Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
126 / Musahabe 3 halde Mûsâ -aleyhisselâm-’a münâfıklık ederdi. Fakat sonra nifakını gizlemedi, âkıbet izhâr etti. Allah teâlâ hazretleri Firavn’ı suya garkedip de be nî isrâil onun şerrinden selâmete çıkınca Hârun -aleyhisselâm- Benî ¡srâH'In kurbanlarına nâzır tâyin olundu. Kurban etmek isteyen kimseler kurbanlarını getirir, Hârun -aleyhisselâm- da kurbanı muayyen olan mahalle kor, semadan bir ateşin nâzil olup o kurbanı yakması o kurbanın kabulüne delil olurdu. Kârûn buna haset etti. Mûsâ -aleyhisselâm-’a dedi ki, “Sen de bir risâlet var! Biraderinde kurban riyâseti var. Bende bir şey yoktur. Ben bunu çekemem. Bana da bir riyâset verilmeli.” demekle hasedini ortaya koydu. Onun kibr ü gururu azamet ve hasedi Cenâb-ı Hakk’ın kendine bahşettiği servetine binâen idi. Hazret-İ Mûsâ -aleyhisselâm- da; “Biraderime riyâ seti ben vermedim Allah teâlâ verdi.” deyince Kârûn “Allah teâlânın verdiğine bir alâmet göster.” dedi. Onun üzerine vahy-i İlâhî geldi. Mûsâ -aleyhisselâm- eşrâftan kırk kişinin asalarıyla birlikte, ibâdet ettikleri kaya altına gelmelerini emir etti. Kârûn ve Hârun -aleyhisselâm- asâlarıyla geldiler. Sa baha kadar kaya altında beklediler. Sabah olunca Hâ run aleyhisselâm-’ın badem ağacından asâsı yeşil yap rak vermiş olduğu görüldü. Mûsâ -aleyhisselâm- da Kâ- rûn’a, “İşte alâmet, buna ne dersin?” dediğinde Kârûn “Bu senin sihrindir!” diyerek nifakını ortaya koydu. Et- bâıyle Mûsâ -aleyhisselâm-’dan ayrıldı. Açıktan tuğya na başladı. Fukarâyı istihfâfa ve zulmetmeğe başladı.

