Cenab-ı Hakkı Tanımak ve Marifetullah'ın… | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Cenab-ı Hakkı Tanımak ve Marifetullah'ın Sırları
Cenab-ı Hakkı Tanımak ve Marifetullah'ın Sırları kaydında Rabiatü'l-Adeviyye, annemiz Rahmetullah Aliyye, canlarının istediği kuş etlerinden ikram edilir. Ayet-i celilesinde, Ya Rabbi demiş, beni bu etlerle oyalama. Yine, Gayb ve gale ebu Yezid Gaddesallahu sırra Arafullah billah diyorlar ki Ya Bayezid, Cenab-ı Hakk'ı sen nasıl tanıdın? Yalnız, şunu da bizim riayet etmemiz gerekir, şu hususta…
Rabiatü'l-Adeviyye, annemiz Rahmetullah Aliyye, canlarının istediği kuş etlerinden ikram edilir. Ayet-i celilesinde, Ya Rabbi demiş, beni bu etlerle oyalama. Yine, Gayb ve gale ebu Yezid Gaddesallahu sırra Arafullah billah diyorlar ki Ya Bayezid, Cenab-ı Hakk'ı sen nasıl tanıdın? Yalnız, şunu da bizim riayet etmemiz gerekir, şu hususta Allah'ımızı tanımak mümkün değil. Zat'ı hakkında onun tarifi olmaz. Yalnız sıfatları üzerinde durulur, efal-i ilahiyyesi üzerinde durulur, zati sıfatları, sübuti sıfatları, zati işte vücut, beka, vahdaniyet bu sıfatları üzerinde. Ama zatı hakkında yok. Allah'ımız zatında müstesna olduğu gibi sıfatlarında da müstesna. Hangi sıfatını diyebiliriz ki? Mesela, Kahhar sıfatı, Allah korusun, mümkün değil. Onun Kahhar sıfatı, öyle ki altından kalkmak mümkün değil bir anda helak eder, Allah korusun.
Allah'ımız merhametinde, rahmetinde ne kadar genişse, kahhar sıfatında da öyle, Allah korusun. Tarifi yok onun! Allah'ı nasıl tanıdın, deyince, Arafullah, billah Allah'ı Allah ile tanıdım, diyor. Burada şunu demek istiyorum: Cenab-ı Hak beni, bana kendini ne kadar tanıttıysa ben o kadar tanıdım, diyor. Yoksa benim, diyor, tanımam mümkün değil. Şaşar kalır insan. O Cemal-i ilahinin karşısında şaşar kalır. Tarif edemez. Ancak diyor, ne kadar tanıttıysa o kadar tanıdım. Ve araftü madunallah bin nur illa azev Hoca. Allah'ımızın dışında mesela, halık sıfatı var. Bütün kainatı yaratıyor. Bir de yarattığı yarattığı eşyada ne var? El-Musavvir. Onlara şekil, şemail biçim veriyor. Bir taş dahi bir diğer taşa benzemez. Mesela, mermer. O mermerler kendi arasında hep sınıflandırılması var. Benzemez. Mesela, insanların ta Adem aleyhisselamdan beri gözünün rengi var ya, birbirine benzemiyor.
Şu kar taneleri beş bin kar tanesi üzerinde durmuşlar. Öyle bir musavvir ki Cenab-ı Hak, kar taneleri birbirine benzemiyor. Öyle bir Rabbimiz bizim. Onun için tasavvuf kitaplarında Marifetullah'ı tahsil eden kişiler diyerek başlıyorlar söze. O tanınırsa insan isyana gitmekten tarif edemem. Öyle çekinirler ki değil haram olan, değil şüpheli olan, helalde bile çok dikkatli olurlar. Mesela, bizim efendimiz Hazretleri bir ara süt tozu dağıtılmış. Yememiş, içmemiş. Halbuki genel, umum, herkes bunu rahat kullanıyor. O hale geldiği zaman çok dikkatli olurlar bunlar. Allah'ımızın dışındaki eşyaya bakarken de diyor, bir nurillahi azze ve celal Aziz ve Celil olan Allah'ın nuruyla bakarlar. Böyle gelişigüzel bakmıyorlar. Mesela, biz daha çok dağları görüyoruz. Dağlara bakarken o ilahi nurla bakıyor esrarına erişiyorum. Mesela, pişr-i hafi, kaddesallahu sırrı yalınayak geziyor.
