Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
-< GÖNÜL ÂLEMİNDEN ZÂHİRÎ VE BÂTINÎ ŞİFA TARİFESİ kulluktan kurtulup Hakka kul oluyordu. Gönüllere ekilen İlâhî sevgi tohumunun yeşeren dalları arasında, bütün köksüz duygular yok oluyordu. Sohbetlerin mânevi hazzı içilince zaman ve mekân unutuluyor, nefsin önüne dizilmiş dağ gibi ihtiras yığınlarının ötesinde yepyeni bir dünyâ açılıyordu. Hülâsa insanlar, fıtratına/yaratılış gâyesine dönüyordu. Bu arada Efendi Hazretleri, levha yazarak ve kısmen zirâatla meşgûl olarak maişetini temine çalışıyordu. Şemail, Ahlâk ve Beşerî Münâsebetleri Orta boylu, gül tenli, nur yüzlü, ince kaşlıydı. Sakalı bir tutamı geçmezdi. Az yer, gereksiz yere konuşmaz, davranışları sünnet-i seniyyeye tabiî olarak uyardı. Uykusu hafifti. Mehâbetli idi. Görenlerde gayr-ı ihtiyârî bir hürmet duygusu uyanırdı. Ziyâretine gelenleri boş çevirmez, çok rahatsız olduğu anlarda dahi birkaç kelime de olsa sohbet etmekten geri kalmaz ve şöyle buyururlardı: ‘Siz gelince iyi oluyorum. Sizlerle konuşurken ağrılarımı unutuyorum.’ Etrâfını hep şefkat nazarıyla süzer, tek tek hâl-hatır sorar, herkesle yakından ilgilenirdi. Gam ve kederle gelenler, memnun ve mesrûr olarak dönerlerdi. Sâliklerine bir babadan daha şefkatli idi. Bu hâlleriyle, kemâlâtın şu üç özelliğine sâhipti: Huzûruna varanın gamı ve kederi gider, içinde bir ferahlık uyanırdı. Gelen kişi meclisinden ayrılmak istemez; her sözünden şevk ve muhabbet artardı. Ziyâretine gelen büyük küçük herkes, elini öpmeye kendini mecbur hisseder, hayır duâsını alırdı.

