatlerinizde katiyen riya, gösteriş, kibir, ucup, benlik olmasın diye. Keyif suresinde yüz onuncu ayeti celile Rabbimiz bize Celle Celalühu her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, iyi iş yapsın. Ne demek bu? Salih amel Kuran-ı Azimüşşan'a uygun amel işlesin. Ve Rabbine kullukta hiç kimseyi ortak koşmasın, riya gösterişi ortak koşmasın, benliği, ucubu, kibri bunları ortak koşmasın. Yani ibadeti zedelemeyeceğiz. Ahlakımızda zede olmayacak. Ben Müslümanım ama bunları yapmakla biz nasıl baş geleceğim buna demeyeceğiz.
Sahabe-i Kiram böyle mi dedi? Mesela mübarek bir yolu tuttuk Sıdddıyka'zam ile Ali Kerim Aleyhi ve Sellem Efendimizin yolunu tuttuk. Canım bu kadar da ağır geliyor takva esasına göre yaşamak değil, asıl bu ama takva esasına göre yaşamaktır. Güzel sonuç Allah'tan korkanlara aittir. Onlar içindir diye buyruluyor. Şimdi biz resulullah La ilahe illallah Muhammedün resulullah, tevhid kalıbının içerisine gireceğiz. Nedir o kalıp? Ancak sana ibadet ederiz, ancak senden yardım bekleriz, maksadımız gayemiz her şeyimiz sensin, ancak senin hükmün bizde geçerlidir. Bu şekilde bir kalıba girilir. Müslüman olmanın kalıbı var mı? Müslüman olmanın kalıbı bünye'l İslam ala hamsin ila ahiril hadis, hepsi bunun içerisine girer zaten.
Kelime-i şehadet başlatır, ondan sonra namaz, oruç, hac, zekat bütün taatler zaten kelime-i tevhidin burada ifade edilmesi bütün taatleri, itikadı, ibadeti, ahlakı, muamelatı içerisine alır. Bunu nereden söylüyorum? Sahabe geldi Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e dedi ki Ya Resulallah tavsiyeler pek çoğaldı, bana öyle bir tavsiyede bulun ki bu tavsiye her şeyi içerisine alsın. Ayet-i celilesi bütün emri ilahi içerisine alır. Tırnak kesiminden tutun, devlet idaresine kadar her şeyi, evin geçiminden tutun komşuluğu, akrabalığı, ticareti, ekmeği, dikmeyi, biçmeyi, okumayı, öğrenmeyi, ne diyeyim, bir arabayı kullanmayı hepsini içerisine alır. Bir mutfakta nasıl hareket edilir, yemek nasıl pişer, su nasıl içilir, hepsi bunun içerisinde hep ifade buyuruluyor.
Biz böyle bir yolu takip edince İhsan ölçüsü içerisinde olacağız Sıddık Azam ile Ali Efendimizden gelen mübarek yolu takip eden İhsan, İhsan ölçüsünün içerisinde. Biz ayağımıza ayakkabıyı giyerken eğer adam kırk iki numara giyiyorsa otuz dokuz olmuyor ona. Kırk dört de olmuyor. Olmaz diyor. Benim ayağımdan derhal çıkar diyor. Diğeri zaten olmuyor. Elbisemiz eğer kırk sekizse diyor bana elli iki olmaz diyor. İşte otuz sekiz olmaz. Ölçüsün neyse o. Gömleğimizde aynı, yiyeceklerimiz aynı, yiyeceklerimizde de öyle, her şeyde öyle. Şu tabiata baktığımız zaman onda da öyle. Çünkü ayeti celilesinde Kamer suresinde son ayetlerden birisidir Her şeyi Cenabı Hak bir ölçü dahilinde halk buyurmuştur her şeyin bir ölçüsü vardır Her şeyin bir ölçüsü vardır Diye buyruluyor ayeti celile Kamer suresinde kırk dokuz. Ayet eline eline.
