Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
Fahreddin Râzî ve Necmüddîn-i Kübrâ *** Necmüddin-i Kübra Hazretleri birgün çok düşünceli bir şe kilde oturmaktadır. Evlatlanndan biri: - Hayrola efendim ne oldu? der. Hazret: - Bizim Fahreddin canını teslim etti. Yalnız kabirde suale cevap bulamadı. Münker-nekir, "Rabbini nasıl bilirsin?" dedi. Men Rabbuke? Ve Men Nebiyyuke? Ve Mâ dinuke? diye başla madı. Rabb’ini nasıl bilirsin? diye sordular. Fahreddin kızardı, bozardı; diyecek söz bulamadı. Kulağına, Rasûlullah (s.a.v.)’ın bildiği gibi bilirim, de dedim. Öyle söyledi de kurtuldu -elhamdülillah-. Kabre varınca doksan dokuz delili unuttu-gitti, der. *** Kabirde, sualde, sekeratta, üstadlarımız evlatlarına yetişir -bi-iznillah-. Efendilerimiz, melek sürerine girer de evladının başında bulunur. Abdülkadir Geylanî Efendimiz (k.s.): "Biri mağripte biri maşrikte iki müridim ölecek olsa, ikisinin de sekeratında hazır bulunmazsam beni mürşid kabul etmesinler." diyor. Hakiki manada mürşidler böyledir. Bize yakın Gazi köyünde Ramazan Ağa diye maruf biri vardı. Vefat anında yanında yirmi kadar kişi varmış. Ruhunu tes lim edeceği anda yakın çevresindekileri görmez oluyor. Çekilin çekilin, Efendimiz geliyor, diyor. Efendim! Şöyle buyurun, diyor. Minderin üstünü gösteriyor. Mevlâmız bizlere de ruhumuzu imân-ı kâmille teslim etmeyi nasip buyursun. Üstadlarımızın ruhaniyetlerini bizden ayırmasın. (Âmin) Hamd olsun âlemlerin Rabbi olan Allah’a. 37

