Her işte ehline müracaat etmek, mesela diyelim ki biz doktor ehline müracaat edeceğiz, adam ehline müracaat etmemesi ameliyat oluyor, tekrar ameliyata diyor ihtiyacım var. Yahu ehline var, bir defa iyi bir teşhis, o teşhisten sonra ameliyat olunduğu zaman biiznillahi teala kurtuluyor. Ama diyor parası çoktu, ulaşmamız da mümkün değildi. Biraz işi aceleye getirdik. Kim olursa olsun dedik. Ondan sonra da tekrar rahatsızlıklar meydana geliyor. Ehline müracaat etmemiz gerekir. Buna bize, bunu bize Allah'ımız emrediyor. Habibullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize tavsiye buyuruyor. Mesela Kuran okuyacaksınız ehline müracaat edeceksiniz. Eğer bir kıraat hocasına hakikaten kıraatte kıraatte üstat olmuş kimse olacak olursa mesela aşere, takrib, tayyip ehline göre malum olan hususlar.
Bunu bilen bir kimsenin siz önünde oturun, Allah'ın izniyle ilk başta sizi öyle talim edecek ki, bir Sübhaneke'yi on beş günde geçiyor. Ne on beş günü? Daha fazla sürüyor. Şu diyor, boğazlarımızda yaralar meydana gelirdi. Bize ama bir zat gelirdi üstadımızın huzuruna. O ha kelimesini öyle bir ifadelerdir ki, efendi diye üstadımız sevinirler, bir daha söyle amca diye, efendi diye o hayyı, mahreçinden çıkarırdı. Şimdi bu ustaları bilmeyen bir kimseye müracaat etsek ne olacak? Başından düzgün gitmeyecek. Çocuklukta alınan bilgi, mermere kazınan yazı gibidir. Eline müracaat ettiğimizde onun okuyucu tarzı değişecektir. Biz imam hatiplerini de görürdük. Taşçıoğlu Kuran kursunda okuyanların orada hasbekli mümin hoca ehil bir kimseydi, bir kıraat hocasıydı o. Birçok hafızlar yetişmiştir ondan, kimseler hafız olmuştur ve gününün hemen hemen her anını orada geçirir.
Sadece Kuran okutmakla değil, Hadis-i Şerifler de okutur, tefsir de okutur, diğer ilimlerden de İslami ilimlerden de okutan mali masabevi bir kimseydi. Biz orada okuyanların okurken ağızlarından bilirdik. E, biz de okurduk ama, fakat bizim de üstadımız Hacı Hasan Efendi Kuddise Allahü sırrı olunca bir şey diyemiyorum. Orada durdum kaldım, giderdim hocalara kendisi ayrıyeten okuturdu bizi, o bir başka oluyor tabi. Fark ediyor tabi birbirinden çok farklı oluyor. Ehil olan kimselerden talim almamız gerekiyor. Bizim ruhumuzun da irşadı ve ıslahı olacak. Bunu nasıl temin edeceğiz biz? Çünkü biz eğitime muhtacız, sıkıntıların temelinde bu yatıyor. Nedir? Mesela bizim bir kere yanlış tavırlarımız bizden ne isteniyorsa onu yapmamız gerekir. Bakıyorsunuz eşyaya insanın ibret alması icap eder. İbret almamız gerekir. Baktığımız gördüğümüz duyduğumuz her eşyadan.
Gezerken dolaşırken işlerimizi yaparken sağa sola giderken nerede bulunursak bulunalım ibret alacağız. Ders alacağız. Diyelim ki bir taş. Taş görevini icra ediyor. Bir yapıda kullanıyorsunuz. Ben yapıya konmam demiyor. O yapıda görevini icra ediyor. Mesela güneş doğmam demiyor, vazifesini yapıyor. Ay vazifesini yapıyor. Toprak işlendiği zaman emrinize itaat ediyor, Mülk suresinde ifade buyurulduğu gibi ayet celleye yeraltı ve yeryüzü kaynaklarından istifade edin. Ben ürünümü vermem demiyor, veriyor. O vazifesini yapıyor, meyveler vazifesini yapıyor. Şimdi mevsim olarak biraz kışa doğru gidiyoruz da üzümlerden söyleyeyim, şu anda pekmezlerin kaynatılma dönemidir. Artık tam bu dönem sayılır. Siz o bağ çubuklarından üzüm yerine erik alamıyorsunuz. Erik ağacından da kaysıyı alamıyorsunuz. Kaysıdan da elmayı alamıyorsunuz. Elmadan da armut nimetini alamıyorsunuz.
