Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
Sohbetler II Faruk’u gönderse, onun da oğlu var. Kendi kendine, "Dinde utanma olmaz, en iyisi bizzat ben gideyim." der. Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.)’in huzûr-ı saadetlerine varır. Yüzü kıpkırmızı olmuş, hayasından konuşmaya takati yokken Rasûlullah (s.a.v.): - Yâ Ali! İçinde bir hal var, seni utandırıyor, niye konuş muyorsun? der Hz. Ali (r.a.): - Yâ Rasûlallah! Utanarak söylüyorum, Fâtımatü’z-Zehra’yı bana Allah’ın emriyle nikahlar mısın? der. Peygamber Efendimiz (s.a.v.): . - Allah Allah, der. Bugün Fâtıma’nın boyu poşu gözüme farklı görününce Aliyyu’l-Murtazâ gelse de kızımı ona versem, diye aklımdan geçirmiştim. Kızım Fâtıma, buraya gel! Amcamın oğlu gelmiş, Allah’ın emri ile seni nikâhına almak istiyor, olur mu? buyurur. Fâtıma annemiz genç kızlığın vermiş olduğu utangaçlıkla içinden: - Allah Allah! Ben de bugün sabahleyin, "Şayet babam beni biriyle izdivaç edecek olursa Aliyyu’l-Murtaza’ya verse." diye düşünmüştüm, der Cibril-i Emin derhal gökten yere gelir: - Allah’ın selamı var Yâ Muhammed! Semadaki merasim yeryüzüne inmiş. Sizin kalbinize ilham suretinde gelen, Aliyyu’l-Murtaza ile Fâtımatü’z-Zehrâ’nın nikah merasimi idi. O da semâda tamamlandı. Yalnız Hâlık-ı Zü’l-Celâl soruyor; Fâtıma nikahına bedel olarak ne ister? Hz. Fâtıma (r.anhâ) der ki: - Ben dünyevî olan altın-akçe, bohça ile nikahımı kıydır mam; ben uhrevî bedel istiyorum. Cibril-i Emîn yerle gök arasında gitti-geldi. - Allah’ın selamı var, Firdevs-i A’lâ cennetini, Fâtıma’nın nikahına bedel versek razı mı sor, diyor. Buna binâen Hz. Fâtıma: 18

