Sadat-ı Kiram efendilerimizin sözlerinden. Sıddihi Azam'dan bu zamana kadar gelen meşay-i izamdan Üstadımız Üstadımız sözlerinden bir kısmını nakletmek istiyorum. Rabbimizin lütuf ve keremine. Rızkın helalinden olması, şüpheli şeylerden uzak durmak ve vera ölçüsünde hareket etmekle olur. Artık bunu herhalde şunun için ifade ediyor. Kamil bir insan bulabilmek rızkın helal olmasına bağlıdır. Bunu büyüklerimiz vesair eserlerde ibadet ve saatin hazzının onda dokuzunun helal rızık. En sonda en sonda halvet diye haber verilir. Sükut diye haber verilir. Fakat ibadet ve saatin lezzetinin onda dokuzu helal rızıkta. Bunun için peygamberlerimize bakarız. Hepsinin bir mesleği var. Çalışırlar. Mürşidlerimize bakarız. Sıddıyı azamdan. İşte zamanımıza kadar gelen efendimiz Kaddesallahu Sırrı Hazretleri hep bir meslekleri var. Çalışıyorlar. Helalinden rızık temini için gayret gösteriyorlar.
İkincisi şüpheli şeylerden. Bir de ehlullahın sözü. Bursu bir ifadede bulunacağım bir izne onu unutmayacağız. Ehlullahın sözü ya Kuran azimüşşan'dan ya da ehadîsi Muhammediye'den mülhemdir. Arz edeceğim şu. Bizim bir kere mürşid-i kamillerimizi çok iyi tanimamız gerekiyor. Bizim dışarıdan arayacağımız, ereceğimiz hiçbir şey yok. Saygımız olmakla birlikte. Şimdi adam insan hata ve unutmakla malul ya devamlı hüznün nerededir arar. Köşe bucak arar. Acaba şuraya mı koydun? Buraya mı koydun? Aramadığı yer kalmaz. Bir diğerleri de ona gülerler. Derler ki ya gözlük senin gözünde ha der uyanır. Bazen tespihlerimizi ararız. Yahu tespihim benim nerede? Şu cepte mi? Bu cepte mi? Evde mi unuttum? İş yerinde mi? Şurada mı? Bir de en sonunda bakar ki böyle koyun cebinde oraya koymuş unutmuş. Biz aslında Necip Fazıl'ın da rahmetullah aleyh dediği gibi güneşi çekedimizin astarında kaybetmeyeceğiz.
Allah'ımız bu değerleri insana lütfetmiş. Esselamü ve ne faktü fihi mir ruhu, ruhumdan ruh üfledim. Bu hayvandaki canlılık değil. Bu insana Allah'ımızdan bir nefadır. İlim onun içinde, irfan onun içinde, hikmet onun içinde, marifet onun içerisinde akıl, akıl, irade tefehhüm tefekku, tevekkül hepsi bunun içinde. Biz şurada burada aramayacağız. Kendimiz de arayacağız. Bunu kendimizde arayacağız. Nasıl bulacağız? Zaten kendimizi bulmak için mürşid-i kamillerimize intisap ediyoruz. Evrad, deskar alıyoruz. Rabıta, Büyüklerimiz buyurdular ki rabıta hüsün ve kubbu bildirir. Hüsün ve kubbu çok önemli bir tabir. İnşallah sizi biz öyle görüyoruz. Müridin en önemli özelliklerinden birisi müridin dini meseleleri öğrenmesi. Çok önemli. Bakın Kayseri'de Hacı Şaban Efendi Hazretleri vardı. Sami Efendi'nin halifesi sohbetinde kendisi ilimdir yazsın. Konuşmazdı. Konuşmasına gerek yok.
