İftira Ve İbadet Sırları Ve Ruh Arınması kaydında İş tarzımızın emrine itibaren Mevlana Halid riayet Riyadîdi Hazretleri mentivasından konuşacağız inşallah Rahman. Rab'nın arasında ne lütfederse, müminlerin kalbi ne çekebilirse, Rab'nın keyfi günü ihsan görüp lisanında talakat var. Konuşması, talakatlı. Allah yolunda, lahimin levminden havf etmez. Ayet-i celîlede Halık-ı Zül Celal'ım…
İftira Ve İbadet Sırları Ve Ruh Arınması ne anlatıyor?
İftira Ve İbadet Sırları Ve Ruh Arınması kaydında İş tarzımızın emrine itibaren Mevlana Halid riayet Riyadîdi Hazretleri mentivasından konuşacağız inşallah Rahman. Rab'nın arasında ne lütfederse, müminlerin kalbi ne çekebilirse, Rab'nın keyfi günü ihsan görüp lisanında talakat var. Konuşması, talakatlı. Allah yolunda, lahimin levminden havf etmez. Ayet-i celîlede Halık-ı Zül Celal'ım…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 21 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
İş tarzımızın emrine itibaren Mevlana Halid riayet Riyadîdi Hazretleri mentivasından konuşacağız inşallah Rahman. Rab'nın arasında ne lütfederse, müminlerin kalbi ne çekebilirse, Rab'nın keyfi günü ihsan görüp lisanında talakat var. Konuşması, talakatlı. Allah yolunda, lahimin levminden havf etmez. Ayet-i celîlede Halık-ı Zül Celal'ım buyuruyor. Sair de diller. Lakin Halık-ı Zülydelal size öyle şey lütfetti ki, öyle şey Bir şema ki Mevla yaka bir vech ile sönmez. Seni yakan Allah Teala Hazretleri, seni parlatan mevlan, hiçbir vech ile hiçbir cihetten seni söndüremezler. Zannetme ki, yani, Laimin lehminden hayıfeti de geriye çekilme irşadına devam et. İftadımız bazı iftiralara uğruyoruz.
İftiralarımız da, sırf neşeli sohbetlerimize tahammül idimeyenlerin hasetlik, hasetlik damarları galeyana gelerek çatlağı yıllar da nasıl bunu hangi iftira ile üstadın gözünden düşürür diye çabalayan insanlarımız oluyordu. Allah cümlemizi ıslah etsin. Doğru. Öyle öyle hakaret düşünürdü, yani tarikatlarını reddedilecekti aleyhimizde uğraşılırdı. Kanaatimiz olsun ecinni tasalletine uğrıyordum. Üstadın kaygısından bu cebimdeki meb muska yani ecinni tesaletinden. Yani bu kadar hakareta uğruyoruz. Sırf da kendi kanalımızdan giyiyoruz kurşunu. Yani buradaki bulunan kardeşlerimizin bir ikisinin kalbine zor geliyor. Ben niye konuşamıyorum, ben niye demiyorum, ben niye şöhretlenemiyorum, Eisüm, ben ona düşünemiyorum. Ona hakaretla, iftira ile mahv çalışacağım diye çalışıyor. Allah muvaffak etmesin inşallah. Amin. Bu bir üstadımızın huzuruna vardım. İftiralar oldukça çok büyük.
Birisi essah olsa dağın üstüne düşse dağı eritir. Yani mahvüme bütün padişah-ı Ali'ye giden insanları mahveder. Biteciğinin aklı çıktı. Bu kadar çok. Üstadın huzuruna vardım, murakabaya aldılar. E olanı açıktan söylemek lazım. Vücudun bir apartman gibi olmuştu karşısında. Birer birer geziyor böyle, kalbe gidiyor, ruha gidiyor. Ayağının sesini duyuyordum böyle, böyle duruyor. Böyle yürüyor. Elhamdülillah dedi. Elhamdülillah dedi. Gözümü açtım. Kalkarsın. Allah bizi birbirimize sevdirsin inşallah. Yani ashablullah, okutturmuşsunuz müminler birbirinin kardeşi. Mümin, müminin kardeşi buyuruyor Allah-u Teala hazretleri. Tabii böyle topraktan kargaşa, beni demez. Yani dinimizde kardeşlik, imanımızla gardaş, canımızda, kanımızda gardaş, Hazreti Adem'in oğluyu gardaş, Hazreti Havvenin oğluyu kardeşi İbrahim Aleyhisselam'ın filsilesinden gelir kardeşik.
Muhammed Mustafa'nın ümmetinden olduğumuz için kardeşik, imanımız olduğundan kardeşik, İmamı Azam'a bağlı olduğumuzdan kardeşik, naksi tarîkında, gazi tarîkında sürer verdi geçti. Gülçanı, halveti celveti, bütün Turuyta Aliyyeden bulunduğumuzdan kardeşık, efendileri gibi gibi üzata evlat olduğumuzdan kardeş ediyor Elhamdulillah. Onun için akraba gibi böyle anneden babadan baban kardeş gibi değiliz biz Elhamdülillah. Zuzat diyor ki Allah, Zuzat ediyorlar ki Allah yolunda laimin levminden havf etmez. Azimetle amel eder. Azimetle amel eder. İzah vermek isterse vereyim. Azimetle amel, ruhsatla ameldir. Şeriat-ı garla-i Ahmediye ile amel eden ruhsatla amel eder. Bir de üstüne bir elbiseyle giyilirse, azimetle amel etmesi de lazım. Ağlayamıyorum. Ruhsatla amel, fetvalarla amel. Azimetle amel, tarikatça bir amel ki tasavvuf insanları yaparlar.
Bunu İmam-ı Azam Efendimiz radiyallahu anh, yatağına bulaşan, gelinceye kadar bir bu takvadır. Buyurdular. Yani bu azim ile amel. Bir tarikat-ı aleyheye giren bir kimse altı saatten fazla uyku büyürse, azim ile amel etmez, ruhsat ile amel eder. Bir, tarikatani'ye intisap eden bir kimsenin, güneyi, yavrusu, elin bağı bahçesinden bir şey bulunur da. Feryat yemesine müsaade ederse, bu ruhsattır. Tarikat da olsa yiyemez, başkasına verilmesi lazım, hatim ederim. Fetva, mezheplerimizde affedersiniz, başlığa çıkıldığı zaman, küçük su yolundan kurutmakla, dörtte birini mülevves etmeden, orta varmakla sıyırıp şöyle, elin ucunda vuruşmakla namaz caiz biriktir. Şu ayet, yani dikkat edilirse. Lakin tarikatta suyla yıkanmayınca olmaz, azimetle amel. Mutlaka taharetını iyi yapmak lazımdır. Zaten o dersim okunduğunda gelen vesveselerine, taharetsızlıktan gelir o.