Öyle adet olarak gezmiyor. Neden diyorlar, yalınayak geziyorsun? Cenab-ı Hak diyor, Kuran-ı Kerim'de, yeryüzünü ayağımızın altına bir döşengi olarak hazırladı. Daha bunun ötesinde, bu ayet-i celilenin ışığı altında bütün eşyada ilahi nuru seyredermiş. Allah'ımızın nurunu seyrettiği için yalınayak gezermiş. İşte bu. Yine buyruluyor: Diyoruz ya arif-i billah, Allah'ımızı tanıyan kimseler, büyüklerimizden anlatılırken arif-ı ilahi deniyor, Allah'ımızı tanıyan kimseler deniyor. İşte bunların alameti nedir? Diye sormuşlar. Zikirden hiçbir zaman uzak değillerdir diyor. Ama diyeceksiniz ki zikirden uzak olmaz ama okulu var, bunun yanında ticareti var, ziraatı var, daha çok şimdi bağ ve bahçelerle meşgul olunuyor. Kendine mahsus insanların bir ticareti var, bir mesleği var.
Cenab-ı Hakkı Tanımak ve Marifetullah'ın Sırları ne anlatıyor?
Cenab-ı Hakkı Tanımak ve Marifetullah'ın Sırları kaydında Rabiatü'l-Adeviyye, annemiz Rahmetullah Aliyye, canlarının istediği kuş etlerinden ikram edilir. Ayet-i celilesinde, Ya Rabbi demiş, beni bu etlerle oyalama. Yine, Gayb ve gale ebu Yezid Gaddesallahu sırra Arafullah billah diyorlar ki Ya Bayezid, Cenab-ı Hakk'ı sen nasıl tanıdın? Yalnız, şunu da bizim riayet etmemiz gerekir, şu hususta…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 13 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
O mesleklerde de bu çalışmam sebebiyle rızkımı helalinden lütfet Ya Rab der ve elde ettiklerinin bir kısmını da yolunda sarf edecek olursa o da zikirdir, o da ibadettir. Demek ki hiçbir zaman zikirden uzak değiller. Dili zikretmese kalbi zikrullah'ın içerisinde. Bayezid-i Bistami Hazretleri'nden anlatılınca ona göre ifadenin kullanılması gerekir. Buyuruyor ki Bayezid-i Bistami misali, arifani ilahi, gaflet diyor, dil ile zikretmektir. Dil ile zikretmek gaflet olur mu? Halben diyor, zikretmediği için. Halben zikretmenin ötesinde bir zikir var mı? O da diyor zikrederken mezkur ile olacak, zikrettiği Allah ile olacak, Celle Celalühü. Vela yevüllemin hakkdi Hak'tan zerre kadar ayrılmıyor. Şimdi gelirken hatırlıyorum. Efendimiz'in, üstadımızın sohbetini hatırladım. Geldi hatırıma. Onun anlattığı konulardan birisi şunu anlattılar: Hz. Ömer radiyallahu anh'ı, Cenab-ı Hak mesul tutmuş.
O da böyle develerin bağı, böyle yuları diyoruz biz. Ya Ömer, sen bu yuları niye attın? Yedi yerinden bağlıymış artık. O yular kullanılmaz hale gelmiş. O birkaç defa daha bağlardı diye. Velisale ederim. Ve la yeste enise bi-gayri Allah'ımızın dışındaki kimselerle dostluk kurmak. Dostlukları hep Mevla, onun dışındakilerle dostluğu yok. Öyle dünyaya küsmüş, bir tarafa geçmiş değil. Severse Allah'ımızın kullarını, Onun halik sıfatından dolayı o yarattı diye. Bayezid-i Bistami Efendimiz için buyrulur, işte köpekten çekindiğinde Allah'ımız buyuruyor ki Celle Celalühu, kalbine ilham oluyor, ilham oluyor. Mahlukunu beğenmeyiş Halık'ına dokunmaz mı?buyuruyor. Ben yarattım bunu diyor. Bu gözler de bakıyorlar. Ebu Yezid Gatdesallahu'sü'l-marife Bulduğum her şeyi diyor, bulduğum marifet-i ilahiyeyi, beyi-i şeyin vecedtehe zehirmarife. Ya Bayezid, sana ariflerin sultanı diyorlar. Sultanul arifi.