Siz Beytullah'a gelince size Beytullah bize konuşuyor mu? Bakıyoruz. Yüz yirmi rahmet iniyor. Altmışı namaz kılana, kırkı tavaf edene, yirmisi de bakanı. Onun bulunması yeter zaten. Bulunması yeter. Şimdi sohbetlerinde hep ilmihal kitapları okunurdu. Üstatımıza bakıyoruz şiirlerinde işte bak gözlüğü gözümüzdeyken başka yerde aramayalım. Tespih koyun cebimizdeyken başkasını da aramayalım. Mürşili kamilimiz, efendimiz o şiirlerinde fıkıh ile hadis öğren, nefsini yıkmaya davran, mürşide binde bir vuran sakal antı sualdir bu. Hayran kalıyorum. Efendimizin şu sözü ya tamam başka bir şeye gerek yok. Her şeyi olduğu gibi ifade etmiş. Sanki bir üniversite. Bakın tasavvuf nedir? Tasavvuf dendiği zaman onu bir üniversite olarak düşünelim. Tarikat nedir? Tarikat o üniversitedeki bölümlerdir. Nasıl bölümlerdir? Artık bunu da bineceğiz. Elektronik. Ondan sonra ne diyelim? Arkeoloji vesaire.
Neyse ilim dalları çok geniş şimdi ifade ediliyor. Bunlar bu şekilde. Biz iyice bu fakültede, bu fakültede bu tasavvuf, tarikat-ı aliye mektebinde iyice yoğrulacağız. Bak düşüneceğiz. Şu deprem hadisesi bizim için en büyük bir ders. Pötür gemidir neredeyse. Oran merkezli ne oldu? Bir deprem oldu. O deprem nerede duyuldu? İlçelerde duyuldu. İller de duyuldu. Ne oldu? Her şey birbirine karıştı. Bunun batıni veçesi yok mu? Şeytanın bizde meydana getirmiş olduğu o şeytani hallerin ona aldanmanın fay hattını bizdeki hakikat hatlarını nasıl darmadağın ettiğini bir düşüneceğiz. Nefsani arzuların bizdeki gönül hatlarını, hakikat ve marifet haklarını şeylerini nasıl mahvettiğini bir düşüneceğiz.
Şeytan sıfatlı insanların dünyanın geçici süslerine aldanmak suretiyle bizim pay hatlarımızı ilahi hatlarımızı Allah'ımızın lütfettiği hilafet sırrı payını, emaneti yükleme fayını, velhasıl sayılamayacak kadar o kutsi ve ulvi fayları nasıl mahvettiğini düşüneceğiz de onun kalbimizde hasıl olması ile, halk merkezli, kalbimizin fayının bozulması sebebiyle ne oluyor? Diğer ilçe ve illere yayılıyor. Göze yayılıyor. Ne bak, neyle bakıyoruz? Şehvetle. Allah korusun. Şehvetle, hasetle, kinle, kibirle, bir başkasını küçük görmekle, tepeden bakmakla, kulak ilimizde, ilçemizden ne meydana getiriyor? Hayvani duyguları tahrik eden sözleri söylemekle, o söylenen sözleri işitmekle ne diğerlerini kıyas ederim bu bize yeter. Hani büyüklerimize bakıyoruz. Ya bir hamamdan çıkarken hamamcının para istemesinden ders çıkarıyor, ağlıyor.
Diyor bir şeytan evine evine diyor para istiyorlar da cennete amelsiz, taatsiz, zikirsiz, ifadesiz nasıl gireriz diyor. Bu kendimizde anahtarı bize Rabbimiz vermiş. Nasıl kullanılacağım da Habibi Kibriya sallallahu teala ve onun artık ilim ve irfanına varis olan mürşidi kamillerimiz ifade ediyor. Nebiler mal bırakmaz. Nebilerin bıraktığı ilimdir. Mürşid-i kamillerimizin bıraktığı nedir? İlim ve irfandır. Buna sarılacağız biz. O. İnşallah anlamaya gayret ederiz. Duanızla bizi de Cenabı Hak uyandırsın da hakikati göstersin bize. Hocalarımızdan birisi bir söz söyledi de o anda ağır geldi insanlara. Dedi ki Hacı Hasan efendiyi dedi siz dedi bir gün böyle Allah'ımızın davetine icabet ettiği yıl dönümü olarak tesbit etmeye çalışıyorsunuz dedi. O dedi bir seneden de anlaşılmaz. Bir seneye yaymalı. Nasıl yayılacak? Sohbetlerden, onun eserlerinden, mübarek sözlerinden nakledeceğiz.