Hemen kitaplar emride, elbiseni değiş, normal bir suyla gusül et, bir gizli yere otur, istiğfar çek de gelsin, yani temizlen, o inkıbas hali, in Misaf haline dersin. Onun için dikkat etmek lazım. Bu zat daima aczimetle amel eder. Hastaları ziyaret eder, köfte ağlayan ihvanlarımız var. Zenginlik yok altına kadar çıkmış tepesini aşanlar var. Hem fakir, hem yatakta bekçiler var. Yani bu senin gardaşın gibi, düşünce niye gözünden düştü böyle? Evet, ben gardaşım diyor kul. Diyorlar, senin malın olarak bir kimseye yardım etmezse, senden yarın ahmak da kim şefaat eder? Kime çok rahatlayabilir misin sen? Şöyle kardeş olur mu? Senin malın senin, şeyi Hacer benim malım benim, Benim verdiğimden ver diyor Allah diyor. Benim verdiğimden ver, kendi kazancımdan verme. Sen kazanmadın, kolumu, elini, fikrini, zekanı, her şeyini ben verdim. Ben verdim, malını, servetini, savmanını hep ben verdim.
Benim verdiğimden ver kulum diyor Allah. Ben sana sermaye verirsem, senin koynuna verdiğim sermayeden şu adama bin lira ver deyince hiç kaygılanmadan, şey etmeden, tereddüt etmeden verirsin. Yani, çünkü benim sermayemi bire veriyorum. Allah'ınız da sermaye benim diyor. Sen de benimsin, malım da benim. Zeketini ver, sadakanı ver, düşen ihvanları kaldır, bir şey olmaz korkma, öte yandan bire on, bire yedi yüz hesabı verirsiniz. Hem sevabı çoğalır, hem bereketi çoğalır. O zatı böyle konuşurken falan diyor, hastaları ziyaret eder. Salihin-i ahseneh halde ikmali minvar üzere terbiye ederdi. Salikleri azarlamayla, ömrünü tırvayla, zenci de etmeyle, terbiye etmez, gayet özel ahlaklarla terbiye ederdi. Evin söz tutuyorlar filan, olmaz. Sen inşaat oldunsa gülerek ben onu irşad edeceksin. İrşad bulamadığın için ona hakaret etmiş olursun, günah olur. Günah olur. İyilikle.
Bu hadis-i şerifin içerisinde cemi ahlakım tecemmü etti buyuruyor Peygamberimiz. Bu ahlakla, bu hadisle kim amel ederse biiznillah cennetlik o kimse. Nasılmış bir bellaya yönelelim, keşke konuşayım, çoğalıyor cümle umurunda. Aşk gelemeyeceğim bir İbni Teala. Sırmankatı ak, sizden sılayı kat eden, sizin evinize gelmeye tenezzül etmeyen, ihvan bağlarını, akraba bağlarını kıran kimsenin evine sen var, onu sıla-i rahim yap da gönlünü al diyor Peygamberimiz. Ben böyle yapardım diyor. Ben yapamam efendim. Yapamazsam Peygamberin ahlakı ile ahlaklaşaman, hiç burnunu kaldırma, ben iyi insanım diye. Terazım bu artık. Yani sıla itmeyeni sıla edeceksin. Niye? Diyor ki: O ben varırsam beni azarlasın, bunları diyen hep şeytan. Şeytan, nefis, şeytan sıfatı insanlardır bunu. Vardıktan sonra o adam erir alete, mutlaka varmak lazım, sığınman kat'a. Buraya uzun uzun bağışlar istiyorum, olmaz.
Çevirelim böyle devam edelim inşallah. Size zulmedeni siz affedin. Size zulmedeni siz affedin. Olur mu? Zulmediyor da affedilir mi? Aff verilirse Peygamber ahlakında olurdur. Aff verilirse Peygamber'in ahlakının gayrı ahlakda olurmuş olursun. Allah Allah! Zor koşuyorsun ya! Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz Ya Ali, Ya Ali, Ya Ali buyurlardı. Sahabe-i Kiram dediler ki, Hazreti Ali'yi çöp değirsin ya Muhammed! Amanın olduğundan mı, yeğenin olduğundan mı, harplerde astın olduğundan mı, neden oluyor biz bilemiyoruz. Bizden artık faziletini ne haliy gel muhtaza'nın? Evet, kendi ortada yok dedi peygamber sallallahu aleyhi ve sellem. Sizden soruyorum, size bir zulmeden olsa siz ne yaparsınız? Affederek ya Rasulallah. Aynı adam yine zulüm ederse ne yaparsınız? Affederek ya Rasulallah. Aynı adam yine zulüm ederse ne yaparsınız? Sahabe sükut ettiler, yalan söyleyemezler.
Yalan söylese Cibril-i Emin diler filan kişi yalan söyledi. Kalbinin yemediğini diliyle gelir diye derhal haber verir, korkularından seslenemezler. Hazreti Ali'yi çağırın dedi. Kopuştular. Ya Ali, Cihan Güneşi Muhammed aleyhisselam sizi Annem babam bak bu canım kurban olsun dedi bir hav için ne biçim diyor bu? Hayır hayır siz oturun bir şey sual edeceğim ben yani. Vallahi dünyada göremedik ahirette koyalım. Amin. Sultani enbiyamızın aşık. Çar yani kuziğimizde böyle bir topla Ya Rabbi. Ya Ali Size bir zulmiden usta ne yaparsınız affederim ya Rasulallah. Aynı adam yine zulmetse ne affederim ya Rasulallah. Aynı adam yine zulmetse ne affederim ya Rasulallah. Aynı adam yine zulmetse affederim ya Rasulallah. On defa oldu, affederim diyor.
