Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
nevâfıl ve ibâdât ile mütemâdiyen bana kurbiyyet hâsıl eder, âdeta mahbûbum olur. Ve binâenaleyh onun kuvve-i sâmiası, bâsırası, nâtıkası, mâsikesi de Ben olurum. ” (^-Û O^j^-J 00/^-_$ ^^>- {'¿J* 4mJu ol«l y^ öl Jj J^l) Ya’nî, nefsini öldüren kimse görür ki meziyyet-i insâniyyeyi teşkil eden bi’l-cümle evsâf-ı hamîdenin mâlik ve mûdii ancak Cenâb-ı Hak’tır. İnsan bildiği miz mahlûk, iflâstan ibârettir. Sem’imizin, basarımı zın, lisânımızın, ellerimizin vücûdu hep Cenâb-ı Hakk’ındır. Bizde ise vezâif-i ubûdiyyeti ifâ için vedîatullahtır. Ma’lûm ola ki, Şeyh-i Ekber hazretlerinin bu gibi meşhûdât ve mesrûdâtı fenâ-fıllah makamına mahsûstur. Ya’nî, Cenâb-ı Hakk’ın başkasını görmüyor; “ene’l- Hak” bile söylüyor. Bekâ-billah makamına irtikâ edenler, ya’nî, verâset-i enbiyâya nâil olanlar ise halkı dahi görürler ve enbiyâ gibi yerler, içerler, görüşürler, konuşurlar, muâmele ederler. el-Hâsıl /it j>l ¿^L jUL olurlar. Terakkileri ise fikir sâyesinde olur. Mervîdir ki, Şeyh-i Ekber mükâşefeten Hârûn aleyhi’s-selâm’a mülâki oldukta, “ ¿1 k %Hp^I buyurmuşsunuz,13 a’dâ var mıdır? Bizler gibi enbiyânın hâk-i pâyi olmayanlar Cenâb-ı Hakk’ın başkasını ne görüyorlar, ne de mevcûd biliyorlar” de dikte, Hârûn aleyhi’s-selâm “Ey Muhyiddîn! Doğru söylüyorsun, lâkin siz görmez olunca mahlûkât ma’dûm olur mu?” buyurmuş. Muhyiddîn de “Ma’dûm olmaz” 13 A’râf, 7/150. 108

