Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
K E M A I. A T elhamdülillah. Gece umreyi tamamlayıp, Altınoluk'un karşısında biraz istirahatten sonra, ılık sularda abdest alıp geçtik Kabe'nin karşısına. Aşık olmuştuk zaten oranın sokağına, çarşısına. Üstazımız bir sohbetlerinde, "Beytullah şöyle dursun, kumlara batan otobüsü itmeye bile kurban olayım." buyuruyorlar. Adamm biri durmadan Kabe'den anlatır. Halk artık usanır. Bir daha Kâbe'den bahsetme derler. Adam bir müddet durur, vah karnım der sızlanır. "Ne var?" dediklerinde, "Kâbe'de de böyle ağnmıştı." der. Tavafta Kâbe'yi nefsin yedi mertebesini geçme duygusuyla yapmaya çalıştık bu sefer de. HacerüT-Esved hemen hemen her dönüşte öpülebiliyordu. Tavafı tamamlayıp HacerüT- Esved'i öpüp çıkarken, Allah'ın erlerinden bir zât "yavaş, yavaş" dedi Arapça. Yalnız bu insan, bizim gibi bir gâfil değildi. Başımız Kabe'nin örtüsüne değecek şekilde namaz kılıyor duk bazen. O andaki yakarışımız: "Cismimiz beytine bu kadar yakın olduğu gibi, gönlümüzü de yakın eyle!" temennisiydi. Deniz kenarında dolaştığımız bir hayırlı insan hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Sebebini biz de anlayamadık. Kendisine geldiğinde, ağlayışının sebebini sorduk. O da bize, "Rabbimize gönlüm niçin bu kadar uzak!" diyordu. Derdimiz bu olmalı. Bize bizden yakın olan Mevlâ'yı bulmalıyız. Sen çıkmca aradan . Kalır seni Yaradan "Ben senin şüphesiz Rabbinim. Hemen ayakkabını çıkar, çünkü sen kutsal bir vadi olan Tuva'dasın." (Tâhâ, 12) 232