Onuncu da Ya Muhammed Canım size kurban olsun, Allah'a yemin ederim ki ikimize kıyamete kadar ömür verse vussualı mütemadiyen sorsan, yine affilerim, yine affilerim. Başka gelmiyor gönlümden Ya Rasulallah. Ben maliye vukuahdının için severim. Uyandılar. Allah'a emanet olun. Burayı bu kadar da baş dedik bu kadarla yapalım geçelim. Bir fıtrana hadis cemi ahlabın burada tecavu etti diyor Peygamberimiz Sizi mahrum edene siz verin. İstediğiniz zaman, hacet istediğiniz zaman, önlük para istediğiniz zaman, herhangi bir şey istediğiniz zaman sizi kim mahrum ederse, günün dilinde altın kapılığının ağaç kapı diye işi düşecek. O da size gelecek. Bana dürüst çocuğu ver ve bağımızı bahçemizi değdireceğim diyecek. Şu işimizde çalış diyecekler, fakir olsan dahi bu İslam'a hangi muhabbeti böyle devam eder. Bir biat yapalım da diyor sosyalist dostluk diyor. Bunlar yanılıyorlar ve küfre varıyorlar.
Çünkü Halid'in zülcelal, dingin, yükseklikteki birbirine muhabbet etsinler diye. Zengin, fakire işi düşsün yalvar yalvarır kardeşim, gözünü her şey işimizi gör. O ona para versin, böyle sevişme, kaynaşma olsun diye Allah bu kadar da halk etti, kulunu bozamazlar inşallah. Bozmak müddetinde olanları, İslam ahlakını bozmak arzusunda olanları, ıslahları mümkün olmadığı belli oldu, hortladılar. Allah kahhar ismi ile kahhar ismi ile kahhar ismi ile kahhar ismi ile kahhar ismi ile kahhar ismi ile kahhar ismi ile kahhar ismi ile kahhar ismi ile kahhar ismi ile kahhar ismi ile kahhar ismi ile kahhar ismi ile kahhar ismi ile kahhar ismi ile kahhar ismi ile kahhar ismi ile kahhar ismi ile kahhar ismi ile kahhar ismi ile kahhar ismi ile kahhar ismi ile kahhar ismi ile kahhar ismi ile kahhar ismi. Sizi mahrum edeni ne siz verin? Buyuruyor Peygamberimiz. Yani kim mahrum ettiyse ben ona verirdim.
Ben veremem efendim filan ki, vaadım tükeninden para istedim. İstanbul'a gideceğim, Ankara'ya gideceğim, vermedi. Birkaç gün sonra kendi geldi, vermem diyor. Sen geçen bana niye vermedin, derim. Böyle desem Peygamber ahlakında olmaz. Ben sana diyorum ki Peygamber ahlaklı olalım da kurtulalım diyorum. Allah bize de size de aynı ahlakla da tahacuk etmeyi Rabbim nasip etsin inşallah. Buraya da geçiyorum böyle. Kötülük edenlere iyilik edin buyuruyor. Ve kim kötülük eder? Siz onlara iyilik edin. Bu Peygamber ahlakı. Yapabilir misin? Yaparım Allah'ın inayetiyle. Dedim mi Peygamber ahlakı ile ahlaklaştın demek? Yapamıyorum mu? Yapamıyorum. Peygamber ahlakına, ahlakına benzemiyor, gusülatına. Teravih senin elinde kendi kendini dağıtacaksın böyle. Benzer miyim, benzemez miyim? O ahlakına ahlakım benzer mi, benzemez mi?
Bu iki gündür hazır Rabbani efendimiz çok dilimize geliyor ve yine misal ondan geldi. Ne yapayım söyleyeceğim? Hazreti Ali'nin lukaza radıyallahu anh efendimizin yine bir lapası, yine aralıklı bir kafiri, dev tavırlu bir kafiri hadde böyle uçurdu ve öldürmüyor. Gittiği zaman gizlerini, Hazreti Ali efendimiz onun kollarını üstüne çöküyor, kılıcı da babasına tutuyor şöyle. İbni ammim Muhammed Mustafa Allah'ın vahdaniyetini Muhammed aleyhisselamın risaletini kabul ettin, boynun kurtuluyor. Yoksa geliyor, boğazın gitti diyor. Bakıyor iman etmeye gavurü gelmiyor, kesilip görecek. Son hakaret olmak üzere yüzüne olsun tüküreyim diyor. Hazreti Ali efendimizin yüzüne layık olmadığı halde tükürüyor. Gelmemiş tükürük amma kılıcı kaldırmışlar ve şöyle oturmuşlar. Perişan bir vaziyette ayağa kalkmış, kafir varmış, yanına.
Yani, benim daha çabuk kentte canım çıktığını bilmeyeyim diye yüzüne tükürdüm de, ne dedi beni kesivermediniz de affettiniz? Peygamberimizin hadisine uymak arzusundan kötülük ezene iyilik et diyor. İman etmem desen kafan gitti gibi. Yüzüme tükürünce belki nefsimin ağrına girer de, kendi şahsım için seni kesmiş olurum da kötülüğüne kötülük etmiş olurum. İslam dininde ki akla aykırı gelir de yapmadın ve affettim sana dedi. Ben niye gideceğim? Kelimesi ile cümlemize hüsnü hatimler teybike et Ya Rabbi. Canlarımız hukukuna gelip el ile, ayak ayakla, külli ağza birbiri ile elveda el frak dediği gün gözlerimiz semaya dikilip, Yavrularımız boyun bükükün. Allah. Allah. Allah. Allah diyerek kenara kapamak nasip etmiyor. Hadisi bitirmiş olduk. Ben tekrarliyorum ben içinden keyfim yazanlar olur. Onun aynısını konuştuk. Burada.
Üstadımız büyük efendimiz Mevlana Halid Ziyaüddin'l Bağdadi'nin ahlaklarını konuşurken buraya askerle. Ahsen-i hal-i minval üzere müritleri, salihini terbiye ederdi. Halkı kesmedi, haktan işgal etmezdi, meşgul etmezdi. Halkın çokluğu, onlarla konuşmalar, görüşmeler Allah'tan gaflet vermez, daima huzuru daim de olurdu. Dışı olup, insanlığa, kalbi olup, yezzan ile olurdu. Dışı insanla olurdu, kalbi yezzan ile Allah'ına olurdu. Şahin Nakşibendi Efendimizin buyurduğu gibi olurdu. Sahili bir halk, batını bir halk olurdu. Sahili halkla olurdu, batını Allah'a vardı. Lafımız, biz ikimize öyleysin inşallah. Keşfet ve halvet bile diyorlar. Keşfette halvet olmama olmazdır, hutlusu ve lağvatları. Çok mutlu halvet bulmak lazım. Yani, şehir Kimde de dolaşırken unutmayın diyor. Kafirlerle harp etmiş gibi sevaba nail olursunuz.
