Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
64 / Tebük Seferi iki arkadaşım evlerine çekilip ağlamakla vakit geçir diler. Fakat ben onlardan daha genç olduğumdan evim den çıkar müslümanlarla berâber namazda bulunurdum. Sokaklarda hiç bir kimse bana söz söylemezdi. Namaz dan sonra Rasûlullah'ın meclisine varırdım. Selâm verip acaba Rasûlullah selâmıma mukabele ile dudaklarını kımıldattı mı? der idim. Namaz’da Rasûlullah’ın yakınında bulunur, gizlice O’nu gözetlerdim. Namaza durduğum da o bana döner idi. Fakat ben onun tarafına bakınca o da yüzünü çevirirdi. Nihâyet halkın cefâsından çektiğim ızdırâb bu hal üzere uzayınca bir gün amcazâdem Ebû Katade’nin bahçe duvarından aştım. Yanına vardım. Halk arasında beni en ziyâde seven bir zat idi. Ona selâm verdim. Vallahi selâmımı almadı. - «Ey Ebâ Katâde Allah adına and vererek sana sorarım. Benim Allah’ı ve Rasûlullah’ı sevdiğimi bilir mi sin?» dedim. Sustu, cevâb vermedi. Allah aşkına sordum. Yine sükût etti. Bir daha Allah adına and verdim. Bu defa «Allah ve Rasûlu daha iyi bilir» dedi. Bunun üzerine göz lerimden yaş boşandı. Döndüm duvardan aştım. Bir gün Medine çarşısında gidiyordum. Medine’ye zahire satmaya gelen Şam ahâlisinden bir fellah (çiftçi) Kâ’b İbn-i Mâlik’i soruyordu. Beni göstermeye başladılar. Bana Gassan44 melikinden bir mektup verdi. Mektupta Melik: «Haber aldığıma göre sâhibin sana cefâ ve ezâ ediyor imiş. Allah seni hakaret görecek ve hakkın zayi olacak bir mevkide yaratmamıştır. Orada durma, bize gel. Sana şanına lâyık bir surette hürmet ve ihsânda bulunuruz» diyordu. 44. Gassan Meliki: Haris bin Şumr'dur.

