Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
kâim değiller. Bunlann mukavvimi, muharriki, müsekkini Cenâb-ı Allah’tır. Bunlar âlât makâmındadır. Nitekim bir kapı veyâhûd bir sandık yapıldıkta, bunları testere, keser yaptı denilmez; doğramacı yaptı denilir. Şunu da bilelim ki, Aleyhi’s-selâm Efendimiz ashâb-ı kirâm ile dâimâ lisân-ı şeriatla mükâleme buyurmuş, ancak Ebû Bekir ve Ali hazarâtı gibi havâssa ba’zı hakâyıktan remz ve işâret buyurmuşlardır. Şeyh-i Ekber hazretlerinin ise Hazret-i Ali’den mevrûs olan ilm-i velâyet sâyesinde tevhîd-i hakîkî deryâsına dalmış ve havsala-i beşerin sığamadığı sözleri söylemiş ez-ân-cümle bütün kâinâtın vücûdunu inkâr eylemiştir. “Eşyâ-yı mevcûdeyi ne sûretle inkâr edersin?” suâlinde bulunan kimseye de “Ben, Cenâb-ı Hakk’ın gayrı görmeyen âriflerle konuşuyorum! Mâsivâyı görenler, yalnız mâsivâyı gördüklerinden onlara söylenecek bir sözüm yoktur” buyurmuştur. % jA iJjl bû Jj^I jA ^)!l jA Ij^Jj) (d?lj % jl’tJl ^a ÂjjiUj % jAllâJl jA 4jy-l Tafsılat-ı sâbıkadan anlaşıldığı üzere; isimden murâd müsemmâ olduğu gibi evveliyyet, âhiriyyet, zâhiriyyet, bâtınıyyet vasıflarından kat’-ı nazarla “evvel”, “âhir”, “zâhir”, “bâtın” da ancak Kendisidir. Vâhid-i hakîkîdir. Ve bu mertebe, Cenâb-ı Hakk’ın “amâ” mertebe-i ahadiyyetidir. (Jj^l o^1 ¿yrj y>) Makâm-ı vâhidiyyet ve zât-ı ahadiyyete işâret olan “ewel”in hurûfu da kendisinden başka bir şey değildir. ^j y>-Î ^j Jjl >Ü jtUl üy>Jl ^J^J jAJ _/^Jl öy’dl (? ^1 /^ ^J ¿^b Kezâlik sırr-ı evveldir. Emr-i 90

