Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
tenzîhiyye”, “esmâ-i ef âl” diyerek dört kısma taksim etmişlerdir. Allah gibi “ism-i zât” içiny* ilim gibi “esmâ-i sıfat” için y* ^ ^^ demişlerdir. Kezâlik “Kuddûs” misillü esmâyı mutlaka tenzih sırasında, ve “Hâlık” ve “Râzık” gibilerini de efâl-i ilâhiyyeye delâlet makamında isti’mâl eylemişlerdir. Ulemânın bir kısmı da isim ile müsemmâ beynindeki mugâyeretin yalnız meânî-yi iştikakta olduğunu iddiâ buyurmuşlardır. (ı>jy ^S) Çünkü mevcûdât umûmiyyetle üçten fazla değildir: Birincisi, zâtullah teâlâ; İkincisi, ilim gibi sıfâtullah; üçüncüsü, mahlûkât gibi sıfâtü’s-sıfât. Ve bu i’tibârla mevcûdât üçe bâliğ olduğu hâlde evliyâullahın keşf-i esrârına nazaran bir mevcûd-ı hakîkîden başka bir şeyin vücûdu yoktur. Bu zâtlar ferdiyyet ve vitriyyet-i ilâhiyyeden, Tûr-i Sînâ’ya müşâbih olan kalblerinde tecellî eden bârika-i envâr ile bir hayli esrâra şâhid olmuşlar, hayrân olmuşlar, sermest-i bâde-i vahdet ve muhabbet iken bazı esrârı da ağızlarından kaçırmışlar. Âşıkane nazımlar, vâkıfâne nesirler inşâd ve inşâ eylemişler. Bunların ifâdelerini tasdîk etmeyenler bir mecnûnun veyâhûd bir a’mânın, âkılların veyâhûd gözlülerin ifâdelerine i’timâd etmemek kabîlindendir. Aklı başında olanlar bu gibi vâsılînin âsârından istifâde için aslâ tevakkuf eylemezler. Şunu dahi ilâve edelim ki, evliyâullahın ta’kîb ettikleri usûl ve kavâid, nusûs-ı Kur’âniyye ve ahâdîs-i nebeviyyenin zevâhiriyle de müeyyeddir. Meselâ, Aleyhi’s-selâm Efendimiz buyuruyor: “Cenâb- ı Hak var idi, başka bir şey yok idi. Şimdi de hâl böyledir. ” Binâenaleyh eşyâ-yı mevcûdeyi a’râz makamında telakkî etmeliyiz. Çünkü bunlar nefsleriyle 89