Artık onun yapısı ne ise onu veriyor. Bir çilek üzüm olarak meyvesini sunmuyor, çilek olarak sunuyor. Çünkü yapısı bu. Bizim yapımız nedir? Bizim yapımız Eshable ve ma halaktu cinne vel insa illa aliyabudun, İnsanları ve cinleri zatımıza kulluk etsin diye yarattık diye buyuruyor. Bizim yapımızda nedir? Kulluktur. Bunun dışında hiçbir şey olmaz. Bu kulluk tohumunu çok iyi muhafaza etmemiz gerekir. Bizim DNA'mızda bu vardır. Değiştiremezsiniz bunu siz Değiştiği zaman, fıtratını değiştirdiği zaman insan zalim olmaya başlar. Adalet kelimesi tarif edilirken adalet, bir şeyin bir şeyin aslına uygun olarak yerine getirilmesidir demişlerdir. Ne kadar güzel tarif edilmiş. Yerli yerince kullanılmasıdır. Kendi yerinde kullanılması olarak ifade edilmiştir. Başka bir yerde olmaz. Bizim fıtratımızda, bizim tohumumuzda ne vardır? Din vardır. Bunun dışına çıkılmaz en çok tohumlar üzerinde duruluyor.
Allah'ımız Kuran-ı Azimüşşan'da bire on, bire yüz, yedi yüz, sonsuz, acaba biz bu tohumları nasıl ıslah edebilir de çok ürün alabiliriz diye bütün dünyada bilen insanlar, buzta uzmanlar çalışıyorlar, gayret ediyorlar. Tersinden Allah'a sığınırız. Eğer bozulacak olursa insanın yapısı da bozuluyor. Tohumlar çok önemli, o tohum eğer ıslah edilirse, çünkü bizim tohumumuz fıtratımız dindir. Bunu muhafaza edeceğiz, bunu koruyacağız. Onun için bir çocuğun dinlendiği zaman ifade edeceği söz nedir? Allah lafzai celaldir, kelime-i tevhiddir. Mesela yavrularınız dillenmeye başlayınca İsra suresindeki son ayetleri öğretiniz diye buyruluyor, eğer çıkarabilirsem. İsra suresindeki son ayetler Bunları öğretiniz diye.
Ayeti celilesi Bunu üreteceğiz biz yavrularımıza üreteceğimiz bu Hangi ayeti celle derseniz İsra suresindeki son iki ayet fıtratı nasıl koruyor nasıl muhafaza ediyor Yedi yaşına geldiği zaman çocuklarınızı namaza alıştırın, o tohumu muhafaza buyurun, on yaşına geldiği zaman çocukların yataklarını ayırın, odalarını ayırın diye buyruluyor. Nasıl bir talim, nasıl bir koruma? İşte diyoruz ki biz biraz ilerleyecek olursak, canım biz Müslümanız ama Müslümanız ama yaşantı hep böyle devam edip gitmez. Nasıl olacak? İman bir bütündür, siz bunu parçalayamazsınız. Kuvvet ve zaafı vardır, imanın kuvvet ve zaafı vardır. Ama iman zede kabul etmez, katiyen kabul etmez. Trilyonlarca La ilahe illallah Muhammedün resulullah desek ama Allah'ımızın koymuş olduğu esastan birisini inkar veya onu hafife almak Cenabı Hak korusun imanımızda tehlike meydana getirir. Zede katiyen kabul etmez.
Allah'ımız bize ne emretmişse, o emri Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem nasıl inanmamızı tavsiye buyuruyorsa, o şekilde inanmaya nedirler? İmandirler. Ama bunun dışına çıktığımız zaman inkarı veya Allah korusun, ya ben pek Kuran-ı Azimüşşan'da geçiyor, bu el kesmeler, ayak kesmeler ama benim aklıma bir türlü oturmuyor. Hadiyen olmaz. İman esasları zede kabul etmez. İbadet ve taat zede kabul eder mi? O zaman ne olur? Malımız hastalıklı olur. Meyvemiz, utanıyorum ama bir elmadan alacak olursak benekli olur. Yerine göre içine kurt girmek suretiyle arızalı olur ve fayda hasıl olmayacaktır. Mesela diğer giyeceklerimizde vesair kullandığımız evdeki eşyamızda döşemelerinde vesairlerinde halılarında kilimlerinde nedir? Defolu olacaktır. Faydasız bir hale gelecektir. İçine bir göğe girmek suretiyle ne olur? Onu elbisemiz dahi en kıymetli bir kumaş da olsa faydasız bir hale gelecektir.
