Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
(a^ û^_ J ¿^ ajj ^ al^ Zîrâ sivâ zannettiklerin hakikatte sivâ değildir; vâcibu’l-vücûd budur ve diğerinin mevcûd olmasından münezzehtir. Ma’lûm ola ki, mâsivânın vücûduna dâir rical-i sûfıyyenin meşreb ve mezhebi üç sûretle telakki olunmuştur. Ba’zıları, âlem cevher olsun araz olsun hakîkaten vücûd-ı hârici ile mevcûddur; lâkin, bu vücûd îcâd-ı Hak ile olduğundan âriyyet nev’indendir. Hattâ sekr hâli galebe edince bunlar dahi ¿1 söylemişlerdir. Ba’zı diğer ise âlemin vücûdu her ne kadar hâriçte vardır, ammâ zillidir. Cenâb-ı Hakk’ın sıfâtı da o zille aksetmiştir. Meselâ, vücûddan vücûd, ilimden ilim, kudretten kudreti câmi’-i in’ikâs tarîki ile bir mevcûd zuhûra gelmiştir. Ba’zı âhar ise -ki Şeyh-i Ekber dahi o meyândadır- âlemin ilm-i İlâhîdeki vücûdundan başka hakikatte bir vücûd-ı hâriciye mâlik olmadığını iddiâ etmişler ve meşhûd olanların vücûdu, vücûd-ı zillidir, demişler. Hâricde ise mertebe-i Hak’ta mer’îdir ve illâ nefsü’l-emrde ma’dûmdur; kemâl-i tevhîd de bunu iktizâ eder, i’tikâdında bulunmuşlardır. (oij>j £» jJl c^ö % y> o^ Jj) Belki vücûd-ı Bârî ile gayriyyeti nazar-ı i’tibâra almaksızın gayr dediğin şeyin vücûdu vücûd-ı Hak’tır. LLLj IjaLU) (LjJ Lly ^ a> ^ ;^ JLjjî J üjl od# Zâhirde olsun, bâtında olsun gayr için müstakil bir vücûd yoktur. Bi’l-cümle mahlûkât onun vücûduyla kâimdir. Ve bi’l- cümle sıfât-ı kemâli de câmi’ olan ancak bu gibi bir zât-ı eceli ü a’lâdır. ■¿Lîji £^>- «OP O^dafljl yÜaJl CJjdlı oâ iya jl Lo^j) «cp daXj (^yx<Jl OyJL ol« ^y« <ÛJâS' ¿»j^oJlj »jja>«JI 106

