Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
ifâde ediyor. Meselâ, rubûbiyyet, “rab” ve “merbûb” arasında bir nisbet olduğu ma’lûmdur. Merbûb ma’dûm olunca rabbin dahi ma’dûm olması lâzım gelir. O hâlde merbûb ilm-i ezelîdeki “a’yân-ı sâbite” olduğu ve “ilim” ise Cenâb-ı Hakk’ın gayrı olmadığım bilmeli ve marîzin vücûdu Cenâb-ı Bârî’nin vücûdu olduğunu, bu sûretle te’vîl etmeliyiz. (Jbc ¿1 ^jlJl ^ ^y Mj) Ya’nî, ne dünyâda ne de âhirette mâsivâyı görmez olursun. ¿yjlJl Jî) Diyebilirim ki, dareynin vücûdu, isimleri, müsemmâları şüphesiz Cenâb-ı Hakk’ın vücûdu olduğunu ve sonra dan mahlûk olduklarını bilmiş ve nüfus-i müzlimeye muhâlefetle ebvab-ı ta’addüd ve gayriyyeti seddetmiş olursun. (Çişi öl Ajli^sj o^j^-j jl^l ¿^ öf- ^ / çy_ J^ oly Jj) Ve görürsün ki, Cenâb-ı Hakk’ın her günkü emri başka dır. Ma’lûmat-ı ilmiyye ve mukadderât-ı ezeliyyesini sı rasıyla izhâr buyuruyor ve bu sûretle âsâr-ı zât ve sıfatını bi-lâ-keyfıyyet âleme gösteriyor. cJİJ>j; j^h yıÜiJlj ¿^^b /"^b <Jj^l j^ J^- *0^) (ciby; ^j Zîrâ evvel, âhir, zâhir, bâtın hep kendisinden ibârettir. Vahdâniyyet, âlem-i nâsût ve ferdâniyyet ise âlem-i gayb ve melekût i’tibâriyle sıfat-ı Bârî Teâlâ’dandır. Ya’nî âlem-i gayb ve şühûd da olan vücûdun cümlesi vücûd-ı Bârî’dendir, isneyniyyet yoktur. ¿1 (o!jj U ^ap c»xj o^j^-j ı~-îti ûi ^fj öil jl j*f^b) Şunu da bilmeli ki, Cenâb-ı Hak, vücûdu vâcib olduğu gibi mâsivânın da ademi vâcibdir. -öl ¿^ ^JJI dU) 105