Çünkü zedelenmiştir. İbadet ve taat de zede kabul etmez. Rabbinize ibadet ve taat de katiyen ona ortak koşmayın Ayet cellesini. Yine müfessirine izam bize izah buyururken buyuruyorlar ki bize buyuruyorlar ki ayeti celile şunu ifade ediyor ayeti celilesi ile bize ifade edilen taatlerinizde katiyen, taatlerinizde katiyen riya, gösteriş, kibir, ucub, benlik olmasın diye. Keyif suresinde yüz onuncu ayeti celile Rabbimiz bize Celle Celalühu Her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, Felya amel amelen saliha iyi iş yapsın. Ne demek bu? Salih amel Kuran-ı Azimüşşan'a uygun amel işlesin. Ve Rabbine kullukta hiç kimseyi ortak koşmasın. Riya, gösterişi ortak koşmasın. Benliği, ucubu, kibri bunları ortak koşmasın. Yani ibadeti zedelemeyeceğiz. Ahlakımızda zede olmayacak. Ben Müslümanım ama bunları yapmakla biz nasıl baş geleceğim buna demeyeceğiz. Sahabei Kiram böyle mi dedi?
Mesela mübarek bir yolu tuttuk Sıddîk-ı Azam ile Ali Kerim Aleyhi ve Sellem Efendimizin yolunu tuttuk. Canım bu kadar da ağır geliyor takva esasına göre yaşamak değil, asıl bu ama takva esasına göre yaşamaktır. Vel akıbetü lidtakva, Güzel sonuç Allah'tan korkanlara aittir, onlar içindir diye buyruluyor. Şimdi biz istediğimiz gibi bir yaşama değil ki, bir kalıbın içerisine giriyoruz. Müslüman olmak suretiyle mümin olmamız bizim hangi kalıba girmemizi icap ettiriyor? La ilahe illallah Muhammedun resulullah, tevhid kalıbının içerisine gireceğiz, nedir o kalıp? Ancak sana ibadet ederiz, ancak senden yardım bekleriz, maksadımız gayemiz her şeyimiz sensin, ancak senin hükmün bizde geçerlidir. Bu şekilde bir kalıba girilir. Müslüman olmanın kalıbı var mı? Müslüman olmanın kalıbı bünyeal İslam ala hamsin ila ahiril hadis, hepsi bunun içerisine girer zaten.
Kelime-i şehadet başlatır, ondan sonra namaz, oruç, hac, zekat bütün taatler zaten kelime-i tevhidin burada ifade edilmesi bütün taatleri, itikadı, ibadeti, ahlakı, muamelatı içerisine alır. Bunu nereden söylüyorum? Sahabe geldi Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e dedi ki Ya Resulallah tavsiyeler pek çoğaldı, bana öyle bir tavsiyede bulun ki bu tavsiye her şeyi içerisine alsın. Ayet-i celilesi bütün emri ilahi içerisine alır. Tırnak kesiminden tutun, devlet idaresine kadar her şeyi. Evin geçiminden tutun komşuluğu, akrabalığı, ticareti, ekmeği, dikmeyi, biçmeyi, okumayı, öğrenmeyi, ne diyeyim, bir arabayı kullanmayı hepsini içerisine alır. Bir mutfakta nasıl hareket edilir, yemek nasıl pişer, su nasıl içilir, hepsi bunun içerisinde de ifade buyruluyor.
Biz böyle bir yolu takip edince ihsan ölçüsü içerisinde olacağız Sıddık Azam ile Ali efendimizden gelen mübarek yolu takip eden ihsan, ihsan ölçüsünün içerisinde Ya biz ayağımıza ayakkabıyı giyerken eğer adam kırk iki numara giyiyorsa otuz dokuz olmuyor ona. Kırk dört de olmuyor. Olmaz diyor. Benim ayağımdan derhal çıkar diyor. Diğeri zaten olmuyor. Elbisemiz eğer kırk sekizse diyor bana elli iki olmaz diyor. İşte otuz sekiz, olmaz. Ölçüsün neyse o. Gömleğimiz de aynı. Yiyeceklerimiz aynı. Yiyeceklerimizde de öyle Her şeyde öyle Şu tabiata baktığımız zaman onda da öyle Çünkü ayeti celilesinde, Kamer suresinde son ayetlerden birisidir Her şeyi Cenabı Hak bir ölçü dahilinde halk buyurmuştur. Her şeyin bir ölçüsü vardır. Her şeyin bir ölçüsü vardır Diye buyruluyor ayeti celile Kamer suresinde kırk dokuz.