Sen bu hale nasıl geldin demişler. Ve gay, bir bakninin cebi ayn, aç bir karınla, yani midemi tıka basa dondurma. Tıka basa şöyle dursun, kendisini ayakta tutacak kadar, Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz insanın belini doğrultacak kadar alacağı lokma yeter, buyuruyor. Ben diyor aç bir karınla, yine bizim üstadlarımızın hayatlarını anlatan bir eserde şunu gördüm, üstadlarımızdan biri diyor ki biz aç kaldığımız geceyi Kadir Gecesi biliriz ve bedenin ağrim, çeşit çeşit kumaşlar elbiseler giymekle değil diyor. Burada çıplak bir beden deyince örtünmeme anlamına değil. Ben diyor giymeye, yemeye, içmeye meyletmedim. İşte üstümüzü örtecek kadar bir elbise. Arifin diyor arzusu ve isteği hep Mevladır. Başka bir şey çıkmaz bundan. Zahid ise diyor, haya ederiz ama, yemeğe meyil ederdi. Yemeğe milederdim. Rabbımızdan alıkoyacak ne varsa ondan uzaklaşırlar. Bir de şunu diyeyim, bu zor gelmesin.
Mesela bunları nasıl yapıyorlar diyebiliriz. Yani bu hal nasıl oluyor, bunlarda nasıl gerçekleşiyor? Gerçekten bir kimsenin yapması çok güç olan haller bunlar. Allah'ımız onlara öyle bir güzellik lütfediyor ki kendisini kendisine vaiz kılıyor. Kalbi onu uyarıyor, o hale gelmiş olur. Gönlünde bir uyarıcı var, ilahi bir uyarıcı var ve korunuyor da aynı zamanda. Hep muhafaza ediliyor. Bayezid-i Bistami, Gaddesallahu, Gaddesallahu Sirre Hazretleri'ne farz nedir, sünnet nedir, diye sormuşlar. Vegal es-sünnet terküddünya. Sünnet demiş, dünyanın muhabbetini kalbe koymamak. Çünkü Cenabı hak kalbimize nazar ettiği için onların üzerinde şiddetle durduğu bu. Çünkü Mevlamız nazar ediyor kalbe, onun nazar ettiği yerde temiz et gönül evini dost gelecek kondurmaya had'iyyen diyorlar, Rabbimizin muhabbetinde bir hale girdiremeyiz gönül diyor.
Mesela biz böyle en basitinden evimize bir misafir gelecek olsa diyorlar ki, işte bugün size misafirliğe geleceğiz, hemen tembih ediyoruz, aman ha evimiz, odamız, evimizin artık müştemilatı, neyse etrafa hep temiz olsun, diyor. Buraya Efendimiz Hazretlerinin güzel ahlakından biri kıymetli kimseler gelirdi, mahalleyi bütün temizlettirirdi. Bütün ve üstadımızın sözüne dikkat ederler bütün temizlenirdi ve o misafir için yerimiz itibariyle birçok hallerden mahrum, imkanlardan mahrum. Ta buranın, ziraat var, oradan fidanlık deriz, fidanlıktan meyveler getirilir, hususi. Efendimiz, misafirimiz geliyor. Yemeklerin bir kısmını başka yerlerde yaptırır, aman, ikram edelim, diyor. Bak, bir misafir için bu bir beşer. Nasıl dikkat ediyor? Bu dikkati Rabbimize muhabbetinden ileri gelir.
Değil ki, Halık'ımızın gönlümüze misafir olması, mesela beni ne yer aldı, ne sema aldı, kamil müminin kalbi aldı, buyuruyor. Onun için gönüllerine çok dikkat ediyorlar. Sünnet buyuruyor, Bayezid-i İslam Hazretleri, terkid dünya, Dünyaya zerre kadar metalik vermez onlar. Vel'ferriva farz nedir? Es-sohbetu maal Mevla, Mevla ile sohbettir. Olur mu bu? Caferi Sadık gibi, Gaddi sallallahü sırra, kendimizi tamamen Mevla'ya verirsek olur ve onun gibi hakkın dostlarına, dostlarına baktığımız zaman onlar artık nefsin mutmainne derecesinde amellerinin kabul olduğu noktada daha da ilerlemişler. Onlar da olur bu. Diyorlar ya, Mevlana'mıza, ya Mevlana, bize aşktan haber ver, aşk nedir, benim gibi olursanız anlarsınız diyor. Şimdi biz bunlara imrenme noktasındayız. Bizi ateşe götürecek, Allah korusun, Rabbimizin azabına gazabına götürecek hallerden korunmak için bunlara imreneceğiz.