Şuna çok hayret ettim. Ben o efendimizin ilahi davete icabetinde gördüm. Evet. Bizde her şey bambaşka oldu. Dünya başına yıkılır gibi oldu ama düşündüm. Dedim ki bugün de kendi kendime o günkü düşündüğüm şuydu. Bu insanlar dedim üç gün beş gün ağlar sızlar efendim vay bilemedik. Göreceksin dedim içimden bunu derdim. Göreceksin bir müddet geçtikten sonra bu insanlar kaybolacak dedim. İçimden böyle geldi. Şimdi dedim bir ah, bir vah, bir tüh. Şimdi biz bunu devamlı içimizde diri tutacağız. Mesela ölüm tefekkürü nedir? Allah'ımız, Kuran-ı Azimüşşan'da her nefis ölümü tadacaktır. Bunu canlı tutacağız. Mesela onların o aleme göçüşünü aslında göçtü demiyorum. Bak dikkat ederseniz ilahi davete icabet diyorum. Onlar aynı hizmette mevcut. Şu anda aynı hizmetin içerisinde. Anlatamadığım çok şey var. Anlatamıyorum. Çünkü itiraz edilir diye korkuyorum. Yazık.
Hususi yetiştirdikleri erler olur onların. Ama diyemem. Anlatamıyorum. Olur mu? Nasıl? Efendim Yunus Emre diyor ya tenler ölür, ruhlar ölesi deyin. Bak kendilerinden duyduk. Kılıç kınından sıyrılmış gibi. Burada efendimizin bir kelimesi cümlesi de değil. Bir kelimesi öyle ufuklar açıyor ki insanı Sami Efendimizin damadı bir gün dinlemiş mürşidi kamilimizi. Hasan Efendi demiş. Öyle bir söz söyledin ki o bir cümlee ben kitap yazarım demiş. Allah'ımız onun gönlüne indirmiş zaten. Vermiş. Diyorum ya gözümüzde gözlük varken koyun cebimizde veya başka bir yerimizde tespihimiz varken bir başka yerlerde aramayalım. Bu bizde var. Bizde dediğim mürşidi kamilimiz de var. Efendilerimiz de var. Onların bize hep anlatacağı nedir? Anlatacağı bakın anahtar vermektir. Anahtar. Bu. Ne yapsın kafamızı yarıp da içine ilim dolduracağız değil ki. Anahtar veriyor. Diyelim çok güzel bir saray.
İçinde her türlü nimet var. Anahtar olmadıkça, kapıyı açmadıkça biz onun ne odalarını gezebiliriz ne de o nimete ulaşabiliriz. Bak anahtar elimizde. Vermiş oldukları evrak ve asker evvel mi? Yillarca çekiyorum. Niye bir şey olmuyor? Candan. Özden. Sami Sultanımızın icazetnamesine baktığımız zaman göreceğiz. Esadi Erbili Hazretleri buyuruyor ki şevk ve şataratını gördüm diyor. Sami Efendi evladımın bu mübarek yola girince aşkını gördüm, şevkini gördüm, gayretini gördüm diyor. Netaife hamsei alemi emir ve halk nefy ü ispat ve murakabatına şahit oldum diyor. Bununla bitmiyor. Bununla birlikte ahlakı ilahiyenin onda zuhurunu gördüm de diyor onun için ben icazet veriyorum. Bu babadan oğula gelmez bu. Layık olmadıkça gelmez. Akşam okudu imam kardeşimiz ayeti cenileydi. Nasıl peygamberlerin arka arkasına sıralandığı baba oğul diye devam ettiği bir nesilden. Bizim yolumuz ilimdir, irfandır.
