Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
<f GÖNÜL ÂLEMİNDEN ZÂHİRÎ VE BÂTINÎ ŞİFA TARİFESİ^ c 9 ’Y" Artık ertesi gün memleketine dönecektir, görüşme arzusunu dedeme açar. Dedem: “Evlâdım! Gerçekten arzu ediyorsan, bu arzunu hiç kes me ve kalbinde tut.” der. Öbür tarafta harman işleriyle uğraşan sev gili Üstâdımız’ın kalbinde de müthiş bir arzu kendisini köye doğru çekmektedir. Adetâ haber verilmiş, gelmesi istenmiştir. Nihâyet erte si gün şafak vakti, saman taşıyan hayvanlarla birlikte yola revân olup, yaya olarak 4-5 saatlik bir yolculuktan sonra köye yaklaşır. Mânevi olarak uzak beldeleri seyredebilen Şeyh Mustafa Efendi (k.s.) misâfirine: “Haşan geliyor, ben çıkayım da siz görüşün.” diye rek Üstâdımız’ın geldiğini haber verirler. Kapıda karşılaştıklarında dedem: “Geldin mi evlâdım?” deyince Üstâdımız: “Geldim babacığım, fakat bizde tâkat bırakmadınız. Bu nasıl çekiş ve câzibe ki beni bir an bile durdurmadı” cevâbını verir, içeri girer, misâfir hıçkırıklar içinde boynuna atılır. “Haşan Efendi! Size kim haber verdi de geldiniz? Allah aşkına bana bu sırrı söyleyin!” diye hayretle sorar. Üstâdımız tevâzu ile: “Sizin gibi kalbi füyûzatla mıknatıslaşmış insanlar, bizim gibi ham demirleri çeker; haber mânevi oldu.” diye cevap verir. İşte böylece kalblere nur, gönüllere sürür veren, füyûzat rüzgârlarının estiği, aşk dolu, mânâ dolu sohbetlerde yetişen Üstâdımız Hacı Haşan Efendi (k.s.) Hazretleri kendilerini hizmete vakfetmişlerdir. Akın akın gelen ziyâretçilerden Ankaralı bir kişi de Muhterem Üstâdımız a intisâb edebilmek için, bir kerâmet izhârını arzu etmek tedir. Ancak edeben kendisine herhangi bir şey demeden cebine bir