Yapamasak dahi kendimizi tembelliğe götürmeden bir Arabi geliyor da Allah'ın Resulü'ne sallallahu teala aleyhi ve sellem diyor ki Ya Resulallah bir kimse düşünün, bir kavme imreniyor, onların yaptığı gibi de yapamıyor, fakat onları seviyor. .El meruma mamen habbe, kişi sevdiğiyle beraberdir buyuruyor. Yalnız bu bizi tembelliğe götürmeyecek. İşte biz onları seviyoruz. 7 sevdiğinin yoluna dahil olur. Bunu Esad El-Mini Hazretleri iddianı ispat etmediği hal ü etvarın senin diyor. Sen seviyorum diyorsun ama senin diyor yaşantın onlara uymuyor, bu nasıl olur demek istiyorlar. Liyennes sünnete, sünnet, teddüllü ala terkitdünya, dünyanın muhabbetinin kalbe girmemesini icap ettirir. Velkiteb, Kuran-ı Azimüşşan ise yed'üllü ala suhbetil mevla. Adeta Mevla ile dilleşir. Bu ne demek? Yani biz bunu anlamak istiyoruz. Burada Mevla ile sohbet, Mevla ile dilleşir, bu ne demek?
Peygamberimiz vah ile, vah ile, Allah'ımızdan Cebrail Aleyhisselam ilahi emirler getiriyor. Şems Suresi'nde, esamna, fücura ve takva ayet-i celîlesine ilham oluyor, oluyor, kalbine. Fementaallemes sünnete velsariyuva tefakat kemule. Bazı gelişlerde oluyor, haller yaşıyorlar, manevi haller yaşıyor. Tarif edemeyiz, onları sahip dökemeyiz. Rüyasında da güzel rüyalar görüyor. Evradı Ezkarında da nurlar, acayip sırlar, bunların hep temeli budur. Nedir? Eğer Kuran-ı azimüşşan evet diyorsa, halimizi, tavrımızı, yaşantımızı, aile hayatımızı, beşeri münasebetlerimizi, ticari halimizi, nikah akdimizi ne olursa olsun, her hususta kitabı aziz, Kuran-ı vecid tasdik ediyorsa, Efendimizin sünneti Muhammediyesi, ehadisi Muhammediyesi tasdik ediyorsa fakat kemale, o kemale erilmiştir. Bunu adap Risalesinin daha başında zikrediyor.
İmam-ı Rabbani Hazretleri bir kerahatten kaçınmak, isterse buyuruyor, tenzihi olsun. Çünkü kerahat mevzuu çok önemli, şatibi, rahmetullahi, hususi bir eser hazırlamıştır. Sırf kerahat hakkında, tahrimi harama yakın diyoruz, bileceğiniz şekilde olsun. Tenzihi helala yakın, işte kıbleye ayağımızı uzatmamak gibi, günah değil ama orada Beytullah vardır diye edeben ayağımızı toplarsa bu diyor zikirden, fikirden, murakabeden, onun görmüş olduğu hallerden neden çok üstündür. Bir defasında İmam-ı Azam Rahmetullah Ali Hazretleri rahatsızlaşıyor. Doktor diyor ki ayağınızı uzatın. Doktorun dediği tarafa uzatmamış ayağını, ters istikamete sebebini sorunca diyor ki ayağımı uzatmamı emrettiğiniz tarafta babam, hocam, Hammad Hazretlerinin evi vardı, haya ettim diyor. Edeb bu. Anevi Hüreyre radıyallahu anh, gal gale Resulullah, sallallahu aleyhi vessellem men tevaval lillah refuhu.