Ayet eline Evet biz her şeyi biz onu Bir ölçü ile yarattık diye buyuruyor Mevlamız Biz bunu Ra'd suresinde de görürüz Ra'd Suresi'ne baktığımız zaman Halıkı Lemyezel bize ayeti celile'de bu hususu ifade buyuruyor Her şeyin bir ölçü dahilinde olduğu beyan buyrulur Hani bizim şaşıracağımız edeceğimiz hiçbir şey yok essairübillah ve kullu şeyin indehu bir miktar Sekizinci ayeti celile Ve onun yanında her şey Ölçülüdür buyuruyor Mevla-yı Zülcelal'imiz eşittir Bir ölçü iledir Diye buyruluyor Nasıl bunu ifade edeceğiz? Güneş eğer milimetrik bir yaklaşım olsa alemde hiçbir şey kalmaz kavrulur gider. Uzak olsa donar. Her şey bunun gibi. Suda az bir katılık olacak olsa şimdi damarlarımızın ölçüsü milimetrik olarak hesap edilir. Eğer biraz katı olsa suyun geçmesi mümkün değildir. Aynen bunun gibi her şey bir ölçü dahilinde Mevla-yı Zülcelal'imiz yaratmıştır. Gözümüzün ölçüsü vardır.
Gözün ölçüsünü biz geçenki sohbetimizde anlattık harama bakmamak suretiyle. Bunu ifade ettik kardeşlerimize bildirdik biz. Ayağımızın ölçüsü olduğunu vesair nimetlerin hep ölçü dahilinde olduğunu beyan ettik. Her şey bir ölçü dahilindedir. Demek ki bizim Müslüman olmamız, bizim İslam'ın emirlerini takva ölçüsü içerisinde yaşayacağımız bu münevver yolda da nedir, bir ölçü vardır. Yahu biz öyle deniyor ama sohbetimizi, zikrimizi yaparız. Bunun dışında da Allah korusun sığaralar, buna benzer keyfi eğlenceler, nargileler vesaireler olmaz, katiyen olmaz. O zaman biz bu mübarek yol tohumunu zedelemiş oluruz ve hiçbir fayda elde edilmez. Ne elde edilmez? Aynel yakini elde edemeyiz. Hakkal yakini elde edemeyiz. Biz, Ali efendimizin sıddık-ı azamın yolunu tasavvuf, bu esası elde edemeyiz, marifeti elde edemeyiz, hakikati bulamayız, hikmete iremeyiz, vuslat hiç kokusunu da duyamayız onların.
Sahabe-i Kiram önümüzde, onlar iman edince biz iman ettik ama cahili bizim atalarımızdan kalan adetlerimiz vardı. Biz mahremiyet diye bir şey tanımazdık. Biz hak hukuk diye bir şey tanımazdık mı dediler. Yoksa Allah'ın Resulü neyi emretmişse, fedake ebi ve ümmi ve nefsi Ya Resulallah anamız, babamız, canımız, her şeyimiz sana feda olsun deyip teslim oldular. Efendimiz azıcık biliyorsunuz Bilal-i Habeşi'ye siyah karının çocuğu dendiği zaman, Mabali akvamın keda ve keda bir kısmınıza ne oluyor ki şöyle veya böyle cahiliye adetler yapıyorlar demiştir. Onun zerresini koymamıştır. Dahil olduğumuz zaman son derece dikkat edeceğiz. Riayet edeceğiz. Öyle gelin şu güzel ben istediğim gibi yerim. Olmaz!