Çünkü Ehl-i Gafabler sokaklarda dolaşan, orada huzurlu dolaşırsanız, çok faideniz olur. Halk zikir olanlar bunlardan faidenirler. Cenab-ı Hak, ruhani hikmetini özelimizden eksik etmesin. Süpani Enbiya Efendimiz. Medine-i Tahireye deva etti. Güzel yapın diye. Yetmişti. Medine-i Tahireye geldiler. İkisi abdest alıyor. Abdest alıyor baktılar. Abdest alırken. İlki, kollarını yiyorsa sonra yüzünü yiyorsa abdest alalım. Diyor ki kulağına verir sonra başına verir. Ayağını yiyorsa sonra ta ağzına verir. Hani abdest de tersine alıyor, karışık alıyor birisi. Kafzavalılar diyor. Çünkü, UAH'da Hafız, Hadiste Alim, Yesirda Alim, hücümda Alim, Misahhar her taraftan tamamlaşmış. Böyle abdest almayı bilmediği halde hacca gelmiş, yazıklar olsun diyor, kalben diyor. Abdest alan var, yol yakasını tutuyor. Ya Mevlana Halid, teheccübab olunmadığını neden biliyorsun da bana dakrediyorsun dedi.
Yani abdest caiz değil mi böyle tertibim bozuluyor. Namaz kılınır mı diyor böyle? Kılınır diyor, her ağızdan yıkanıyor. Yalnız tertibim bozuluyor. Tertibi de biz ricalı gaibiz, seni tecrübe için Allah bizi koydu. Mevlana Halid görür gözlüğünü, görmez gözlüğünü, tecrübe edin şunu dedim, seni tecrübe ediyor diyor. Niye birden naklettin kalben dedi. Biraz kendi kusurumu düşünür, rica ederim dedim. Dedim. Ellerine kapanıyor, o beğenmediği yüzlerine yüzünü sürüyor, ha beni affet ve irşad et, ya üstad diyor. Hayır, biz irşad, bu, bu bir şart değildik. Onlar ayrı bir imtihan memurluyor. Yani ricalaka inip böyle dolanıyoruz, sizleri imtihan ediyoruz. Bir daha böyle şöyle Mekke'ye varınca yapma, hadi. Peki, bunu Mekke'ye yüklemeye gelmişler. Kıyafetlik bir insan Mevlana Halid'den birini görmüş. O halde böyle kafasını sallıyor şöyle.
Yani, anneden yavrunun kıymesinden süt istediği gibi Mevlana Halid'den bir şey istiyor demek ki Medine-i tahile'deki tevbihi ne tez unuttu mu? Orada demediler mi ki Mekke'de böyle şeye karışma demediler mi? Dediler. Hem senden soruyorum: İmdullah, Beytullah'tan senin kalbin daha efdal mı, efdal değil mi? Bir Mühnili Kamil'in Müttabinin kalbini, Ekber sevabı olsun! Bin defa yer uçurmuş da, sen yapmış gibi bir ömür yapmanın sevabı, dün defa Beytullah'ı yapmış gibi sevap olduğunu bilmiyor mu? Dedi. Kabe'yi günah halil I Azeret, Kabe'yi bina eden Azer'in oğlu İbrahim aleyhisselam değil mi? Din nazar, Yahya Celil I Ekberet, ekber olan Halid-i Zülcelal, kalbi yapan Allah değil mi? Neden sen böyle ettin? Dedi. Ayaklarına kapanıp kalkıyor, diyor. Allah rızası için benim şu içimdeki vesveseyi alın, beni irşad edin diyor artık. Ben bu nefsimden öldüm yahu, diyor. Biz irşad memuru değiliz.
Allah'a yemin veriyorum, imkanın varsa beni irşad edin. Bende imkanın yok da inşaat olacağın yeri olsun, göstereyim, ayağımın üstüne bas da diyor. Ayağımın üstüne bastım diyor, gözümün perdesi alındı. Hindistan'da cihana bak, dehle şehri gözünün numune böyle, ellerinde. Nirayı görüyorsun ya Mevlana Halid'i, bilemiyorum bir şehir görüyorum. Hindistan'da cihan abak Gehle şehri, Abdullah'ın Gehlevi Hazretleri var. Nahkışı tarikının futbol ahtablarından o zatı bulmayınca bu kalbin vesvesini güzel demezsin. Ben illa muhammeer bahsediyorum, geleceksiniz. Buradan hemen hacmi devam edeyim devam edeyim. Yok. Siz onlara da siz lazımsınız. Sizi gelirler bulurlar, götürünler ben gitmem deme. Yani git onlarla beraber, iyi misin peki diyor. Evlerimize geldik diyor, müzisyenlı göğe çekerek geldiler. Esselamu aleyküm ya Mevlana hali! Hindistan'a gitmek istiyor musun? Evet. Gelelim hani.
Müderrisliğini eğitim terk ediyor. Bismillah diyor, devam ediyorlar. Çok uzun yol. Deve ile çok uzun yol geliyorlar. Yani kitapların dediği hatırıma gelmez mi bilmiyorum. Allahu alem. On ay kadar devam ederler, giderler böyle. Mütemadiyen gidiyorlar. Bir sene yolda mübahasaya ilimler olur. Şu Allah cevaplar olur. İkisinin üzerine payip olan Mevlana Halid daima yüz çıkar, şu anlara cevap verir. Kitapta çok uzun kısaltayım. Üç yerde üç karar veriyorlar. Mevlana Halid'in ilmi hızlı yağan yağmur gibi diyorlar. Bir yerde diyorlar, bakıyorlar ilmine çok o kibeli mezheplerini, kadrineyi sünni etmiş sohbetinden, yani habıt var olmuş hepsinde. Onlar diyor ki Mevlana Halid'in ilmi hızlı akan, kuşu takva derecesinde hızda akan bir durmak gibi zannediyor dediler ilmini. Daha mı yerde diyorlar ki: Mevlana Halid'in ilmi, sahili bulunmayan bir genize benziyor. Allah, Şefaatü'n-ayir'den diyor.