Böyle tevazu da adet kabilinden değil. İşte bana mütevazi desinler diye değil. Diyelim ki varlık sahibi bir insan, işte varlık sahibi de kivridiyor demesinler diye, mesela sofrada hizmete başlıyor. Öyle değil. Gönlünden gelecek. Çünkü, Men tevaddaa lillah huyum, Allah için. Mesela, kendi grubu içerisinde, cemaati içerisinde, arkadaşlar arasında beni iyi bilsinler diye çok mütevazi bir hareketi var, bu değil. Gönülden gelecek, içten gelecek. Senin hatırladığım mürşid-i kamilimizden hatırlıyorum bazen bu hususlar konuşulurken, öyle bir hale geliyorum ki buyurdu, cemaatimizin ayaklarını bile öpecek hale geliyorum dediğimi şahidim. Bu gönülden geliyor. Dahsın diyemem çünkü tahammül edemiyorum. Biz üstadımızı canımızdan fazla severiz. Canımız ne ki? Canımızın kıymeti ancak onlara olan sevgi ve muhabbetedir. Canımız ne ki bizim? Ama öyle söylediği sözler var ki insan tahammül edemiyor.
Gönülden olacak, işten gelecek, her şey. Bu kim Allah için tevazu olursa Cenabı hak onu düzeltiyor. Egul. İza ve leber race alel havv, feshedel vakti. Şunu izah buyuruyor, şeriatimizde bu havf ve reca, tarikatta gabız ve bast var, gabs kapalılık hali, öyle ki mürid hiçbir zevk duymuyor. Ne çektiği dersinde tat var, ne rabıtasında, ne diğer hallerinde, ibadetinde böyle kurumuş gibi. Ne yapacak bu zaman? Allah'ım, ben ibadeti zevk için yapmıyorum, senin rızan için yapıyorum diyerek kendimizi toplayacağız. Sonra bast hali gönlünde öyle bir açıklık var ki, o tahrif edilmez, onu yaşayanlar bilirler. Azalarımıza dikkat ettiğimizde böyle isyana gitmez. Evrad ve ezkara başlamadan önce o zuhuriler kimseler, daha başlamadan, evradına, o bütün huzurun içerisinde gaip olmuş zaten. Bunun şeriatımızda karşılığı nedir? Beyne-l-havverace, Korku ile ümit arasında olmaktır.
Yalnız buyruluyor ki korku galebe çalsın, yani tamamen ümit kesmeyin. Doğru değil, çünkü Allah'ımızın rahmeti, vesîat rahmeti kulleşey, rahmetim her şeyi kuşatmıştır bugün. Ümmetivar olmaya daha ziyade korku galip gelsin, yoksa feshedeli vakt, vaktinizi yok etmiş olursunuz. Şimdi buraya ne diyeceğiz biz? Kalpte dünya sükun bulduğu zaman o ahirete döner, diyor. Herhalde dünyanın muhabbeti gönülde biterse bitmezse olmaz, bu elimizde, evimizde, kasamız, kesemizde dünya olur da, mesela şu beyin dünya işlerini tedvir eder, ayarlar Ama kalp Mevla ile olursa o zaman ahirete yönelir. Hep hayırlı kimselere de arar, hayırlı işleri yapmaya. Mesela seher vaktini böyle iple çeker, ah bir gece olsadır. Çünkü büyüklerimizden bir kısmı böyle ikindi geçer, akşam karanlığı basacağı zaman çok sevinirlermiş, gece oluyor diye.
Aydınlandığı zaman ortalıkta üzülürlermiş, çünkü gece tecellilere mazhar oluyorlar. Aleyhissalatü Vesselam efendimizin Nasıl sabahladın ya, ziit demesi, işte güzel dalın, belim, ağrımadan istirahat ettin, yattın mı, anlamına değil. Hangi tecellilere mazhar oldun, Hangi alemlerde bulundun? Melekut alemi mi? Cebarut alemi mi? Lahut alemi mi? Bu ifade ediliyor. O zaman ahirete mesela geceye hasretlik duyuyor, ah olsa da Rabbimizle diyor şöyle bir, ne diyeyim, nasıl söyleyebilirim ki, hata etmeyelim, baş başa kalsam gibi bir ifade. Çünkü dünya ve gördüklerimiz kalbi meşgul ediyor. Eğer bizim gündüzümüz güzel geçerse, gündüzümüz güzel geçerse gecemiz de güzel geçer. Bunu nasıl anlayacağız? Esselamüla. Sakınlar versin. Burada bir müminin gece ile gündüzü anlatılıyor. Gündüz, böyle onunla bununla sataşmak yok. Sataşıyorlar, diyor ki selam deyip geçiyor.
