Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
ender-fenâda bulunsun, o hâlde fenâda teselsül lâzım gelmekle berâber, bir şey’-i vâhidin hem kâim hem de fânî olması iktizâ eder. Bu ise vücûd ve ademin iştirâki gibi bir emr-i muhâli münticdir. ^j j^j) (J^p ^1 îiyuj Bu ise akıldan baîd, ma’rifet-i nefsten mahrûm bir müşriktir. \j JU; ¿1 ojU \) (<up Ne ma’rifet-i nefs, ne de ma’rifetullah teâlâ’dan behresi vardır. Jbü <¿1 43J^>j j-iJl 43yv> ^1 J^Jl US J^^ J^i öU) 4x« jS^ |âj jK ^U: ¿1 j! |»Lü jı Lpy*» J^ u^y^^ (jlS US jSl yj ^ Bir sâil derse: “Ben nefsimi ve Allah’ımı ne sûretle bileyim?” Cevâbında deriz ki: “Bilmelisin ki, ezelde tek bir Allah var idi. Hakikatte başka şey yok idi. Şimdi dahi hâl böyledir.” (_yU 4)1 ^J Jlc 4)1 ^ ^ (5? u Jjlâ Jlâ jla) ¿tij>j i!ij>j j^âJl ^Cj a~U 4)1 ^^U^ csî^ ^b ujlj^Jls (ULJl Mj sjü^l ^ UljM ;L—Jl jJJI M Birisi derse: “Ben kendi nefsimi Cenâb-ı Allah’ın gayrı görüyorum, aynı görmüyorum?” Ona da cevâben deriz: %j J/ aü <U >3 y> y* hadîs-i şerifindeki nefsten murâd-ı risâlet-penâhî senin vücûdî hakikatindir. Nefs-i emmâre, levvâme, mutmainne değildir. Vücûd ve hakikat ise şendeki olsun şâir eşyâdaki olsun bi’l-cümle min-haysü’l-vücûd, vücûd- ı Hakk’ın aynıdır. Lâkin eşkâl-i gûnâ-gûn ile ta’yîn eden müşahhasât, şüphesiz onun gayrıdır. Bunun için kar ve dolu gibi hakikatte sudan başka bir şey olmayan müşahhasâtı irâe eder.” Ve ilâveten diyebilirim ki: “Mes’ele-i vahdetü’l-vücûd inkâr ve hatta i’zâm olunacak mesâilden değildir. Zîrâ 4)1 jilj ^JlL ^ 99

