Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
62 / Tebük Seferi fâhir iki hil’ati yâni kibir ve gururla iki tarafa bakması habsetmiştir, deyince Muaz ibn-i Cebel -radıyallahu anh-, «Ne fenâ söyledin?» diye karşılamış. Ve: «Yâ Rasûlallah! Vallahi biz Kâ’b’ın hakkında hayırdan başka bir şey bilmeyiz» demiş. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de sükût buyurmuş. Kâ’bderki: Vaktâ ki Rasûlullah'ın Tebük’ten Medine’ye mü teveccihen gelmekte olduğunu duydum. Bütün hüzün ve kederim arttı. Artık yalan düşünmeye başladım. Ai lem halkından ve fikirlerinden istifâde edilen herkesten mütâlâalarını alıyordum. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’ln Medine’ye kudümü yaklaştı, denilince artık benden böyle bâtıl ve yalan düşünceler zâil oldu. Ve yalan ile bu bâdireden kurtulamıyacağımı anladım. Doğru söylemeye karar verdim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Medine'yi teşrif buyurunca Tebük seferine gitmeyen seksen kadar kişi gelip yemin ile özür dilediler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- zâhir hallerine göre özürlerini kabul ve onlar için istiğfâr buyurdu. Ben de huzuruna gelip selâm verince gazablı bir te bessüm ile gülümsedi. Sonra bana «Gel!» dedi. Ben de yürüyüp vardım. Önüne oturdum. «Seni nasıl bir mâni' geri bıraktı? Sen Akabe’de arkana bey'at almış değil mi idin?» buyurdu. Ben de: «Evet, Vallahi yâ Rasûlallah!