Kırk gün kalmış, diyor. Yani, Cihan-ı Abat Dehre şehri kırk gün kalmış, şiirin kokusu gelmeye başladı bana diye. Kırk günlük yerden kokusunu alıyorum mest oluyorum. Arap'ı ve Paris'i şiirlerle şiirinin yete. Devam ediyor, nehyediyor. İçerisinde anneler var. Hakkında geliyor efendim böyle. Zıkk gün daha gittikten sonra varıyorlar, deveci çekiyor, geliyor, kendini şurada mı Tıbbalife burda mı? Abdullah-i Dehlevi hazretleri bütün müridiyle dinliyor de karşılayacak diye bekliyor. Sinak dahi kıpırdamaz kimsenin yerinden kıpırdamaz. Efendim tekkenin havısına kadar giriyorlar oraya dineliyor. Kimse iltifat etmiyor. Haber gönderdi dedi ki Mevlana Halid geldi. Kabul buyururlar mı Halvete? Arırlar mı? Niye giden Halvet olacağım müşteri? Şahfende hazretleri. Bana Hazreti neden göreceğim iş dedi. Ya Efendim hizmet istiyor. Yani, hazvet diyorsa bir hizmet buyurun.
Haklısın, ihvanın binlerce müridin abdestte çıktığı abdesthanelerin sünnet olsun diye üç, beş, yedi taşlarla print yapılır. Ondan sonra suyla baharat edilirmiş. Savunun, nenin çok bık bulunmadığı zaman, hele bir şey demesin diye, o pis taşları yıkamaya devam etsin Mevlana Halid diyor. Otuz dokuz gün aynı o taşları, o silindir taşları yıkama ile meşgul oluyor. Otuz dokuz gün olunca nefis dayanıyor, diyor ki, üç tarikattan meclis, Kuran-ı Kerim'e hafızsın, tesfire vakıfsın, muhaddisün, hadisleri tefsir etmeye kadirsün, ruhul duyan tefsirleri, ruhul maaniler, bu nurani kerimler, hadisler seni inşaat etmediğinde bir cahilin kapısında yüz numara taşlarını yıkan yazlık olsun, hasıriyetsiz adam diyor kendine. Ah taşları vur, çek buradan diyor. Ey nefis, seni buraya sokana alın, ne çeksin, imkanı mı var? Senin buradan çıkıp yahu, yetme!
Son, çünkü kesilecek kurban elini ayağını bağladın mı, uçağı görünce nasıl geberelenir? Böyle debelenmeye başlıyor. Nebir. Hiç de gelenir, seni keseceğim, hiç kıpırdamam. O zaman suyla yitiyordum, şimdi parmağımıla o bir tek gelip kazıyacağım, diyor. Böyle kazımaya başlıyor. Üstazın eli tekkeden sunarak, elini nefsinde bir bakiyye kaldıysa, o da mahvolsun da ondan sonra gelin diyor. Daha kabul veremem diyor, huzuruna daha kabul etmiyor. Sen diyor ki, efendimizi hürmet etmiyor. Ders okuyorum, ben kazanamıyorum. Küçücük nefsinin, nefsine, cesedine innenin ucu derse, göklere hoplayan bir adama beyin gelir mi? Gıtlağı ne kadar nefis olmuş da feyiz gelir mi? Her tarafın benlik olmuş da feyiz gelir mi? Dolu neftiğe, dediğine kadar su girer mi? Ne için? Olmaz kardeşim, Bismillah. Allah, ikimizi boşalttın inşallah, tevazu olamıyorsun, o yolda hizmetler nasip etsin inşallah.
Der ki yedi, sekiz ay kadar oldu, su taşıyor, bir gün huzuruna istediler. Bir tevekkül etmeden, istediler. Bir teveccüh etme de Gavsile'l-Azam oldu. Gavsile'l-Azam oldu. On ay kadar kaldıktan sonra, Halid yürüttü. Yani, Halid dizisinin çok yükümlüsü aldı üstüne ve müsaade ettiler o memleketten. İstikbal etmeyen, İstikbal etmeyen Abdullahi Dehlevi hazretleri bu tusesi ve lades, bütün müridiyle beraber yedi fersahmül ediyor, teşyi ettiler, Mevlana Halid'i kılavuzladılar. Ya Mevlana Halid, haydi yüklendin geliyorsun. Çok düşmanların olacak, daima muvaffak olacaktım bir şey ister misin? Soruyorum! Hemen, müritleri irşad için dünya da lazım, dünya da olsun, dünya da gelir diyor. Yani, El gaye, gönlünün eli ve Yani hadidim Muhammed'im, otel senin değildir, o yedi kudretindir, o benim elim diyor. Sen atsana, ğunda topladığın kumları birkaç insanın gözüne dolardı.
Ben attığım için diyor, o el benim idi, senin değil, benim kudretim vardığı o elde, ey kafirin gözüne bunu yerleştiren benim diyor. Seni zannetme. Senin ayağına bir kuvvet verdim Hadid-i Muhammed'in, kabir anda Seddeti müntehaya yükselttim. O ayak senin değildir, benim kudretimi doğar. Sen yükselemezdim. Sana öyle bir kulak verdim ki ta Sidretil müntehada, aşağıda yürüyen Bilal-i Habeşinin ayağının şerhini duyuruyordum sana, kulakları veren benimim, amibim. Sana öyle kuvvet verdim ki, sildiretim müntehada her zaman hizmetimde bulunan Cibril bir ağır daha gelirse, yanırda seni yapmadım, yanıma kadar istedim, istedim.
Onun için Rabbimiz, öyle kullar var ki Rabbimiz ayağı ben olurum, gözü ben olurum, kulağı ben olurum demiyor Allah, yani gözüyle benim kudret, gözü benim kudretimle bakar, eli benim kudretimle tutar, dili benim kudretimle söyler, kulağı benim kudretimle dinler ayağı benim kudretimle yürür, böyle kullarım var benim diyor elhamdülillah. Allah o bunları bize desin ya Rabbi. Ne diyor? Bizi o kullardan etsin desene, kendime ümidim az, yalnız hüsnü zanneden kardeşlerimin karşısındayım. Sizler de bize Allah niyet sevsin? Vicdan, dualarımızı kabul etsin. Mevlana Halidimiz gitti. Yolda diyor, yolda, bizzat var, benimle selam söyle görüş diyor. Buraya geliyor, soruyor, bütün köy harap olmuş. Bir yere nakletmişler, o zat'ın mıntıkasında oturamıyorlarmış. Bu CAP'tan oturur, kimse görüşemez. Sen gidersen git, diyor. Peki diyor ve geliyorlar. Geliyorlar.
