Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
66 / Tebük Seferi -------------------------------------------------------------------- dum. Öyle bir halde oturuyor idim ki Allah Teâlâ'nın Tevbe sûresinde zikrettiği veçhile hayatım bana küçülmüştü. Ve yeryüzü bütün genişliğine rağmen başıma dar gelmişti. İşte bu sırada Sel’ dağı üzerinde «Ey Kâ’b İbn-i Mâ lik! Müjde» diye olanca kuvvetiyle bağıran birisinin sesini işittim. Hemen secdeye kapandım. Ve anladım ki genişlik gelmiştir. Ve Rasûlullah sabah namazını kıldığı zaman bizim üzerimize Allah’ın tevbesini; nedâmetlerimizin kabulünü ilân etmiştir de halk bize müjdelemeye koşmuştur. Artık arkadaşlarım tarafına da bir takım müjdeciler gitmişlerdi. Bana da Zübeyr ibn-i Avv.am müjdelemek üzere atını sürmüştü. Ve Benî Eşlem kabilesinden bir müjdeci Ham- za bin Amr da koşup Sel’ dağının üstüne çıktı. Bunun sesi atdan sür’atli idi. Sevimli sesini işittiğim bu müjdeci bana gelince, üzerimde iki kat elbisemi hemen çıkarıp müjdelik olarak ona giydirdim. Vallahi o gün bundan başka elbisem yoktu. Ebû Katâde’den eğreti iki kat elbise alıp giydim. He men Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e koştum. Ashab takım takım beni karşıladılar. Tevbemin kabu lünü tebrik ediyorlar ve Allah’ın tevbesi sâna kutlu ol sun, diyorlardı. Nihâyet mescide girdim. Rasûlullah - sallallu aleyhi ve sellem- oturmuştu; Etrafında ashab çevrelenmişti. Hemen Talha bin Ubeydullah kalktı, koşarak gel di musâfaha etti, elimi sıktı ve beni tebrik etti. Vallahi muhâcirlerden Talha’dan. başka kimse bana ayağa kalk madı. Talha’nın bu lûtfunu unutmadım. Vaktâ ki Rasûlul-

