Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
“kün” ile pâ-nihâde-i mehd-i vücûd olan mecmû’-ı eşyânın sırr-ı mebdei kendisidir. Kezâlik hurûf-ı âhir, sırr-ı âhir; hurûf-ı zâhir, hurûf-ı bâtının vücûdu, zât-ı Hak’tan başka bir şey değildir. Binâenaleyh evvel, âhir, zâhir, bâtın ancak kendisidir. Mj ^ J y ^ iJjkJl W ^ ^ yûJ Idjb ^li îO^^1 (Vjl^- ^j ^>b N u ^ Şunu da bilmeliyiz ki esmâ- yı şerîfenin hurûfu kendisi olmakla berâber, ne dâhil, ne de hâriçtir. Hulûl ma’nâsı da vârid-i hâtır değildir. Çünkü zât-ı Bârî teâlâ bir şeye hulûl etmediği gibi bir şey de O’na hulûl etmemiştir. Nj Jji!L Mj ytUâJl |>LJlj M U,Jl aj^j «jjk> jl (yÇjj) j^Ü j^^ ^J /^' jc^^ ^J ur^^ ^J [^^ 3 (^^ ^ \l <uk ^ ? \l ¿jl ^ y \| ÖÇ, ^ ^>L Mj (<ui Jyu <Jjj <ui ^ <»Ç îmân-ı hakîkîye tâlib olanlar, tarîk-i sûfiyyede çalışıp, Cenâb-ı Hakk’ı bu gibi evsâf ile bilmelidirler. Zîrâ ilm-i zâhir, fehm, vehm, his ile bilinmediği gibi, zâhir, bâtın gözleriyle de görünmez. El-hâsıl, başka bir sûretle idrâk olunmaz. 4jIx> oj^ a-^yd <A>e>sj ^j CjİJa-j 4jf>c?- o^ J>l oljj ^) (4x5 *% 4IjIj>j) “^j^j y^~j a^3^3 l^-j^ ¿P ayet-i kerîmesine3 nazaran Cenâb~ı Hakk’ı dünyâda bir diğeri göremez. Zîrâ vahdâniyyet O’nun hicâbıdır. İsneyniyyet yok ki, imkân-ı rü’yet olsun. Hem de O’nun sâtiri kendi vahdâniyyetidir. Âlem-i “keyf’den değildir. Ya’nî bir hey’et-i mahsûse ve hâlet-i mahsûsa ile değildir. Şu kadar var ki öyd>U Eijj ojj-j A’râf, 7/143. 91