Uzak bölündüğü zaman, bölündüğü zaman, ayağında derde kadar can kalmamış Mevlana halidir. Allah'ın nasıl bir kuluysa ya da öyle bir kuluymuş. Yani Hızır aleyhisselamdan soruyorlar. İmamı Şafii hakkında ne dersin? Gudbul ahbaplardandır diyor. Ahmet ibn-i Hanbel hakkında ne dersin? Sıddıklardandır diyor. Dişti haki hakkında ne dersin? Onunla Allah arasına giremiyorum diyor. Allah'ın böyle kulları var, onunla Allah arasına giremiyor, bilemiyorum makamını biliyoruz, Hızır Aleyhisselam. Ondan sonra Allah'ın böyle kulları var. Kim olduğunu bende bilmiyorum. Kitapta böyle yazıyor, getiriyor. Ben diyor, yine diyor, Burak'ı kabamunayı bırakarak, Şii'ıma rabıta ettim. Abdullah-i Dehlevi yazdatlarına ayaklarıma can geldi ve görüştüm. İlk gönyeye geldiğim sene fakinede oldu bu hal. Bizi Allah afiyet etsin, o Saraç Hacı ve Mevlamuce Mevlana'mıza götürdü. Yeni geldiğim şehir ve yeni girdiğim Mevlana.
Kapıdan girdiğim zaman ayağımı zannettim. Bir arşın kadar, bir metre kadar yukarıya çıkmış. Can tahta kalmamıştı. Tam uca koyup geliyor, gel sana diyor. Ben de ağlayaraktan onu istiyorum. Canım gelmiyor, gelmiyor diyor. Bir adım atsam ağız üstünü kapatacağım, Mevlana'nın hürmetine. Geldi kolumdan, çünkü büyük saf, günahların hep göz yumek görünüyordu, beni huzuruna kabul etmiyordu. Körden sürünü sürünü varmıştın. Bir de Beyt-i Şerif'te oldu. Beytullah'a yirmi bir sene evveli gençliğimde gitmiştim. Şimdi Heyuvra gibi girip çıkıyoruz. O zaman kapıdan girdik, yedi kişilik saydı, derin birbirimizi zenci etti, tutuyor. Kapıyı Beytullah'ı görünce ayaklarımda can kalmadı. Her bir günahım dağ gibi olmaya başladı böyle gözümde. Varmama imkan yok. Benim gibi alçağı kabul etmiyor. Yani böyle durdum kaldım. Şimdi gelin baktım, herkes sana yahu diyor, Sinan harapçe diyor.
Hemşire hemşire filan diyor, imkanı yok. Geldi, elimden tuttu, gözüm ayrılmış, böyle mütemadiyen yaşlı götürüyor. Sürüyü sürüyü götürdüler huzuru köyü de. Dayıp de dedim, Allah'ı ziyaret ettirdi. Yani Mevlana Halid'imizde, o zat'a varamıyorum. Ben rabıta da hatırıma gelmedi. Daha yeni mütalaalarından geçtiği için şimdi biliyorum. Rabıta'yiniz daha binana varım diyor. Halık'ı Zülcelal sana gazi ağzamlık nasip etti. Aleyhinde çok hakaretler olacak. Her zaman da muvaffak olacaksın, bu hafta dedi. Allah seni muvaffak edecek. Ya dediler efendim, dağda da, inşaatla meşgul oldular. Uzun bir bahisten hiç tükenmez. Ondan sonra orada mektep ettiler. Aleyhinde melek yazdıran, sürgün ettirdiler oradan. Diyarbakır, Halep, Şam böyle gittiler. Hikmet varmış, oraları bütün irşad halinde geldi. Anadolu kısmına nakşet halitinin nasip olması, Mevlana Halidimizden geldi. Allah şefaatine layık etsin.
Daha yeni, onun kendinin menkıbatını söyledik. Şimdi, Eyüplerini vereceğiz dersin. Dinler sonra. Evlerimizin şeritlerine sahip hocam. Devam etsin inşallah. Aşılalım bir aşkla. Eşhedü. Noksanlarımızı Allah'a affetsin. Sizin de kulaklarınızı zenciden izlerse, kalktılar nazar edin, affedin artık. Evlatlarım diyor, size vasiyet ederiz. Gizli ve aşikar Allah'tan korkumuz. Yani Mevlana, Habib'in vasiyeti bizlere. Gizli yerde olsun, aleni yerde olsun Allah'tan korkulmaz. Kellevale hatlarının ispatış ubudilerde biliyorsunuz hayat, ilim, seviyor, basar, irade, kudret, kelam, tek bir. Allah'ınız gizliğiyle, aşikar ile ikisini görmeden fark yok. Gecenin karanlığında, karataş üzerinde kara karıncanın hem yürüdüğünü görür, hem ayağının tapırtısını duyacak kudret var. Çünkü Semi, batar sıfatları var. Ayet-i kerimelerde cevap verelim. Hadli verit damarınızdan size yakınım buyuruyor. Halık-ı Zülkelam.
Bunu şöyle kitapta gördüm de üstadınızdan geçenki geldiğimde sordum efendim, haddi-i verit damarını anlayamıyorum hangisi diye. Şurada zannediyoruz bir şah damarı diyorlar. Hayır, hayır o damara demirler. Kalbin yanından çok yakın geçen, murak hava zamanı lazım olan, semalara kadar yükselen bir damar var orada. O damar murak havada kullanır, nasıl tiersüze gittikleri direk gibi oluyor. Böyle aksi teverrip oturur sol taraftan ayağını çıkarır, böyle oturur, kalbi açar. O damar vasıtasıyla yedinci kat semaya kalkar murakova dersinde kalbini irbiye taş şeklinde arş-ı az-ı madlaya rabıtayla yapmak feyz-i ilahi kalbine dökülür. O damar okuyor derleriniz, çok da izah biliriz. Biz bilemiyoruz tabi. Estağfurullah bismillah. Sadakallahun altı. Bunların siz neredeyseniz ben ordayım buyuruyor Allahu Teala hazretleri. Lakin ilmim sizinle beraberim. Şimdi aramızda ilmim böyle.