İnşallah mürşidimizi istediği de budur. Dedim ya fıkhıyla hadi söyle. Ne güzel söylemiş. Bu üniversitede böyle okuyan arkadaşlarımız neler? Bazen bölüm Şunu dediğim zaman duruyorlar. Diyorum ki bak fıkıh seçin İslam hukukunu. Aman efendim ona diyor girebilmek için öyle bir gayret istiyor. Öyle bir çaba istiyor. Aldıkları diyor ya iki kişi ya üç kişi. Çünkü o fıkıh dediğimiz var ya o fıkıhta bütün ilimler mevcuttur. Tarikatı aliye diyoruz. Biz bunları sizden öğreneceğiz. Bunu istiyoruz. Marifetün nefs, maleha ve maleyha. Bak fıkıhta tabir bu. Fıkhın tarifi. Bu tasavvuftur. Bu tarikatı aliyedir. İnsanın leh ve aleyhinde olması. Mesela siz lehinde olanı lehimizde olanı bildiğiniz için ta uzak yerden de bu sabah namazına geldiniz. İnsan lehinde kendisinde, kendisine faydalı olacağı bilirse böyle olur. Bir tanesi. Bilmezsek ne olur? Şu soğukta ne yapacağız? İnşallah uyanırız anahtar elimizde.
İyi dikkat edelim hepsi gelir toplanır Allah'ımızın nef ettiği o ruha bakar mürşid-i kamillerimizde verdiği evrad ve ezkar ile bunu çok diri tutmak suretiyle gönül kapılarını açıp ilimde irfanı, zikirde merkur yani zikrettiğimiz Mevla'yı dedi ibadet ve taatin ruhuna erişmenin yolunu gösterirler. Bu uzadıkça uzar. Mürşidimiz ne buyurmuş? Tabii heyecanlandırıyor. Efendimizin bir kelimesi ledünni Allah tarafından bir ilme mazhar. Diyorum ya efendilerimizde öyle bir incelik var. Bunu anlayacak bir kafa ve aklı şuuru Cenabı hak bize lütfetsin. Niye anlayabilsek? Efendimizi diyorum bak menkıbeler anlatıyoruz, çok güzel. Kerametlerini ama efendimizin şu kerametini hiç anlatanı görmedim. Efendimizin mukarrebun zümresidir. Allah'ımıza gurbet ve yakınlığı, Allah'ımıza tazarru ve niyazı ve Cenabı Hak ile yine çekiniyorum ifade ederken bizzat mütalemesi. Olur mu bu? Ey huzura eren nefis.
Allah'ım bizi bağışla. Bu günahkar kulumu bağışla ya Rabbi. Haddimi aşarak konuştuğum için. Kelli min nas alakaderi vukuulim, ölçüsüne riayet edemediğim için bağışla Ya Rab. Ya yetven nefsül mutmainne ey huzura eren nefis. Der tefsirlerde. Aynen Musa Aleyhisselam'a konuşulduğu gibi. Efendim bunu söyle. Bizim şimdi kafalarımız da karıştı. Vahiy peygamberlere gelir. Ve ilhamen de Allah'ımız sevdiği dostlarına lütf eder. Bazen bir misal veriyoruz ya biz. Şimdi Bandırma'lı Ali Efendi demiş ki, tabii anlatmış. Burada o kardeşimizi göremiyorum. O bizzat dinlemiş. Dedi ki diyor Allah'a giden binlerce kapı var. Her kapının arkasında Hasan Efendi görünür ama o değil demiş. En son kapıda bunu zannetmem ki kasabada anlasınlar buyurmuş. Tabii anlayanları var, muhabbet edenleri hiç şüphesiz var. Bu kardeşlerimiz tanımaz olur mu? Bilmez olur mu? Üzatimiz ölçüsünde ne yaparız?