Evet, biz her şeyi, biz onu bir ölçü ile yarattık diye buyuruyor Mevlamız. Biz bunu Ra'd Suresi'nde de görürüz. Ra'd Suresi'ne baktığımız zaman Halıkı Lemyezen bize Ayet-i Celile'de bu hususu ifade buyuruyor. Her şeyin bir ölçü dahilinde olduğu beyan buyrulur. Yani bizim şaşıracağımız, edeceğimiz hiçbir şey yok. Esriubillah ve kullu şeyin in dehu bir miktar. Sekizinci ayeti celile Ve onun yanında her şey Ölçülüdür buyuruyor Mevla-yücel Celalimiz eşittir Bir ölçü iledir Diye buyruluyor Nasıl bunu ifade edeceğiz? Güneş eğer milimetrik bir yaklaşım olsa alemde hiçbir şey kalmaz kavrulur gider. Uzak olsa donar. Her şey bunun gibi. Suda az bir katılık olacak olsa şimdi damarlarımızın ölçüsü milimetrik olarak hesap edilir. Eğer biraz katı olsa suyun geçmesi mümkün değildir. Aynen bunun gibi. Her şey bir ölçü dahilinde Mevla'yı Zülcelal'imiz yaratmıştır. Gözümüzün ölçüsü vardır.
Gözün ölçüsünü biz geçenki sohbetimizde anlattık harama bakmamak suretiyle bunu ifade etti kardeşlerimize bildirdik biz. Ayağımızın ölçüsü olduğunu vesair nimetlerin hep ölçü dahilinde olduğunu beyan ettik. Her şey bir ölçü dahilindedir. Demek ki bizim Müslüman olmamız, Bizim İslam'ın emirlerini takva ölçüsü içerisinde yaşayacağımız bu münevver yolda da nedir? Bir ölçü vardır. Yahu biz öyle deniyor ama sohbetimizi, zikrimizi yaparız. Bunun dışında da Allah korusun, sığaralar, buna benzer keyfi eğlenceler, nargileler vesaireler olmaz, katiyen olmaz. O zaman biz bu mübarek yol tohumunu zedelemiş oluruz ve hiçbir fayda elde edilmez. Ne elde edilmez? Aynel yakini elde edemeyiz, hakkal yakini elde edemeyiz. Biz, Ali efendimizin sıddık-ı azamın yolunu tasavvuf, bu esası elde edemeyiz, marifeti elde edemeyiz, hakikati bulamayız, hikmete erişemeyiz, vuslat hiç kokusunu da duyamayız onların.
Sahabe-i Kiram önümüzde onlar iman edince, biz iman ettik ama cahilliği bizim atalarımızdan kalan adetlerimiz vardı. Biz mahremiyet diye bir şey tanımazdık. Biz hak hukuk diye bir şey tanımazdık mı dediler. Yoksa Allah'ın Resulü neyi emretmişse, fedae Ebi ve ümmi ve nefsi Ya Resulallah anamız, babamız, canımız, her şeyimiz sana feda olsun deyip teslim oldular. Efendimiz azıcık biliyorsunuz Bilal-i Habeşi'ye siyah karnın çocuğu dendiği zaman, Mabal akvamın keda ve keda bir kısmınıza ne oluyor ki şöyle veya böyle cahili adetler yapıyorlar demiştir. Onun zerresini koymamıştır. Dahil olduğumuz zaman son derece dikkat edeceğiz. Rivayet edeceğiz. Öyle, şu güzel ben istediğim gibi yerim. Olmaz. Allah'ımızın Celle Celalühu verdiğini düşünerek midemizi tıka basa doldurmadan bunun hakkını nasıl ödeyeceğiz diye. Konuşmalarımızda öyle esaslar getirilmiştir ki her sözün bir hesabı vardır.