Hepinizi bilmesım atın içinizde duruyor. Yani gizli hiçbir şey yok bana. Yani, bir yere gizlenip de günah etmeye gayret etmeyin açıktan görüyorum diyor Allah-u Teala adamları. O kudret bende var diyor. Açıktan görüyorum halen sevdiği kullara bile bu gözü nasip ediyor. Zaten her sıfatından onlardan bir sehiv ayırmış. Kendini kimden alakası yok. Yani, irade, kuvvetinden, kudretinden herkese bir iradeyi cüziye vermeseydi, mahşerda şu an sormayacakmışmış. Çünkü iradeyi cüz'iye olmazsa hep kudret sende Ya Rabbi. Benim elimde derdi kıldırmadım, namazı kılmadım diyecekdi. Cebirlerin dediği gibi. Çünkü iradeyi cizye verdi, hiç kimse şu merduanı bırakıp da deli olmayınca şu sağına çıkıp tepesinden aşağı atmaz. İyi kez de irade var demek ki. Günah ile ben değilim diyemezse herkes günah ile kendisi. Allah'ımız, bizim ellerimizi, kollarımızı, gemiye vücudumuzu günahtan muavvaza buyurur.
Misal irademiz de bu isteksiz. Siz neredeyseniz ben oradayım buyuruyor Allah. Huyu halinize vakıfun, vakıfun diyor. Onun için böyle çok kez ve hareket edelim. Allah'ımız bu zat da bize size baksın yet dilerim gizli ve aşikar Allah'tan korkumuz gizli de, açıkta da Allah'ımız veriyor. İkincisi. Az yiyeğiniz az söyleriniz. Kamil olmak istiyorsanız az yiyeğiniz. Yahya bin-i Maaz hazretleri, az yerdim, oruçtan öptürün diyor. Az söylerdim zikirden ötürü. Yani az bilmem de orucun için az yerdim. Az sonra bir çorba içerdim, şöyle bir çorba orucun yüzünden az yerdim. Az söylerdim zikirden ötürü diyor. Allah'a ne kadar çok zikrediyordum. Zikten kesire buyuruyor çünkü Allah'ımıza. Zikri kesin bile beni zikredin diyor. Yalnız doktordan reçete alan anca o kadar ile. Kalben zikir geldi mi, daimi halini alır. Mutlaka kalbi zikre alıştırmamız lazım.
Top olsun kalp zikredecek olur da bununla görürsen vücudu toprak yiyemiyor. Efendimi söyle bundan. Mumyalanıyor. Bütün vücut toprağın tesiri olmuyor. Kalp zikretti mi? Onun için, zikrimizle devamla beraber dünkü tarifler gibi hem zikrederiz, dönerken e dönerken e kalbimize vurur bunun birinde. Böyle aç hele Allah Allah Allah Allah demek. Allah Allah. Allah. Kudvetini düşünerek, gözlerinizi kalbimizin üzerine çevirerek, kulağımızla da dinleyerek beş yüz bin dilimi gezvenin ve çaydanlığın hava kasının üstünde olup da kilibini çalınca dururkena dururkena dururkena kaynayıp taşmaya başlıyor pat, başladığı gibi muhakkak kalp kaynayacak, inşallah. Az ısıtıyor musun ondan yoksa o çam yaktığınız yere koymuyorsun hava ağzına, öteki diye göze koymuşsun, dövünden izi ısınıyor. Allah Allah Allah Allah Allah demek, göğsüne koyman. Allah Allah. Yani kardeşimiz de istiyordu. Bir gün kardeşimiz.
Hani tarif ettiği zikre hazırlanman için, evin çocuklardan ayrı olan bir yerini ihtiyar etmeli diyor ve temiz seccade üzeri olmalı. Bulunduğun yeri daraltmalı. Yani alevçiliği çırayı söndürmeli. Göz kapalı olursa kalp açık olur. Göz açık olursa kalp kapanır da onun için. Seccadenin üstünde Mu gibi oturur falan kafi değil, koku yağlarından, büyüklerin sevdiği hangısıysa gül yağı, ondan da bir kokulanırsın vücudunu kokular. Çünkü Bayezid idi Bistami Kuddise sirrau'l hadis. Ben derse oturduğum zaman ağzını gül yağıyla yıkamayınca Rabb'imin adını anmaz. Yani Rabb'ımı zikrederken ağzını gül yağlarıyla yıkardım da diyor gül suyuyla ondan sonra zikre başladım, her ağızla Allah zikredilmez derdim diyor. Biz laubali olduğumuzdan böyle oluyoruz. Biz dersi kendimize benzettiğimizden böyle oluyoruz. Biz tarifeye benzeyemiyoruz, tarifeyi kendimize benzeliyoruz. Onun için hareketimiz böyle oluyor.
Gözlerimiz kapalı. Kazan varsa kırmışım. Kaza yoksa abdest aldıktan sonra abdest alırken hep azaya da kıyilen günaha tövbe, dışını abdestle içini de istiğfarla temiz ettikten sonra seccadeye oturur, oturulur diye. Böyle temizlediler oturursun. Gözün yumulu tespihin elinde. Günahlarını şöyle bir toplarsın. İnşallah sizin günahlarınız fiziki kadar yok. Seninki o göğe niye sığmıyor kanaatiniz olsun. Başıma gelmemize imkan yok. Böyle günah ki Rabbimize karşı Allah'ımızdan affı mağfiret isteriz. Bizi hamd etsin abi ölmediler. O günahları böyle yığım halinde önüne üst üste yığarsın, estağfurullah. Suyunu üstünden dökmeye başlarsın. Estağfurullah. Dedikse annemden dinledim babama haber verirken. Günahımı yiyordum da diyor, istiğfar okulu mu da dağ gibi olan günah yer yiyor, mahvoluyor. Amel diplerinde en kıymetli amel istiğfar. İstiğfar en parlak olan istiğfarmış ameldir senin de.
Onun için istiğfarı en evvel verirler. Tahhid eder biiznillah, binaları eritir. Yüz mü çekiyorsunuz bilmiyorum, yüz on bire çıkardı efendim. Yüz on bir mi çekiyorsunuz? Yüz on bir diyene kadar kemik kemikten ayrılmalı. Yani, estağfurullah. Ders bir kere yapılır zaman seni başka hale çevirmeli bir iznle. İstiğfar bitti mi bitecek mi bazı zaman korkulur. Yani, istiğfardan alınan lezzet hiçbir şeyden alınmıyor kardeşim. Estağfurullah. Yerine efendiden emirsiz olaraktan içimizden bir, tövbe eyvallah, tövbe estağfurullah. Azıcık geciksin diye tükenmesin diye Yani o kadar tatlı gelir insana. Böyle yaparken estağfurullah çekerken o yüz on bir bittim mi yani inşallah günah da bitsin. Yani, yine hiç o istiğfar yapmamış gibi o günah rahat gibi, gün günden daha fazla gözünün önüne biriktirir, gözlerin onu görünce ağlamaya başlar huzuruna nasıl var ibni Ya Rabbi?