Sevgimiz var, muhabbetimiz var. Olmazsa gelmezdik zaten. İnşallah o bizde tarağımız olursa anlarız. Şimdi kullandığımız aletler belli. Hiç telefonla meşgul olmayan kimse yok. İşte göçük altında kalan bir hanım kardeşimiz telefonla alaka kurdu ve çıkarıldı. Bak düşünün nefes alamıyorum diyor. Orada çocuğunu soruyor. Kocasını kaybetmiş vesaire. Neyse. Bunlar bize kabri hatırlatacak. Acaba kabirde nasıl nefes alacağız? Kabirde nefesimiz, buradaki taatimiz, Allah'ımıza kulluğumuz, yalvarıp yakarmamız, ona tam canı gönülden teslimiyetimiz, liderlerden birisiydi. Bir söz söylerdi. Onu unutma. Biiznillahi Te'ala. Başınız gözünüz yarılmadan gelin yahu öyle derdi. Allah'ımız rahmetler eylesin. Başınız gözünüz yarılmadan gelin yahu. Şu ölüm başımıza çatmadan, şu kabre girmeden, öne gelelim Rabbimize ki, ne bulacaksak burada bulacağız.
Ana karne hayatı dünyaya gelmek için, dünyaya gelmek ahirette saadete huzura ermek için. Bu efendilerimizin mühim kerametleri, özellikleri işte budur. Tazarru ve niyaz dediğimiz öyle elimizi kaldırıp da Allah'ım o duayı Rabbimiz istemedikçe de yapamaz. Öyle bir yalvarış ve yakarışı vardır ki o kendilerine mahsus. O kalbin halleri. İnşallah bunları eserlerini okuyarak, rabıtamızı bol yaparak başka türlü olmaz zaten. Ondan sonra ne olur? Direkt Arşi Azam'a kalpler açılır. Yine diyemiyorum. Sidre-i müntehadan ötesini yine efendilerimizden duyduğumu diyemem. Anlatamam. İnşallah siz bize bunları anlatırsınız, dinler, istifade ederiz. Buyuruyor ki mürşidimiz, rızkın helalinden olması. Şüpheli şeylerden uzak durmak ve vera ölçüsünde hareket etmekle olur. Rızık helal olmazsa ibadet ve saadetten yapmış olduğumuz evrad ü ezkerden manevi haz alamayız.
Haramlardan sakınmak, başkasının namusuna bakmamak. Bu mürşidimizin sohbetteki sözleri bu. Bize umde ve kaide esas. Hele şunu hiç demememiz lazım. Ne yapalım? Ne edelim? Bir yol gösterseniz bize, hak göstermiş zaten. Allah'ımız altı bin altı yüz altmış altı ayat-ı ilahiye ile yol göstermiş. Bir milyonun üzerinde Hadis-i Şerif. Mürşidlerimizden üç yüzün üzerinde eser yazanlar. Sami Efendimiz Mübarek gözlerini kaybetti o eserleri hazırlıyor hazırlıyor. Şehvet gözüyle değil, şefkat gözüyle bakmak. İhanet gözüyle değil, siyanet gözüyle bakmak. Şunları okuyunca efendimizin o sohbetleri hemen hatırlanıyor. Onu bir kardeşimiz yaptı. Daha o günde dünyada olmayan ama gözünü açmış, bölünün de açmış. Birisi Mürşid-i Kamilimize demiş ki, efendim ha demiş büyüklerden haber verirsen, şimdi dinliyoruz demiş.
İçinde beraber bulunduğumuz kimseler öldükten sonra diyorsunuz ki işte şu bu evsafta bir kimseydi. Diyemem Hasan Hoca demiş. Diyemem. Desem insanlar onu parçalar. Yok eder. Bundan şunu hatırlıyorum. Biriznillahi teala. Böyle bal petekleri olur. O peteğin sırrı vardır yüzünde ince. Onu kaldırdığınız zaman o bal akmaya başlar. Sırlarını evlatlarının muhafaza ederler. Korurlar. Efendimizin bir kerametindeyim. Bir tanesini huzurundan kovmuyor. Oradaki bulunanlardan bir kısmı elhamdülillah. Oh diyor. Zaten evvel efendimiz evvelden anlaşmış. Oğlum seni kovacağım, aldırış etme yoksa seni bunlar hasetlikle yiyecek diyor. Sahabe arasında oldu. Ashabı güzin arasında. Radıyallahu Anh, onun için muhafaza ederler diyemez. İnşallah gönüllerimiz irşad olursa, ıslah olursa, rabıtamız niyimiz güzel olursa bunlar hasta olur. Hemen biraz uhuyum.