Aman ha bilmediğim meseleyi ifade edemem. Şu beynimi ben yanlış çalıştıramam, kalbimi çalıştıramam, Rabbimin istediği şekilde kılmak mecburiyetindeyim diyeceğiz. Ne diyeceğiz biz? Allah'ımıza ibadet ve saatte sabırlı olacağız, Günah işlememekte sabırlı olacağız. Biz, biz Allah'ımızın yüce kudretini görmeye gayret edeceğiz. Onun takdirine razı olmak suretiyle sabırlı olacağız. Çok Kuran kıraatiyle gönüllerimizi nur edeceğiz. Zikrullah meclislerinde ihya edeceğiz. Halvet, devamlı insanlarla haşır neşir değil, bir müddet de olsa ayrılmak suretiyle kendimizi hesaba çekeceğiz. Hayırla yad ediyorum kardeşlerimizi, isim olarak versem ne olur acaba? Bizim Ankara'dan bir kardeşimiz beraber olmuştuk. Şöyle halvet bir yerde Ali Bulut hocamızla beraber olmuştuk. O bir an az da olsa beraberliğimizin bereketini o çok güzel şekilde ifade etti.
Cenabı Hak razı olsun, bütün kardeşlerimizin isim vermezdim ama verdim. Hepsini seviyorum, hepsine saygı duyuyorum imanından dolayı. Bu güzellikler meydana geliyor hiç şüphesiz. Kalbimizin inyası için kendimizi bir müddet olsun hesaba çekmek suretiyle başımızı iki elimiz arasına alıp yahu ben ne yapıyorum, dünya karışıyor ama benim ne yapmam gerekir, ne yapmam gerektiği kim Allah'tan korkar? Allah ona çıkış yolu lütfeder. Ashab-ı Kehf ne oldu Ashab-ı Kehf? Takyanız onların canını alacak arkasına düştüler olduğu gibi ama Rabbımızdan korktukları için Kehf suresinde uzun uzun anlatılır, tekrar o mevzuya girsem bitmeyecektir tabi. Ne oldu? Üç yüz dokuz sene.
Rabbimiz kendisinden korktuğu için bu kullar kendisinden korktuğu için Mevlamız ne yapıyor korkmalarının neticesi Halıkı Lemyezel üç yüz dokuz sene dile kolay gelir bu üç yüz dokuz sene Mevla-yı Zülcelal'imiz onları bize anlatırken Kuran-ı Kerim'de Halıkı Lemyezel onları anlatıyor. Onların kıssalarından Mevla-yı Zülcelal'imiz bize bildiriyor. Nasıl anlatıyor Halıkı Lemyezel derseniz Eshable ayeti celilesinden, Kehf suresi dokuzuncu ayeti celileden alın, aşağıya doğru inersiniz. Yoksa sen mağara ve rakim adamlarını göstergelerimiz içerisinde şaşılacak bir şey mi sandın buyuruyor. Mevlamız mağara ve rakim adamları. Rakim kelimesi bir yeri de ifade edebilir. Etimolojik anlamının da gerektirdiği budur. Genel olarak yazılı dokümanlarında ifade edildiği bildirilir. Birçok manalar verilmiştir. Rahim adamları, yazılı metin adamları diye de denmiştir ve sonra mescit manası verilmiştir.
Velhasıl bizim bildiğimiz Hadis-i Şeriflerde geçen üç kişi. Bunlar ne yaptılar? Bunlar yağmurun süratli yağması sebebiyle bir mağaraya sığındılar. Taş, o yağmurun süratli yağması neticesi mağaranın ağzını kapattı, üç kişi Mevla'ya olan yakınlıklarını bildirdiler korkularında öyle kurtulabildiler. Şimdi eğer bu mağaranın ağzı kapatılıyor, memleketimize bombalar düşüyorsa biz bundan kurtuluşumuz ancak Rabbi Zülcelal'imize layık kul olmak suretiyle olacaktır. Siz kendi nefsinizde olanı değiştirmedikçe Allah sizi değiştirmez. Siz Mevla'nın yoluna riayet eder, dikkat eder, emrine uyarsanız, itikadi bozukluğa gitmezseniz, ibadet ve taatlerinizde gevşeklik yapmazsanız, ahlaki yönlerinizi bozmayacak olursanız, Allah size huzurlu günler lütfeder, sizi hayırlı insanlara eriştirir, onların peşinde kılar ve huzurlu bir hayat sürersiniz.
Cenabı Hak cümlemizi yolunda muvaffak kılsın Velhamdülillahi Rabbil alemin yanan ateşi, hayırla hayırlı insanlar hürmetine söndürsün. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin Cuma sohbetini dinlediniz.