Seninle uğraşacak benim vaktim yok, diyor. İçimden. Ben Mevla ile iyiyim, diyor. Zaten Mevla ona gereken dersi verir, Celle Celalühü. O, 0 elini kaldırmasa bile Cenabı Hak razı olmaz. Mesela kişinin evladı var. Evladınıza eza edildiği zaman razı olur musunuz? Allah'ımızın El-Vedud sıfatı var. İsmi Celali var. Seviyor velilerini, muhabbet ediyor. Ve hüve yetevelli salih hain. Muhabbet ediyor. Onun için razı olmuyor. Allah'ımız iki şeyde harp ilan ediyor. Birisi faiz, bir diğeri de velilere olan muhalefettir. Hani bir şey olmuyor, Ebu Cehl'e bir şey oldu mu? Ebu Leheb'e bir şey oldu mu? Velid bin Muğire'ye bir şey oldu mu? Ama hayatının sonu çok feci geçti. Burada, efendim, eğer gündüzümüz güzel geçerse gece de çok huzurlu bir hal geçirir. Nasıl geçirir derseniz, bin yıla denk anı olur onun. Bin yıla bin, bin yıla denk hali yaşar.
Ve menahsene fiil eyliyi, eğer gecesi güzel geçerse, kufiye fi neharihi gündüzüne huzurlu olur, rahat olur. Ve c alkal vefate, safa, şimdi verrakka demiş. Bu incelik manasına da gelir, verikka da diyebiliriz. Eğer böyle i'receal kalbe ateşe, kalbi aç ve susuz olacak olursa, Safa ve rikka ve i're şebîa ve reviyye Eğer insan böyle yer, içer, bununla rahatlama yolunu tutarsa, tutarsa, o zaman o diyor, Allah korusun, ruhen ve manen ama olur, kör olur, hakkı göremez. Eğer açlığı tercih eder, böyle yemenin içmenin derdine düşmezse o zaman o safileşir, temizlenir, nur olur. Aslında bir mürid bunu hisseder. Bu anlatmaya da gelmiyor bunlar. Yaşanan bir hal olduğu için o süzülür böyle. Üstadımız birisi için buyurdu, dedi ki O, dedi, kendisinin iyi olduğunu da bilir, bozulduğunda bilir, dedi. Demek ki, seçkin bir kimseymiş. Bilir, dedi. Mesela, benim halim değişiyor, dedi.
Eğer uygunsuz bir hal olacak olursa, derhal hisseder istiğfara çökerir. Yine buyuruyor hanım kardeşimize, yine mühür olarak ne istiyorsun? İşte on tane Reşat altın, gel işte bir araba istiyorum, bir ev istiyorum. Şimdi daha çok duyduğumuz, omre istiyorum diyor mesela, hac istiyorum diyor, bunun gibi. Her şeyin bir mihri vardır ve mihrul cennet, biz cennete de talibiz rızasına. Çünkü cennete dahil olmasa, cennete talip olmasa cemali ilahiyi nasıl görecek? Cennetlik ameli olacak ki rızayı ilahiye muvafık, cennette değil, cennetlerin üstündedir. Cemalullah'ı seyir cennette olmaz. O cennete niye sığacak bir şey değildir? O cennetü'l-marif'tir aslında. Bir cennet daha çok menkulat ve menkulat, yemeler, içmeler, evlenmeler, ama Cennetü'l-maarif, mesela tarik ehli insan, bugün diyor, dersimi okudum ama tarif edemem diyor, üstadına gelip anlatıyor.
Efendim diyor, sanki uçacak gibi bir hal yaşadım diyor. Bir tanesi anlatıyor, Beytullah'taydım diyor, bir şeyler söylüyor, Kulak verdin, diyor. Kendine kulak veriyorsun. Acaba ben ne diyorum, diye. Dinledim ki, diyor, Allah'ım, canım al, dermiş. Ermiş olduğu o ilahi nimetten dolayı. Gözünde dünya hiç mesabesinde kalıyor ki cemal-i ilahi cennetün müşahededir. Bunların hepsi buradaki yaşantımızla alakalıdır. Burada biz üstadlarımıza iyi dikkat edelim. Efendimizin, Hacı Has'ın efendi, kalpte ve batıni şifa tarifi, candan okuyalım. Mesela orada nedir? Sırf bizim için söylemiş olduğu bir kıta var orada, bayağı kıta vardı. Bir tanesi şu, sivayı gönlüne koyma, libas-ı takvanı soyma, faciru'l-hasıka uyma, ödün tut, azma kuzumu. Sivayı dediği Allah'tan gayriyi kalbine koyma. Takva elbiseni soyma, müttaki ol, ibadet ve taatinde müttaki ol.