İnsan efendisini çok sevince layık olmasak bile tahammül edemiyor insan. Biz aynı zamanda efendimizin bir evladıyız yani. İhvanıyız. Bu evlatlık bir ayrı. Arıcılar bar alırken arıları kovandan uzaklaştırmak için tütsü duman verir. Şeytan da bizi sığara içmeye teşvik ederek başımızdaki melekleri dağıtıp gönlümüzdeki imanı almak istiyor. Onu söylememiz de efendimizin bu sözünü duyunca efendimiz misalciyim dediğini ne anlardık? Ben misalciyim diyor sohbetinde. Misalciyim demek ilmi ledününe nail oldum demek. İlmi ledünu. Ya ne büyük bir mürci-i kamilimiz. Çocuklarını diri diri gömenler onun önünde secdeye kapandılar. Bugün rezil ve perişan olduğumuz ondan, ayrıldığımızdandır. Kuran dünyayı idare edecek bir ilahi nizamdır. Ne güzel söylemiş. Kuran dünyayı idare edecek bir ilahi nizamdır. Hem dünya hem ahiret. Çocuklarını diri diri gömerler onun önünde secdeye kapandılar.
Kuran'daki hakikati kabullendiler anlamına söylüyor. Secde Rabbimize yapılır. O Adem Aleyhisselam'a olan secde ne? Onu kıble ittihaz etmek. Yoksa secde Rabbimizedır. Kuran her okunuşunda ruhani zevk duyuran, hiç usanç vermeyen bir kitabı azimdir. Yavrular Kuran okuyacak evde. O zaman ziynetlenecek ev. Melekler dolacak oraya. Kuran'ımız çok şerefli bir kitaptır. Söylediği söz ayeti celilleznimizin. Şu şerefli bir Kuran diyor ya. Kuran-ı Kerim, evet Kuran'ımız bu gece indi. Yani Kadir Gecesi'ni herhalde kast ediyorlar. Fakat Kuran-ı Kerim'in kıymetini bilemiyoruz. Çocuklarımız gazete okuyor, mecmua okuyor, roman okuyor da Kuran okumasını bilmiyor. Kuran'sız ev haraptır. Hep Hadis-i Şerif. Melekler müminlerin namazlarını, teravihlerini, vaaz dinleyişlerini, zikirlerini seyretmeye gelir. Ve onlara imrenirler bu gece diyor. Bu seyahat eden melekleri söylüyor. Benimimiz Hazretleri.
Şunun da bitirelim. Din kardeşimizin aç olduğunu duyduk da vicdanımız sızlamıyorsa. İşte bu bizim viraler dirneğimiz bak diyorum ki gözlük gözümüzle. Dirneğimiz var. Diğerlerine saygımızla birlikte. Allah muhafaza böyle zayıf imanı bir üflemeyle şeytan alır gider. Tabii Efendimizin yaptığı sohbet bizim gibi insanlara. Bu Konya'da üç tane hayırlı kimse var. Vefat etti de biz hala demiyorum. Vefat ettikleri halde diyemiyorum. Hep bunlar ayakları kesik diyeceğim şimdi. Ruhani ayaklarıyla yürüyen insanlar biz diyorlar Hacı Hasan Efendimiz vesaireler bir araya gelir. Böyle konuşurdu. Bak herkese konuşamıyor. Allah'ımız dua buyurunda bize anlayışlar lütsin, ihsan etsin. Gözü bağlı şu dünyayı geçip gidenlerden etmesin. Zaten kendisi de öyle diyoruz. Dünyayı, Konya'yı anlamadan geçip gidiyoruz. Yani emsali yok. İmsali çok az. Bir gün dertlendi de üç kişim var. Birisin diyebilirim Sami Efendimiz.
İkincisini de deyim isterseniz Dişçi Baba. Rahmetullahi. Ben hamdü lillahi rabbil alemin. Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin ruh taifelerine, ehline ashabına, peygambere nizam ve piranizamın ve bütün geçmişlerimizin ruhlarına bir Fatiha üç İhlas şerif.