Şimdi arkadaşlarımın ve kardeşlerimin düştüm. Çocuğu da kucağıma almıştım. Çocuğun üstünden üstüne affetsin. Pislik bulasa affetsin yani. Cemaatten, huzurdan haşa. Şöyle böyle versen etrafındaki adamlardan erisin, eril. Bu, üstünde pislikle gel, üstünde yıkamamışsın diye mendille bastırır, derhal yıkarsın. Ne kadar günah ettinse, kim ne yaptıysa deve çaldıysa omuzunda yüklü. Ne günah ettiyse onun gengi yüzlerine yapışmış. Allah'ın huzuruna öyle olaraktan varır ve yerin namusuyla neyle alakalandıysa onunla çatlak halde huzur-i ilahiyyeye varır. Elin toprağından bir karış kaldıysa, yedinci kat yerin dibine kadar, gününe kadar çıkar boynuna takılır, onu ona kuvvet veriyor Allah. Onu götürecek kadar huzur-i ilahiyyeye, o toprağı sürüyü sürüyü varıyor.
Bu günahalarla varmak korkusu varken, burada kadar tevbe istiğfar edip de insan günahını, farzların erittiği gibi yerin ve güneşin erittiği gibi eritmeden giderse çok zor olur kanaatiniz olsun. Biz gür gibi dahi olsak, çocuk kopardın mı, iki saat sonra korur, solar bir toz haline gelir, atarlar. Gül olsaktaki bir mürşidi kamilin kalp makinesinde çevrilip gül yağı olursa iyi yaşarım. Yani biz üzüm gezelim, kardeşlerimiz gelince bağlarımızı de gezerler. O üzümü asarsak daha tatlı oluyor bir mesele. İki ay geçtin mu vuruyuyor, yemeye de yakışmıyor, böyle dibi oluyor, atıyorsun inşallah. Ama onu birkaç tekniğe dolduruyoruz, iyice bir çınlıyoruz onun içinde. Şırıl şırıl suyu akıyor, ineklerden, kevkirlerden süzüyoruz. Süzdükten sonra ateşin üstüne koyuyoruz. Danklı zankın bir kestiriyor, kaynalıyoruz. Yeniden o çamurından tahlil ediyor, şerbet haline getiriyor.
Kirlerini toplayarak kaynadı kaynadı, sahuru sahuru, bembeyaz şu takkan gibi bir pekmez haline geliyor. Küplerde iyi yaşıyor. Şer, insansın, insan. İnsan oldu ama muhakkak müşrîd-i kamilin kalp teknesinde iyice bir çınlayacaklar, azarlayacaklar. Kapıdan burnuna vurunca kovacaklar. Mevlana Halid'i tek tek dışarıya çıktığı, çıkardığı gibi çıkaracaklar. İçinde tek bir hüman göremiyorum. Gözünden kaka kaka çıkarıp da kırılmadan gitmeyecek, nefsime alma oldu diyecek tek yıkılan göremiyorum içimizde. Yani ilk önce kırılır ve belki yıkbara girer, belki frenlerde cemaatle devlet adamların ayın yapıyorlar. Günün ise tarikattaydı, göğün gözüne kalktım diye bir numaralı muhbir olur, muhbir. Şuna bak, biri falan dağıtıyorsun, davasına vallahi yiyorum diye. Ev derdi seneler çok güzel. Biz böyle yıklandık, Allah kusurumuzu affetsin. Taklitimizi ahrik etmesin.
Aşk ateşıyla da kaynamazsan, üstadın elinde aşk ateşıyla da kaynamazsan, süzülmezsen bir kat gözden elemezler. Bir de kalburdan elemezler, bir de elekden elemezler, bir de dulbetten elemezler ve aşağıya çıkmazsan kamilim diye kendine süs verme, gusülluyum amma bu yoldan ayrılmayacağım. Vahşi açıyorum amma gelecek yerim külahçı tiplerinden başka yere, yer hemen doğan doğan oraya gel. Allah'ımız affedecek inşallah. Amin. Burada bu işi görmezsen Kabil'i Allah tekne gidilecek, kabir birbirine kavuşup böyle orda ezecekler seni. En büyük kemiğin toz gibi olacak, böyle ezecekler. Ondan sonra süzecekler, günahlar yine mukabiri de cehennemde sokar sokar beynini aynalayacaklar, has olduktan sonra cennete alacaklar. Yoksa böyle kirli farklı cennete alaya giydirmezler insanı. Allah günahlarından arılarak gelen zümrayı ebrara ilhak buyursun.
İstiyor kardeşlerimiz, istiğfarımızdan sonra la ilahe illallah. Öz muskiyle yumru Allah'ınızı görür gibi. Dersin kostüm üstünde Allah'ımızı görür gibi diyoruz. Böyle diyeceğiz inşallah. Bize de size de böyle zevke nail olmak, böyle dersini okumayı nasip Sikirip yani siz Allah'ın görür gibi hesap budur. İbadet edin. Eğer siz Allah'ı göremiyorsanız Allah'ın sizi gördüğünü bilerek ibadet edin. Buna aittir, gelmiyor. Allah beni göremiyoruz, Rabbimizi göremez, gözümüz kafi gelmez. Allah bizi görüyor gibi ibadeti, kostüm üstünde seni oturtmazlar. Fetcadenin böyle sallandığı hale gelir. Bak başlar ve küs sallandı haşa haline. Böyle alıştırma bak. Tevhid bitene kadar dersinden alacağın der ki almış olursun. Salayatı Şerife okursun inşallah. Yüz on bir de salavat okurken, Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem'in huzuruna varmak istersen, edebe mugayir olur.
Üstatının cübbatının altına ederek, tertip böyle, onun hırkasının altında gibi, Sultan-ı Enbiya'nin Ravzai'yi tahiretine varıp, bizzat kendinin şahsına. Bırakmam salavatı, Gavza-i Mudahaleye girmiş gibi bulunana kadar. Bir dilimizin salatını kabul ediyorsan Ya Rabbi, bizi de kabul ettir.
Kaynak: Genel
İftira Ve İbadet Sırları Ve Ruh Arınması | Mihmandar