Facire, fasıka, zalimlere uyma, öğüdüm tut, azmaktır, okursan. Sami Efendi Hazretlerinin eserini, bunu biz esas alalım da bunun dışında eserler okumayalım, değil mi? Okuyalım, malumatımız olsun ama bunları hedef kabul edelim kendimize. Çok müstesna ifadeleri var. Bugün anlattım, bilmem bir cümlesine saatlerce konuşuldu. Bir cümlesin. Üstadımız Hazretleri'nin, ledünni Allah tarafından bir ilim. Her şeyin bir mihri vardır. Cennetin mihri ise terbid dünya bime fihha, dünya ve onun içindekilere kalbimizi kaptırmamaktır. Ve bihigal, likulli şeyhin, hilletun ve hilyetü's-sırt el-huşu. Her şeyin bir süsü vardır, süsü vardır. Sadakatin, doğruluğun süsü ne? El-Huşu. Huşu, korkma manasına değil, o havf-ı ilahi. O huşu, Rabbimizin azamet-i ilahiyesinden dolayı saygı duymaktır. Biz bir yere gittik, bir yerde bulunuyorum, biz de bir fazilet görmeyi de anlatayım, rahat anlatın.
Vay, bizim halimiz Allah bizi ıslah etsin. Yattığım yerde televizyon var. Dedim ki bunu kaldırırsanız iyi olur. Daldırdılar, sabah bir tanesi geldi. Efendimiz bir yere gidiyoruz, gelir misiniz? Gönlüm gitmek istedim. Yani hiç bilmediğim bir yerim. Vardım ki Allah'ımızın sanki sevgili dostlar orada oturuyor. Hiç konuşma yok. Bize döndüler, dediler ki bir konuş. O havai görünce, dedim ki gönüller konuşsun. Orada konuşacak bir şey yok. Konuşsak, emin olun gaflet olacak, huzur diye bir şey kalmayacak. Böyle Beytullah tavaf ediliyor. Tavaf edilirken böyle bir elimizi diyelim dediler Beytullah'a. Biz Beytullah'ı görmemişiz. Suretini görmüşüz de siretini görmemişiz. Mürşidimizin dediği gibi evlatlarından birine buyurmuş ki Beytullah'a bir bak. Ömrümün diyor bir ömür boyu ağlamadığım gözyaşını döktüm o anda diyor.
Bana diyor üstadımız Hacı Hasan Efendi, bak Beytullah'a deyince hakikatini gösterdi. Bir ömrün gözyaşını döktüm burada diyor. Burada konuşacak gibi değil. Biz diyor Beytullah'a elimizi değdik, ağlıyoruz diyor. Öyle Hiç diyor okuma gelmiyor, sadece alıp geliyor, bir de Allah diyoruz diyor. Almıyor diyor. Allah, Allah diyor. Böyle bir meclis. Orada eğer haşyete misal olursa o cemaatten bir tanesi mübarek bir insan, böyle peygamberimizden neden bahsedildi mi, sallallahu teala aleyhi ve sellem, Şu büyüsü neredeyse yere temas edecek şekilde saygısından, Rasulullah din değil mi böyle, sallallahu teala? Mesela, Arifani ilahiden bir tanesi, Allahu Ekber diyemezmiş. İlahi bir cezbeye kapılıyor. Çünkü Allahu Ekber demenin manası bizim anladığımız şekilde değil sadece. İbadete ehak olan Allah'tır, Celle Celalühü. Feryadı figan koparmış Allah diyor. Tabi sonra gönlüne iniyor onu, genişliyor.
Cenab-ı Hak genişletiyor. Sahili temkin de kılmış oluyor. Bu huşu dindiği zaman azamet-i ilahiye karşı saygı şeklinde düşüneceğiz. Yine buyuruyor, likü'l-büşeyin madin, her şeyin bir madeni vardır ve madinus sık, hudub-i zahidin, Sadakatin madeni zahitlerin gönlüdür.