Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
Hâsılı, nefs yüce tarîkatlerden birinde seyr ü sülük edince, yâni arınmış (müzekka), temizlenmiş (musaffa) ve yücelmiş (mualla) bir hâle gelince, o kişi peygamberlere vâris olmaya lâyık olur. Ayrıca “Ona katımızdan bir ilim (ilm-i ledün) öğrettik”51 âyetinin sırrına da mazhar olur. Âyette geçen “il- men/bir ilim”den maksat; vehbî olan mukaddes bir ilimdir ki, onunla kevnî hakikatler ve mânevi ince likler idrâk edilir. Bu ilmin başlangıcı her ne kadar şeriatın çerçevesini belirlediği ibâdetler sâyesinde kesbî olsa da; kâmil velîler ve peygamberlerin vârisi olan zâtların herhangi bir eğitim ve öğrenme faali yetinin sonucu olmaksızın elde ettikleri bu sırlar ilmi hiç şüphesiz vehbîdir. Zîrâ kazanılarak (kesb) elde edilen bir ilme verâset ile elde edildi denile mez. Nitekim çalışıp kazanılarak biriktirilen mal hakkında “Bu mal falandan mîras kaldı” denilmez. 51 Kehf, 18/65. Âyetin tamamı şöyledir: “Orada bizim seçkin kullarımızdan öyle bir has kulumuzu buldular ki, Biz ona lütfe dip, katımızdan (rabbani) bir ilim öğretmiştik.” 64