Allah'ımızın Celle Celaluhu verdiğini düşünerek midemizi tıka basa doldurmadan bunun hakkını nasıl ödeyeceğiz diye konuşmalarımızda öyle esaslar getirilmiştir ki her sözün bir hesabı vardır aman ha bilmediğim meseleyi ifade edemem şu beynimi ben yanlış çalıştıramam, kalbimi çalıştıramam, Rabbimin istediği şekilde kılmak mecburiyetindeyim diyeceğiz. Ne diyeceğiz biz? Allah'ımıza ibadet ve saatte sabırlı olacağız, Günah işlememekte sabırlı olacağız. Biz biz Allah'ımızın yüce kudretini görmeye gayret edeceğiz. Onun takdirine razı olmak suretiyle sabırlı olacağız. Çok Kuran kıraati ile gönüllerimizi nur edeceğiz. Zikrullah meclislerinde ihya edeceğiz. Halvet devamlı insanlarla haşır neşir değil, bir müddet de olsa ayrılmak suretiyle kendimizi hesaba çekeceğiz. Hayırla yad ediyorum kardeşlerimizi, isim olarak versem ne olur acaba? Bizim Ankara'dan bir kardeşimiz beraber olmuştuk.
Şöyle halvet bir yerde. Hadi Bulut hocamızla beraber olmuştuk. O bir an az da olsa beraberliğimizin bereketini o çok güzel şekilde ifade etti. Cenabı Hak razı olsun, bütün kardeşlerimizi isim vermezdim ama verdim, Hepsini seviyorum, hepsine saygı duyuyorum imanından dolayı. Bu güzellikler meydana geliyor hiç şüphesiz. Kalbimizin inyası için kendimizi bir müddet olsun hesaba çekmek suretiyle başımızı iki elimiz arasına alıp yahu ben ne yapıyorum, dünya karışıyor ama benim ne yapmam gerekir, ne yapmam gerektiği, Eshabü'l-Men yattagillah kim Allah'tan korkar, yeccallahu makraca, Allah ona çıkış yolu lütfeder. Ashab-ı Kehf, ne oldu Ashab-ı Kehf? Takyanız onların canını alacak arkasına düştüler olduğu gibi ama Rabbımızdan korktukları için, Kehf suresinde uzun uzun anlatılır. Tekrar o mevzuya girsem bitmeyecektir tabi. Ne oldu? Üç yüz dokuz sene.
Rabbimiz kendisinden korktuğu için, bu kullar kendisinden korktuğu için Mevlamız ne yapıyor? Korkmalarının neticesi Halıkı Lemyezel üç yüz dokuz sene Dile kolay gelir bu üç yüz dokuz sene Mevla-yı Zülcelal'imiz onları bize anlatırken Kuran-ı Kerim'de Halıkı Lemyezel onları anlatıyor. Onların kıssalarından Mevla-yı Zülcelal'imiz bize bildiriyor. Nasıl anlatıyor? Halıkı Lemyezel derseniz Eshamle, ayeti celilesinden Kehf suresi dokuzuncu ayeti celleden alın, aşağıya doğru inersiniz. Yoksa sen mağara ve Rakim adamlarını göstergelerimiz içerisinde şaşılacak bir şey mi sandın buyuruyor. Mevlamız mağara ve rakim adamları. Rakim kelimesi bir yeri de ifade edebilir. Etimolojik anlamının da gerektirdiği budur. Genel olarak yazılı dokümanların da ifade edildiği bildirilir ve birçok manalar verilmiştir. Rahim adamları, yazılı metin adamları diye de dinmiştir ve sonra mescit manası verilmiştir.
Velhasıl bizim bildiğimiz Hadis-i Şeriflerde geçen üç kişi. Bunlar ne yaptılar? Bunlar yağmurun süratli yağması sebebiyle bir mağaraya sığındılar. Taş o yağmurun süratli yağması neticesi mağaranın ağzını kapattı, üç kişi Mevla'ya olan yakınlıklarını bildirdiler korkularında öyle kurtulabildiler. Şimdi eğer bu mağaranın ağzı kapatılıyor, memleketimize bombalar düşüyorsa biz bundan kurtuluşumuz ancak Rabbi Zülcelal'imize layık kul olmak suretiyle olacaktır. Siz kendi nefsinizde olanı değiştirmedikçe Allah sizi değiştirmez. Siz Mevla'nın yoluna riayet eder, dikkat eder, emrine uyarsanız, itikadi bozukluğa gitmezseniz, ibadet ve taatlerinizde gevşeklik yapmazsanız, ahlaki yönlerinizi bozmayacak olursanız, Allah size huzurlu günler lütfeder. Sizi hayırlı insanlara eriştirir. Onların peşinde kılar ve huzurlu bir hayat sürersiniz. Cenabı Hak cümlemizi yolunda muvaffak kılsın.
Elhamdülillahi rabbil alemin. Yanan ateşi, hayırla hayırlı insanlar hürmetine söndür.