Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
İlmin Kapısı Ebü’l-Haseneyn Hz. Ali (r.a.) - Hayır, razı değilim, cenneti istemiyorum. Babam, yarın ümmetinin derdine düşüp de şefaat ettiği zaman, geriye kalan olursa ben de onlara şefaat etmek istiyorum. Cibril-i Emîn tekrar semâ ile arz arasında gitti-geldi ve: - Allah’ın selamı var, sana istediğin şefaat hakkını verdi, buyurdu. *** İşte onların evlenmesi böyle mübarek kılınmıştı. Sultan-ı Enbiya Muhammed Mustafa (s.a.v.), Hz. A1İ Efendimize hitaben bir gün şöyle buyurdu: - Yâ Ali, Allah’ı sever misin? - Severim Yâ Rasûlallah. - Beni sever misin? - Anam-babam, tatlı canım Sana kurban olsun, severim Yâ Rasûlallah. - Hanenin bekçisi, hayat arkadaşın Fâtımatü’z-Zehrâ’yı sever misin? - Yalan söyleyemem, onu da severim Yâ Rasûlallah. - Kuzuların Haşan ve Hüseyn’i de sever misin? ’ - Onları da severim Yâ Rasûlallah. - Yâ Ali! Gönül bir, sevgi dört. Bir tek gönle bu kadar sevgiyi nasıl sığdırdın? buyurunca Kâinatın Efendisi, Hz. Ali (r.a.), bu çetin suale cevap veremez, sükût eder. Halbuki kendisi ilmin kapısı kardeşlerim. Allah şefaatine nail etsin, bu kadar âlim olan Ali (r.a.) cevap veremeyince, mahzun bir şekilde Fâtımatü’z-Zehrâ vâlİdemizin yanına varır. Validemiz, kendilerini kırgın görünce, onun etrafın da dönüp, - Kurban olayım Yâ Ali! Niye böyle mahzun duruyorsun, der. Hz. Ali (r.a.) olanları bir bir anlatır. Fâtımatü’z-Zehrâ (r.anhâ): - Şöyle cevap verseydin Yâ Ali! Allah’ı akıl ve imanımla, Peygamberi’ni iman ve ruhumla, Fâtımatü’z-Zehrâ’yı insânî nefsimle, Haşan ve Hüseyin’i tabiî, babalık şefkat ve merhame- 19

